Bu fotoğraf memleketin aslıdır!

Bu fotoğraf memleketin aslıdır!

0
PAYLAŞ

yaptığı eylemlerin başlıklarını okuyor tek tek. Star gazetesi yazarı Ayşe Önal, hani kendisine “deli” demeyeceklerini bilse çıkıp ortaya “yangın var!” diye bağıracak. Ama olmuyor işte. Hiddetleniyor, sesini yükseltiyor, koltuğuna sığışamıyor… Ama o kadar işte! Sen bağrını yerlere de sürsen, yüreğini çıkarıp bin parça olsun diye yere de çalsan, insanın ülkesini sevmesinin “şiddetin dili”nden geçtiğini belleyenlerin koltuklarında rahat rahat, kıpırdamadan oturmalarından daha kuvvetli olamıyorsun bu ülkede. Kendini atıp ortalığa cayır cayır yaksan da, şu içini ortalığa saçsan da… Olamıyorsun!


Milletin “Yetiş Abi!”si olan Aygün, elindeki kupürleri sallayarak soruyor, ASALA diplomatlarımızı öldürürken hangi Ermeni “Hepimiz Türk’üz” dedi diye. Önal, kafayı yiyecek gibi oluyor. Şimdi bunun gereği mi diyor… Ne yapalım, biz de onları mı öldürelim demeye getiriyor… Bu yaptığınız sadece faşizanlığı arttırır diye çırpınıyor… Ama öyle işte, Önal, kendini heder ettiğiyle kalıyor…


Heder olduğunla kalmak… Bu cümle bize artık ne çok yakışıyor…


CIVATALAR SIKILDI


İzlemişsinizdir; Hrant’ın katiliyle resimleri yan yana çıksın diye katili bile şaşkın bırakacak bir ilgiyle poz veren “emniyet güçleri,” bu memleketi yerine oturtmuştur artık. İçimizi tümden karartmamak adına azıcık şüphemiz varsa, sağ olsunlar, onu da aldılar bizden. Şüphesiziz artık!


Ve fakat yetmedi, cıvataları iyice pekiştirmek istediler.
Sonra Radikal gazetesinde bir haber çıktı. Meğer katil Bayrampaşa Cezaevi’nde de özel bir muameleyle karşılanmış. Kalacağı hücre boşaltılmış, bir güzel temizlenip boyandıktan sonra bayramlık yataklar, nevresim takımı, 102 ekran televizyonla filan hazır hale getirilmiş. Katil hapishaneye geldiğinde yükselen alkışın hapishane duvarlarını yaladığını yazıyordu Adil Küçük imzalı haber. Katile dışarıdan kebaplar taşındığını da…


Dışarıda derin devletten bahsedilirken içeride mevsim baharmış meğer, diye düşünüyorken tam, bu haber ertesi gün yalanlandı… İyi ama “görgü tanıkları” neden böyle bir hikaye uydurmak istemiş olsunlardı ki?!


HANGİ DEVLET BİZİM?


Derininden vazgeçtik, gözümüzün önündeki devlete bile gözlerimizi alıştıramadık biz. Suikastın bilgisi aylar öncesinden geldiği halde bir şey değişmemesi, emniyette artık nasıl bir midesiz hazsa yan yana fotoğraf çektirilmesi ve cabası olarak da katilin cezaevinde VIP’lenmesi hangi devletin işi acaba? Derin devlet bu adamlara çalışıyorsa, derinliği olmayanı kimlerin hizmetinde?


Bir kurşun, öldürülmüş bir gazeteci ve sonrasında yaşananlarla bir yerden alınıp bir yere konulabiliyorsa bu memleket, konulduğu yerden almak için bizim kaç yazı yazmamız gerek? Silahımız aklımızsa, kurşunumuz sözcüklerse, biraz da bizim istediğimiz yerde durması için, bir yerden alıp bir yere koymak için bu memleketi, kaç cümle saydırmamız gerekir? Ya da artık şiddetsiz sözün gücü yeter mi bu ülkeye? Bugünlerde yaşananları izleyen çocuklara, kalemin hakikaten işe yaradığını nasıl anlatabilirsiniz bir daha?


HRANT NE DÜŞÜNÜRDÜ?


Ağzımıza dolan sözler bitmeden öyle bir şey daha çıkarıyorlar ki karşımıza, daha önceki fotoğrafın cümlelerini kuramadan öyle çarpıcı bir başkasını çıkarıyorlar ki ortalığa, boğulacak gibi oluyoruz. Hani aklımıza mukayyet olmayı öğrenmemiş olsak, bu ülke bize en çok bunu öğretmemiş olsa, şimdiye burada olamazdık biz. Vicdansa zaten paramparça…


Memleketini, kendini öldürenlerden daha iyi tahlil eden Hrant bu kadarını tahmin edebilir miydi acaba? Kendini öldürenlerin el altından sırtının sıvazlandığını ve bunu gizlemeyi bile beceremeyip ellerine yüzlerine bulaştırdıklarını görse Hrant, bu kadarına şaşırır mıydı?
Öldürülmek değil de, bu memleketi en çok onların hak ediyor olarak gösterilmesi koyardı adama herhalde…


emredasar@gmail.com

BİR CEVAP BIRAK