Bu Yaşta Âllame

Bilirsiniz, bizim Açık Gazete’nin malümatfuruş‘u Serdar Müteferrika dostumuzdur.
Onunla pek geçinemem; aramız bazen şekerrenk olur, bazen limonî…
Kıskanıyor muyum, hayır, ne münasebet!
Fakat, gazeteye gelen bütün kitaplar ona gider; azıcık gıpta…
Gazetemizin mutfağını çekip çeviren yazarımız, gazeteci Birsen Altıner, İstanbul’daki yayınevlerinden gönderilmiş ¨beleşe¨ kitapları edebiyat-kültür ve sanat yazarı diye hep onun adresine gönderiyor.
Fakat bu kez galiba talih yüzüme gülecektir, zira Türkiye’de henüz matbaa sıcağı ve mürekkep kokusu üzerinde bir yeni basılmış kitabın müellifi, yazarı beni doğrudan aramıştır.
Biraz zor söylenen bir adı var ama belli ki, genç kuşaktandı; beni aradı: Toğan Kuter Eren…
Toğan Beyin evvela medeni cesareti, girişkenliği dikkatimi çekti.
İlim Tanrıyı Fısıldıyor başlıklı teoloji-ilahiyat felsefesi üzerine bir çalışması var ve bunu Açık Gazete’de paylaşmak istemiştir.

Yazarın kısa bir özgeçmişi geldi evvela…
Kısa özgeçmişi gerçekten kısaydı; Toğan Kuter 1997 doğumludur, henüz lise öğrencisidir.
Çanakkale Vahit Tuna Anadolu Lisesinde okumaktadır, kitabını yazmaya lisenin 4.sınıfta başlamış, din-ahlak ve fizik dersi hocalarının yardımıyla tamamlamıştır.
Kitabın ortaya çıkışında genç yazara desteğini esirgemeyen bu iki hocamıza da özgüvenleri, alçakgönüllü oluşları, bir eserin ortaya çıkışında gölgede kalmayı tercih edecek kadar saygın durmaları yönünde tarifi azıcık zor bir hayranlık duydum.
Bu eseri, Gece Kitaplığı adlı bir yayınevi baskıya değer bulmuş, yayımlamıştır.
Toğan Kuter’in kitabından yaptığı birkaç alıntıyla başbaşa kaldım; hepi topu bir sayfalık alıntılardır.
Kuter’in, buncacık alıntıdan gördüğüm kadarıyla tartışmaya ve münâzara açık, denemeci boyutunda akıcı bir dili var, çıkarsadığımca Türkçeyi de fena kullanmamaktadır; dediğim gibi kitabın tümü üzerinden değerlendirme yapamıyorum.
Hem yapsam ne olacak? Merkezinde ¨tanrı sorunsalı¨ bulunduran tartışmalardan oldum olası uzak dururum.
Heiddegger’den başlayıp Dostoyevski’yle bitirsek sayfalar dolar taşar, bilirim sıkılırsınız. Tanrıtanımazın bir tanrıtanırla elektriği hiçbir zaman voltaj tutmaz, amper değişikliği vardır. O yüzden ben Dostoyevski’yle iktifa ederim, romanlarında kalmaya razıyım.
Ben ABD ve Kanada, bazı bazı yazdığım Latin Amerika gündemi dışında bu kez kalkıp, Açık Gazete okurunu İlim Tanrıyı Fısıldıyor başlıklı bu kitaptan haberdar ediyorum. Kitabın Tanrı’nın varlığını kanıtlamaya yönelik bir girişim olduğu apaçıktır.
Tanrıtanımaz olanların bu kitabı okuyunca secdeye varacağını da ummuyorum; tersini hiç!
İnancın tartışma konusu dahi olamayacağı hükmündeyim; çok karmaşık insanî duygular, geleneksel kemikleşmiş tabular ve insan beyninin fizyolojik yapısı Tanrı konusu gündeme gelince farklı çalışıyor da ondan…
Bay Kuter’in alıntı olarak gönderdiğinden anladığımca, ölümden sonra hayat, öldükten sonra ne olacağız gibi insana dair temel merak konuları bütün dinlerin ortaya çıkışında ve Tanrı arayışında temel saik olarak görüldüğü gibi yine bu genç yazarımızı meşgul etmiştir. Fakat Bay Kuter için ölüm henüz, her ne kadar İslam’da denildiğince ¨Biz size atardamarınız kadar yakınız!¨ diye atfen belirtiliyorsa dahi, uzak bir ihtimaldir.
Gençliğindeyken, ölümle ilgili bir içsel arayışa girmesi lüzumsuz mudur, elbette hayır! Tersine gözümüzde değerlidir. İnancın temelindeki ölüm korkusunu yenebilmek yine de hepsinden daha değerli olsa gerek. Bakınız Refik Halid Karay ne diyordu?
Refik Bey ¨Ölümüme Dair¨ başlıklı bir gazete fıkrasında, ¨Bu ölüm korkusu ve ölüm tasavvurları her insanın meşgâlesidir¨ diye yazar, ¨hem de ne uğraşı, sormayınız: ‘Hiç düşünmem, diyenler bile günde en az iki düzine ölüm endişesine tutulurlar…’ ¨ diye lafına bir perçin atar. [ R.H.K., Guguklu Saat, Inkilap, s.136]
Bana kalırsa, bütün mesele, ölümle barışık olabilmektedir; bedendeki hâl değişiminin fizyolojik devinimden bir başkası olmadığına ait bilimsel açıklamaları dikkate almaktır…
Ne var ki, Bay Kuter’in buncacık genç yaşında bu tartışmaların içinde kalıp bunalmadan yazdığı eseri, felsefenin ¨tanrı sorunsalına¨ belki bir başka yaklaşım, farklı bir tutum sergiliyordur; bakıp göreceğiz. Felsefe ve ilahiyat meraklısına da öneririm.

