Bu sesler müzeye sığar mı?

Teke Bölgesi’nin kalbi olarak anılan Burdur’da başlatılan çalışmalara Burdur Sivil Toplum Platformu’ndan eleştiri geldi. Platform Başkanı Kemal Arslan, halk kültürünün en önemli araçlarından biri olan müzik aletlerinin toplayıp müzelere koymak yerine, gerçek bir yaşayan müze niteliğindeki bölgenin değerlerini koruyarak sonsuza kadar yaşatacak çalışmaların yapılması gerektiği görüşünü savunurken araştırmacı-yazar Esat Korkmaz ise aletten çok ondan çıkan sesin önemine işaret ederek, “Ozan, halkın taşıyıcısı-sözcüsü olan bellektir. Bu bellek özünde konuşmaz, ‘Telli Kuranı okuyarak ses olur ve bizi, yaşama taşır; yaşamın aklıyla buluşturur” değerlendirmesinde bulundu.

BAKANLIK TEKE YÖRESİ’NDE MÜZİK ALETİ TOPLUYOR

Burdur’da başlatılan müzik aletleri toplama çalışması kapsamında kente gelen ilgililer, proje kapsamında Denizli, Antalya, Isparta ve Muğla gibi Teke Yöresi sınırları içinde bulunan illerde çalışma başladığını belirtiyor. Çağdaş Burdur Gazetesi’ne konuşan Bakanlık yetkilileri, “Isparta ve Burdur bölgesinin kendi içinde olağan üstü fazla kültür birikimi olduğunu tespit ettik. Müzikolog Mehmet Bedel sayesinde tüm bölgeyi taradık. Teke Yöresi müzik aletlerini hakkında çalışmalarda bulunduk. Örneğin Kezban yenge türküsünün derleyici Kadir Tuna’nın Curasından tutunda kartal kanadı çığırtmalarına kadar Teke Yöresi’nin tüm eserlerini müzik kültünü yansıtacak kabak kemane, sazlar ve çeşitli müzik aletleri derledik. Topladığımız müzik aletlerini İstanbul’da kurulacak Türkiye’nin ilk müzik müzesinde sergileyeceğiz” ifadelerini kullanırken, toplanan müzik aletlerinin değerinin ise oluşturulan komisyon tarafından saptanacağını kaydetti.

KIRTIL DAVULU DA TOPLANAN MÜZİK ALETLERİ ARASINDA

Çalışma kapsamında bölgedeki yerel halk sanatçılarından cura, sipsi benzeri müzik aletlerinin toplandığı belirtilirken bu kapsamda ayrıca Mersin’in Silifke yöresindeki Kırtıl Abdalları’nca kullanılan geleneksel ‘köşeli kırtıl davulu’ da toplanan müzik aletleri arasında.

‘TOPLAMAK DEĞİL YAŞAYAN MÜZE OLAN BÖLGEMİZİ YAŞATMAK ÖNEMLİ’

Burdur Sivil Toplum Platformu Başkanı Kemal Arslan ise bölgede bu şekilde müzik aletleri toplanması girişimini eleştirterek, “halk kültürünün en önemli araçlarından biri olan müzik aletlerinin toplayıp müzelere koymak yerine, gerçek bir yaşayan müze niteliğindeki bölgenin değerlerini koruyarak sonsuza kadar yaşatacak çalışmaların yapılması gerektiğini düşünüyoruz. Bir kültür yaşıyorken onun değerlerini arşivlemek elbete önemli ama yaşatabilmenin yollarını aramak çok daha önemli. Bir ozanın sazını elinden alıp müzeye koymak yerine o ozanın sazını özgürce çalabileceği, bu köklü klütürü geleceğe aktarabileceği ortamı sağlayabilmeliyiz” diye konuştu.

‘KULLANILMAYAN MÜZİK ALETLERİ TOPLANIYOR’

Türkiye’nin ilk müzik müzesi olarak duyurulan girişim kapsamında toplanan müzik aletlerinin sahibi tarafından kullanılmayanlar arasında seçildiği savunulurken, konu hakkında görüşüne başvurduğumuz araştırmacı-yazar Esat Korkmaz, ozanların halkın belleği ve sözü olduğunun altını çizerek, müzik aletinden çıkan sesin önemine değindi.

ESAT KORKMAZ: ‘ALETTEN ÇOK ONDAN ÇIKAN SES BENİ İLGİLENDİRİYOR’

Uzun yıllardır Anadolu’nun kültür ve inanç kökleri üzerine alan çalışmaları yürüten ve bu konuda çok sayıda kitap ve sözlük yayınlayan Esat Korkmaz, konuyla ilgili değerlendirmesinde şu görüşleri dile getirdii: “Müzik aletlerinde çıkan ses beni hep ilgilendirdi. Bu yüzden aletten öte ondan çıkan sesleri toplamak beni daha çok ilgilendiriyor. Buna örnek olarak bağlama-ses olgusuna kısaca değineyim: Ses, bağlamanın yapısına sırlanmış bir olanaktır. Sır olarak tanımlanan bu olanağı ancak, bağlamanın haldeki bilincinden özgürleşebilenler keşfedebilir. Keşfedenler çıkmazsa eğer, seslerin sabit anlamları tarafından zincire vuruluruz. Böylesi koşulda, benimiz düşünülemez ve sese dönüştürülemez bir duruma düşer. Benimizi ve zihnimizi güvenceye almak, titreşim olup sese evrilerek yaşama yürümek, temel yükümlülüğüz olmalıdır.

‘OZAN HALKIN BELLEĞİDİR, TELLİ KURANI OKUYARAK SES OLUR’

Ozan, halkın taşıyıcısı-sözcüsü olan bellektir. Bu bellek özünde konuşmaz, ‘Telli Kuranı okuyarak ses olur ve bizi, yaşama taşır; yaşamın aklıyla buluşturur. Ses olabilmesi için bağlamasıyla sevişir ozan. İki eşik arasında kalan yaşam alanında, parmaklarına basarak gezinmeye başladığında, bir sevişme sesi kaplar ortalığı; kulağın yetersiz kalınca seçeneksiz gözünü de eklersin; duyguların ve heyecanın göz olur ve seste, varoluşun görüntüsünü izlemeye başlarsın. Zamanı tersine çevirir, ulularımızın başlangıç zamanına taşınırsın, geçmişi yakalar-geleceği kurarsın. Geçmişin sana yaklaşır, sen geçmişine.

‘SESE ACIKAN HER CAN SES İÇEBİLMEK İÇİN OZANA KOŞAR’

Yangın insana –Yan!, der; akarsu –Ak!, der; rüzgâr ise –Yuvarlan!: Yanmak, akmak ve yuvarlanmak, bir olayın-eylemin akıtılmasıdır; akıtma-akıt yani. Olayın-eylemin akıtılması, o olayı-eylemi titretmektir; ses yapmaktır. Tam da bu nedenle toprağımda ‘akıt’ sözcüğü ‘k’ harfinin yumuşamasıyla ‘ağıt’a dönüşmüştür. Ağıt, doğuran-değişen yaşamın ses halidir, diye düşünülebilir. Büyülü gerçekçilik dediğimiz şey işte budur: Bu nedenle sesin sahibi olan ozanların, sözün sahibi olan bilgelere göre anlatacak daha çok şeyi olduğuna yönelik genel bir kabul vardır. Kabul gereği, sese acıkan her can, ses içebilmek için ozana koşar; ozan, ses olup kendine koşanı kucaklar.”

ESAT KORKMAZ

BURDUR SİVİL TOPLUM PLATFORMU BAŞKANI KEMAL ARSLAN

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.