Bu yaz konserler LifePark’ta…

Bu yaz konserler LifePark’ta…

0
PAYLAŞ

-2004 yılında kurulmuşsunuz? Yaşınız göz önüne alınırsa çok genç yaşta kolları sıvamış olmalısınız?

“Ben 78 doğumluyum, Erdem ise 82 doğumlu. Her ikimizde 20’li yaşlardaydık. Eğlence sektörü benim hiçbir zaman aklımda değildi. Ben Endüstri Mühendisiyim. Bir sene bir firmada üretim planlama uzmanı olarak çalıştım. Erdem Saint-Benoit da okurken Uludağ’a tur düzenliyordu amatör olarak. Galatasaray Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünde okudu. Üniversitedeyken bu işi profesyonel yapmaya başladı. Arkadaşlarıyla bir şirket kurdular Unigroup diye. Unigroup, tur ve konser organizasyonları düzenliyordu. Kenan Doğulu, Mustafa Sandal vs. gibi konserler yaptılar. Sonra ortakları arasında sorun yaşanınca şirket dağıldı. Ben de o sıralar işimden memnun değildim. Erdem’e ‘gel beraber’ yapalım dedim ve 2004 yılında Unilife’ı kurduk.

-Türkiye’nin ilk üniversite festivali olan Unifest ancak sizin gibi gençlerin cesaret edeceği bir organizasyondu diyebiliriz o zaman…

“Belki de… Unifest bizim gurur kaynağımız. Türkiye’nin en büyük üniversite ve gençlik festivaliydi. Unifest’i üç yıl yaptık. Şu anda yapmıyoruz ama, ondan vazgeçmiş değiliz. Ünifest’in ana sponsoru olsaydı devam edebilirdik belki ama, festival gerçekten çok yorucu ve zor bir organizasyon. Bir de bu tür festivaller çok fazla kâr getirmiyor. Bunun en büyük örneği Rock’n Coke. Bu fetival de artık her yıl yapılamıyor, iki senede bir düzenleniyor. Ayrıca artık üniversiteler münferit olarak festivallar düzenliyor. Biraz da o yüzden ara verdik. Belki bu yıl yapabiliriz.”

-Unifest’ten sonra yabancı konserleriniz başladı.

“Evet, evet Unifest bizim için güzel bir referans oldu ve biz yabancı konser organizasyonlarına başladık. İlk yabancı konserimizi 2008’de yaptık. Hem de benim için çok özel bir grup olan Scorpions ile başladık. Scorpions’ın bende çok özel yeri vardır. Ben ilkokula giderken onlara hayrandım. Kulağımda wolkman onları dinlerdim. O yüzden ilk yabancı konserimizi onlarla vermek benim için inanılmaz bir mutluluktu. Düşünsenize çocukluktan beri hayran olduğunuz grubu getiriyorsunuz; hem kendinizle buluşturuyorsunuz, hem de Türkiye’deki hayranlarıyla. Çok güzel bir duyguydu. Büyük kitlelerin beklediği bir sanatçıyı getirmek gerçekten ayrı bir duygu. Kapılar açıldığında seninle aynı duyguyu paylaşan binlerce insanın içeriye hücüm etmesi olağanüstü bir duygu. Anlatılması zor. Scorpions’u 2010’da ve 2012’de de getirdik. Üç konserde de ben hayran konumundaydım. İşi yapan kişi gibi hissetmedim kendimi. Ben de diğer hayranları gibi seyirciydim.”

-Bağlantıları kurmak zor oldu mu?

“Olmaz mı? Ama bu sektörde yabancı sanatçıların menajerlik şirketleri aslında bir elin parmaklarını geçmez. 5 tane, bilemediniz 10 tane şirket var dünyada. Aklınıza gelecek tüm sanatçılar bu menajerlik şirketlerine dağıtılmış durumda. Kontağı bulmak biraz zor oldu. Sonrası da kolay olmadı. Referans istiyorlar sizden. Unifest bizim referansımız oldu. Scorpions’la böylece anlaşma yaptık. Organizasyon zarar etti ama ben çok mutlu oldum.”

-Neden zarar ettiniz?

“İşi haziran ayında aldık ve konser de ağustos ayının ortalarındaydı. Hem zaman çok azdı, hem de ağustos ayında İstanbul çok boş oluyor. Dünyaca ünlü sanatçıların turnelerinde tarihler çok sıkıdır zaten. Ya onların verdiği tarihi kabul ediyorsun ya da bir sonraki turneyi beklemek zorunda kalıyorsun. Scorpions’ta öyle oldu ama şükürler olsun ki, 2010 ve 2012 konserleri çok iyi geçti. Her iki organizasyonda da 10 binin üzerinde satış elde edildi.”

-Sonra kimlerle konserlerinize devam ettiniz?

“2009’da Cremberries ve Katy Perry konserlerimiz oldu. Sonrasında David Guetta, Tiesto, James Blunt, Roxette, Natalie Cole gibi konserler yaptık. En yoğun senemiz bu yıl oldu. Pitbull, Enrique Iglesias, Scorpions, Buane Vista Social Club, LMFAO gibi konserleriniz arka arkaya oldu.”

-LMFAO konserini Romanya ve İzmir’de de gerçekleştirdiniz yanılmıyorsam… İzmir tamam da, Romanya konserinin sizinle ilgisi ne?