Gelelim Bay Kuter’in bu genç yaşta böylesine zor bir konuda söz söylemesine!
Tebessüm ettiren bir şeyle karşılaşırız ya, işte şimdi öyle hissediyorum. Geleceğin vaat eden yazarı, düşünürü, kültür insanı olabileceği umutları içimde uyanırken, beri yandan da, incecik bir kıl keskinliğinde olan din-ahlak temelli felsefi tartışmalarda ekseriya insanın kendisini birden aşırı bir uçta bulacağı bir sertleşmenin, inatlaşmanın ve radikal bir tarafın insanı olup çıkmanın endişesi de içimden geçiveriyor; ama ben Bay Kuter’e bunları dilemiyor, onun parlak görünen bu çalışmasının hoşgörü ufkunu açık tutacağına inanmak istiyorum.
Hem neden genç yaşta âllame-i cihan alimler arasında olunmasın ki!
Newton’un yirmili yaşların başındayken yerçekimi kanunlarına eriştiğini, felsefeci J.Stuart Mill’in 3 yaşında Yunancayı hatmedip 8 yaşına geldiğinde klasiklerin tozunu attırdığı, Goethe’nin ilk şiirlerini henüz 10 yaşındayken kaleme aldığını, Beethoven’in 13’ünde ilk senfonisini yazıp Handel’in 14’ünde ilk bestesini yapmasından evvelki rekoru kırdığını, Dickens’in ilk romanını 25 yaşında yayımladığını hatırlarsanız genç yaşın bereketini kabul edersiniz.
Toğan Kuter Eren adlı genç yazar dostumuza, çalışmasının tümünü okumamış olmakla beraber, aşağı yukarı neyin ispatına çalıştığını tümevarım yöntemiyle erişip anlamakla ¨kifayet gösterip¨ bu yöndeki tüm eleştiri ve düşünce trafiğinin bundan sonra olumlu geçmesi dileğiyle uzaklardan selam gönderip, böylece yazarlık zenaati locasına hoşgeldin deriz.
Zor bir işe kalkışmıştır; talihi açık olsun.

__________________

msenol34@yahoo.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

nine − three =