Bu gidişat ürkütüyor

Bugün bir siyasi kadro (siyasi parti değil!) devlet örgütüne hakim olmuş ve anayasa konusunda dayatma yapıyor. Bu siyasi kadronun özelliği nedir; nereden güç alarak anayasa konusunda dayatma yapıyor? Bu hareket, Cumhuriyet ilke ve uygulamaları ile kendilerini ezilmiş ve dışlanmış gören oldukça geniş bir kesimin, geçmişin hatalarını telafi ve toplumu ileriye taşımak için değil, emperyalizmin projesini hırs ve özlemleri nedeniyle algılayamayan kesimin iktidara uzanmasıdır. Bu kadronun tek derdi, başkanlık diktası altında, her türlü yönetsel ve yargısal denetimden vareste, emperyalist odakların tetiklemesine açık keyfi bir güdülme sistemi kurmaktır. Anayasa dayatmasının emperyalizmin güdüsündeki birinci bileşeni budur.

Dünya ve Türkiye konjonktüründen yararlanarak yeni bir anayasa yapılması konusunda dayatma yapan ikinci gurup ise, “Kürt sorunu”nu etnik kimlik üzerinden emperyalizme açık şekilde çözmeyi amaçlayan siyasi çevrelerdir. Bu çevrelerin amacı ise, kısa veya orta dönemde yerel otoriteyi ele geçirip, uzun erimde, tarihsel koşulların da elverdiği durumda, çevre dokularla birleşerek otonom yönetime geçmektir. Anayasa dayatmasının emperyalizmin güdüsün deki ikinci bileşeni de budur.

Maalesef, bu koalisyon halk oylamasına sunulacak bir tasarıyı parlamentodan geçirmeye kadir, son anayasa referandumunda görüldüğü üzere, organik aydınlarımızın cansiperane çabaları ile yönlendirdikleri halkımızın önemli bölümü de kendilerine sunulacak öneriye olumlu bakmaya meyyaldir. Siyasal kadronun halk aveneliğini samimi halk taraftarlığına yeğlemesi yanında, halkımızın da kısa vadeli bireysel çıkarı uzun vadeli toplumsal çıkarlara tercih etmesi söz konusu meş’um koalisyonun sonucu istihsal etmesine yol aça(caktı)r.

Böyle bir ortamda ülkenin tek kurtuluş yolu yeni anayasanın bir kurucu meclis eli ile yapılmasıdır. Zira, iktidarı ele geçirmiş ve ona kene gibi yapışmış bir kadro olağan bir parti değildir; bir siyasi kalkışın temsilcisidir. Bu itibarla yapılacak bir anayasa halkımızı, ister istemez, üçlü bir kümeleşmede toplama eğilimi taşıyacaktır. Tasarlanan anayasada, bence bundan dolayı ve çok da doğal olarak, ulus kimliği tartışılmaktadır. Zira, Kürt kimlikli vatandaşlar dışında kalanlar da zımnî olarak ikili gurupta tasnif edilmiş olacaklardır. Kısacası anayasanın ruhu, Kürt vatandaşları ayrıştırıcı, Kürt vatandaşlar dışında kalan grupta ise bir bölümü diğer bölüm üzerinde baskılayıcı nitelikte olacaktır. Ulusal hakimiyetin kullanılış biçimi, yani organların dışlanarak salt diktatöryel parlamenter düzeen, başkanlık sistemi ve anayasal temel ilkeler üzerinde AKP’nin dayatmaları manidar olduğu gibi, bu ilkelerle fazla ilgili olmayan ya da görece kayıtsız olan DTP’nin tavrı da açıktır. Böylesi yaklaşımla tasarlanan anayasa dayatmalarına diğer partilerin destek vermesini anlamak zorlaşmaktadır.

Yeni anayasa yapılması yolunda ilerlenirken hemen tüm kurumlarda yaşanan derin alt-üst oluşumlar ne rstlantısaldır ne de hataen oluşmuş sonuçlardır. Farkında olalım ki, bütün kurumlar çökertiliyor. Çökertme harekâtı gerçekleştirilmeli ki, küllerinin arasından yeni anayasanın temellerini oluşturacak kurumlar yükseltilsin.

Hukuk sistemi çökertiliyor. Darbe girişimcilerini elimine etmek veya cezalandırmak için hukuk usullerinin çiğnenmesi gerekmezdi. Gerçekleş(tirile)memiş darbe girişimi faillerini cezalandırmak için hukuk usullerini tahrip edilmesi, aslında hedeflenen darbenin gerçekleştirilebilmesi için yapılmamış darbenin mazeret olarak kullanılmasından başka bir şey değildir. Pınar’ı hakkı arayan hukuk sistemi değil, sistemi açık etmek istemeyen sistemin ve devletin hukuk anlayışı cezalandırıyor.

Eğitim sistemi çökertiliyor. Okula başlatma yaşından başlayarak, 4+4+4 sisteminin uygulanmaya koyulmuış olması bir nesli tahrip etmeye yeter. Bu uygulamanın dindarlık ya da halk yandaşlığı ile bir ilgisi yoktur. Araştırmaya gerekli kaynaklar ayrılmazken, üniversiteler çökertilirken, üniversitelerde seçim sistemi tümü ile atamaya dönüştürülüp, atamalar cemaat ve yandaş mantığı ile yozlaştırılırken, döndürülmesi çok zor ve zaman alacak olan çok ciddi bir toplum mühendisliği devrededir.

Sağlık sistemi çökertiliyor. Hükümetin yüzüne gözüne bulaştırdığı tam-gün dayatması, performans uygulaması ya da reçeteştirme sistemi ne bütçede tasarruf yarattı ne de sağlık hizmetlerinde etkinlik sağladı. Tam-gün reddedilir bir ilke olamaz. Bu ilke tüm demokratik kuruluşlarca savunulmaktadır, ancak böyle değil. Hele de sağlık alanında performans uygulaması akıllara zarar bir maliyet unsurudur.

Devlet yönetimi o denli ciddiyetten uzaklaşmış ki; İmralı’dan gelen mektup çaycıların elinde gezmektedir, bir gazeteci taşıyamayacağı kadar ağır bir bavulu omuzu düşercesine savcıya götürebilmektedir, havada uçuşan mektuplarda anayasa ilkeleri tartışılmaktadır. Acaba bu bir derin devletin işi mi; öyle ise, hangi devletin? Öyle anlaşılıyor ki, emperyalizm sorunu çözmüş, sonuca adım adım yaklaşıyor. Bu senaryoyu parçalayalım, Kürtler, Türkler ve tüm Anadolu halkları, bir araya gelelim ve konuyu BİZ tartışalım!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.