“Bu dağlarda kartal gibiydim, şimdi birşey kalmadı işte…”

Kasap Hasan ölmüş!

Kimi zaman yazmak en zorudur. Ama yine de zamandan suskun harfler yontmalı insan. Yazarak bölüşülebilir belki her yürek ağrısı…

Kasap Hasan benim için bir yaşama biçiminin simgesiydi. Kimseye eyvallahı olmadan süren bağımsız bir ömrün özeti. Herkesin bir Kasap Hasan’ı vardı kendine göre. Kimi muhabbetini çok severdi, kimi inceden kızardı. Ama dostunun da düşmanının da yüzünde bir tebessüm kaynağıydı.

‘BEN DAĞLARA GİDEMEDİĞİMDE, DAĞLAR BANA GELİYOR’

“Bu dağlarda kartal gibiydim, şimdi bir şey kalmadı işte” demişti, üç yıl önce, Kasımlar’ın Yalı mahallesindeki evinde. Elinde bir dürbünü vardı. Darıbükü köyünden Koreli’ye getirtmiş, Fransa’dan. Köprüçay’ın yamacındaki vadiden karşıdaki dağlara bakıyordu dürbünüyle. “Ben dağlara gidemediğimde dağlar bana geliyor, yakınlaşıyor dürbünle” diyordu. Yalı’daki evinde yalnız yaşıyordu. Ama Kasımlar’da olduğu zamanlar evine geleni gideni eksik olmazdı. Dedim ya, “yıldırım” gibi bir hayat yaşamıştı Kasap Hasan. Bu yüzden anıları da bir hayli renkliydi. Sözlü kültürün giderek yaşamın içinden soyutlandığı bu zaman diliminde, binlerce yıllık birikimden süzülüp gelen hayat pratiğinin insana heyecan katan ustalarından biriydi, Kasap Hasan…

DUVARINA KARANFİLDEN KOLYELER ASAN ADAM

Eşkıya ve aşk hikayelerinin harmanında, çokça kahramanlık, az çok bıçkınlık, az biraz külhanbeylik ama illa ki de neşe kaynağıydı. Onu her ziyaret ettiğimizde evinin duvarında asılı olan ucu sarı paralı dizi dizi karanfilden kolyeleri, ekipteki kızların boynuna takacak kadar da centilmen!

ÖLÜMÜNE KÖRLÜĞÜN ORTASINDA ÖLÜMÜNE YAŞAYAN KÖYLÜ

Köprüçay’a, Kasımlar’a her gidişimde, zamansızlığın kıyısındaki buluşmalarımızda kah bir çay içimliği kah bir yemek molasında bir araya geldik Kasap Hasan’la. Bir yanımız akrabaydı ama bundan da öte onun kendine özgü kimliğiydi benimsediğim. Hayallerini yitirmiş bir toplumun ortasında seksenini devirmiş gözlerinde her daim bir cinlikle, bir ışıltıyla ve her daim inatla yaşayan bir köylü. Köylülüğün öldürüldüğü bir zaman diliminde, kendini coğrafyasından doğurabilen bir köylü. Ölümüne körlüğün ortasında, ölümüne yaşamak diyebilen bir köylü… Sinemakavram ekibinin çektiği, danışmanlığını üstlendiğim ‘Yer Bize Çimen Verdi’ belgeselinde anlattığı “örme dokutma” hikayesiyle, yaşadığı coğrafyanın özetini yapmıştı Kasap Hasan.

DAĞLARINA KAÇIP GİDEN 81 YAŞINDA BİR ÇOCUK

Bir yıldan fazladır kanserdi Kasap Hasan. Kan kanseri. Sürekli kan verilmesi gerekiyordu. Tedavisi için zaman zaman kente gittiğinde, huzursuzlanıyor, dağlarına, köyüne gitmek için çırpınıyordu. Kimi zaman da tıpkı okulu kıran bir çocuk gibi kaçıp kaçıp gidiyordu dağlarına…

En son sesini duyduğumda iki hafta kadar önceydi. Telefondaki sesi yorgundu. Helallik istedi, kısaca konuşup kapattık. Bir kaç gün sonra bölgeye gidecek, onu ve başka canları ziyaret edecektim, bu sabah ölüm haberi geldi…

Bir hafta önce tedavisi sürerken “beni köye götürün, burada bunalıyorum” demiş çocuklarına. Bu sabah da köyünde, dağlarının eteğinde emaneti teslim edip, 81 yaşında hakka yürüdü Kasap Hasan. Köprüçay’ın Hızırları yoldaşın olsun, ruhun şad olsun…

İNSAN, YAŞADIĞI COĞRAFYANIN ÜRÜNÜDÜR

İnsan, yaşadığı coğrafyanın ürünüdür. O coğrafyanın mütemmim cüzüdür. Kartal ya da fare. Tilki ya da ceylan. Menekşe ya da sümbül… Bir kartal yok olduğunda, bir adamın yorgun sureti düşer toprağa. Bir menekşe vahşice söküldüğünde, bir kadının aksi vurur ölü sulara. Bir tilkinin sureti silikleştiğinde ormandan, bir çocuk masalsız kalır. Adına ‘modern zamanlar’ denilen bir dönemin hayhuylu koşuşturmasında; bir zamanlar kartallar gibi hayatlar süren canlar da birer birer yitip gidiyor. Bizzat öykündükleri kartallar gibi…

Kasap Hasan 81 yaşında hakka yürüdü

Kasap Hasan (Hasan Yıldırım)

Kasap Hasan gençlik yıllarında

Kasap Hasan Kasımlar kahvesinde köylüleriyle

KASIMLAR

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here