Bu sömürüye ortağız

Elektronik cihazlarımızda kullanılan madenler, Kongo’da korkunç şiddet olaylarına maddi kaynak sağlıyor. Kongo’daki acımasızlığı fotoğraflayan Marcus Bleasdale, “Çünkü insanların benim kadar kızmasını istiyorum” diyor.

Kongo’ya ilk gittiğimde, Joseph Conrad’ın Karanlığın Yüreği romanından yüz yıl sonrasında hiçbir şeyin değişmemiş olduğunu fark ettim. İnsanlar hâlâ sömürülüyordu, ama bütün kaynakları emen bu kez çok uluslu şirketlerdi. 2004 tarihli bir raporda, bugün artık Afrika’nın ilk dünya savaşı olarak bilinen çatışmalarda dört milyondan fazla insan öldüğü yazıyordu ve ben, hiç kimsenin bu dehşet verici sayı hakkında konuşmadığına inanamıyordum. Bu beni çok öfkelendirmişti. Bir noktada, ben yılın sekiz ayını bu savaşı fotoğraflamakla geçirirken, savaşı Kinşasa’dan haber yapan uluslararası muhabirlerin sayısı tek tüktü. Bu görüntüleri bu nedenle tekrar tekrar gündeme getiriyorum, çünkü insanların benim kadar kızmasını istiyorum. Cep telefonlarımızda, bilgisayarlarımızda ve fotoğraf makinelerimizdeki madenlerin, şiddete maddi kaynak sağladığını bilmelerini istiyorum. Bu dehşeti nasıl durdurabiliriz? İlk adım, bir fotoğraftan ibaret.

Yeşilliklerin arasından bir anda çıkan çocuk askerlerin ilki, bir elinde bir AK–47, diğerinde ise körpe mariuhana filizleri tutuyor. Tahminen 14–15 yaşlarındaki çocuğun yüzünde sanki az önce bir şey çalmış gibi –ki çalmış olması muhtemel– kocaman, şapşal, muzip bir tebessüm; başında ise yapay örgüleri omuzlarına kadar inen bir kadın peruğu var. Birkaç saniye içinde bizi çepeçevre saran sık, yeşil yaprakların arasından çetesi beliriyor; yine kendisi gibi eli kolu silahlı, kamuflaj pantolonları lime lime, tişörtleri leş gibi kirli on kadar genç, ormanın kıyısından ortaya çıkıp önümüzdeki kırmızı toprak yolu kapatıyor. Birdenbire küçük kamyonetimizi çepeçevre saran küçük ordu, bizi hareketsiz hale getiriyor.

Bu olay, Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nin yabanıl doğu ucunda, asilerin kontrolündeki Bavi adlı altın madeninin yolunda yaşanıyor. Sahra–altı Afrikası’nın en büyük ve kâğıt üzerinde en zengin ülkelerinden biri olan Kongo, olağanüstü miktarda –trilyonlar değerinde– elmas, altın, kobalt, bakır, kalay, tantal ve diğer doğal kaynaklara sahip. Ama bitmek bilmeyen savaş nedeniyle de yeryüzündeki en yoksul ve en travmalı ülkelerden biri. İnsan buna pek anlam veremiyor. Ta ki Kongo’nun doğusunda, milislerin kontrolündeki madenlerin dünyanın en büyük elektronik ve mücevher şirketlerine hammadde aktarırken, bir yandan da kargaşayı beslediğini kavrayana dek. Yani belki de dizüstü bilgisayarınız –veya fotoğraf makineniz, oyun konsolunuz, altın kolyeniz– biraz da Kongo’nun acılarını içeriyor olabilir.

Bavi bölgesindeki maden bu konuda ideal bir örnek. Maden, Kobra Matata adlı, göbekli bir savaş lordunun kontrolünde. Ama “kontrolünde” ifadesi yerinde bir kavram olmayabilir. Burada hükümet idaresinin tam olarak nerede bitip Kobra’nın bölgesinin tam olarak nerede başladığını gösteren belirgin bir cephe hattı, siperlerde konuşlanıp dürbünlerinden birbirini izleyen askerler yok.

Bunların aksine, nüfuzun dağınık, bulanık ve genelde çok sınırlı olduğu alanlar var; bir yerde Kongo hükümetinden birkaç adam bir mango ağacının altında takılırken, bundan belki birkaç kilometre ileride Kobra’nın çocuk askerlerinden birkaçı esrar içiyor olabiliyor. Aralarında da geniş, bomboş, yemyeşil doğadan başka bir şey yok.

Çocuk askerler “Sigara! Sigara!” diye bağırıyorlar. Fotoğrafçı Marcus Bleasdale ile birlikte hemen pencereden Sportsmans adlı yerel bir sigaradan avuç avuç uzatıyoruz. Minik ellerde sigaralar kapış kapış gidiyor. Sigaralara ek olarak değeri beş dolardan az olan buruş buruş birkaç bin Kongo frangı iş görüyor ve yeniden yola koyuluyoruz…

*’Kıymetin Bedeli’ adlı yazının tümünü, National Geographic Türkiye’nin Ekim sayısında okuyabilirsiniz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.