-Bizim aynı zamanda Romanya’da da bir ofisimiz var. Şöyle anlatayım. Bizim sektörümüz haraç mezat formatında. Her sanatçı farklı organizasyon firmaları tarafından takip ediliyor ve teklifleşme usulüyle firmaların elinde kalıyor. Diğer organizasyon firmaları yıllardır LMFAO’nun peşindeydi. Bizim şöyle bir avantajımız oldu. Onlar sadece İstanbul için teklif götürüken, biz Romanya, İstanbul ve İzmir olarak üç teklif götürdük. Romanya’yı bu yüzden kurduk Romanya lojistik olarak Türkiye’ye çok yakın bir ülke. İstanbul’la İzmir arasındaki mesafe kadar. Sanatçılar dünya konser haritalarını çizerlerken lojistik olarak birbirlerine yakın ülkeleri tercih ederler. Bizim bölgeyi Bulgaristan, Yunanistan, Türkiye ve Romanya olarak değerlendirirler. Balkanlara dahil ederler Türkiye’yi ve konserler organize edilirken bu ülkeleri arka arkaya koymaya çalışırlar. Romanya’nın şöyle bir dezavantajı var. Mali olarak zor durumdalar. Gerçi Avrupa genel olarak zor durumda, ama Romanya çok daha zor durumda. Romanya’da maddi anlamda zorlanıyoruz ama, biz zaten buradaki ofisi kâr edeceğiz amacıyla kurmadık.

-Komünizmden çıkmış ülkelerin gençleri ne tür müzikler dinliyor?

“Yeni nesil popüler müzikleri dinliyor ama bu tür konserlere gitmek için ne yazık ki paraları yok. Ama 30 yaşından, 35yaşından büyükler rock müzik dinliyor. Hele gençliklerinde komünist rejimden dolayı dinleyemedikleri sanatçılar gelmişse mutlaka konserlerine gidiyorlar. Bir de mezhepsel yapılarından dolayı çok konservatifler. Lady Gaga orda çok başarısız oldu örneğin.”

-Biz biletleri pahalı bulurken, Avrupa ülkeleri nasıl buluyor?

“Avrupa ülkelerinde sosyal ekonomik duruma bakınca orda ortalama bir çalışan 2000 euro kazanırken, burada ortalama bir çalışan 1000 euro alıyor. Orada biletler 50 euro olunca, 2000 euro kazanan birine 50 euro fazla gelmiyor ama burada bu parayı vermek zor geliyor bize. Ama yapacak bir şey yok. Hammaddemizin maliyeti dünyanın neresinde olursan ol aynı, sanatçı. Bize göre değişmiyor sanatçının fiyatı. Buraya da aynı parayı alıp geliyor, oraya da aynı parayı alıp gidiyor. Bizde mecburen o fiyatı konumlandırmak zorunda kalıyoruz. İnanın bu fiyatlarla günün sonunda o kadar çok zarar ettiğimiz organizasyonlar oluyor ki… James Blunt, Roxette mesela. Bir konserin başabaş noktasına gelmesi için 6 binlerde seyreden bir bilet satışı gerekiyor.”

-Bizdeki konser izleyicisiyle Avrupa’daki konser izleyicisi arasında fark var mı?

“Bir seyircinin sözlerini tesadüfen duymuştum. ‘Bir daha konsere gitmem, böyle kalabalık olur mu?’ deyip söyleniyordu. Sahnede de Eric Clapton var bu arada. Ya arkadaş, Sen Günay Restoranda Sibel Can’ı izlemeye gitmiyorsun ki, Eric Clapton konserindesin. Ne bekliyordun. Tek hayranı sen değilsin ki. Sadece sen gelsen o biletin parasını ödeyemezsin zaten, altından kalkamazsın. O kalabalığa gireceksin. Avrupa’ya bakıyorsun, 400 sterlin, 500 sterlin veriyorlar bir bilete, kedi gibi sırada bekliyorlar. Burada 100 lira, 200 liraya bilet alan kendini konserin ana sponsoru zannediyor. Brad Pitt, Angelina Jolie bir bakıyorsunuz 10 binlerce kalabalığın arasında durmuş konser izliyorlar. Çok enteresan bir durum var bizim seyircimizde. Tabii hepsi için konuşmuyorum.”

-Yurt dışında gözünüzü diktiğiniz başka bir merkez var mı?

“Gözümüzü Beyrut’a diktik. Gece hayatı, eğlencesi, popüler kültüre olan ilgisiyle Beyrut inanılmaz bir merkez. Pitbull buraya gelmeden Beyrut’ta konser verdi, LMFAO’da öyle. Bir de konserlere katılım orada çok yüksek. Sadece orada yaşayan insanlar değil, tatile gelen insanlar da çok fazla. Yaz kış turist var.”

-Türkiye’deki konser mekanlarını nasıl buluyorsunuz?

“Biz pek çok mekanda organizsayon düzenledik. Hepsiyle güzel işbirliğimiz oldu. Hepsinin avantajları ve dezavantajları var elbette. Biz mekan sorununa çözüm bulmak amacıyla Türkiye’nin en büyük açık hava etkinlik alanını açmayı hedefliyoruz. Bu yaz konserlerimizi LifePark adını verdiğimiz bu alanda yapacağız. Parkorman’ın biraz ilerisinde Mehmet Akif ormanı diye bir orman var. Biz orayı Unilife olarak aldık. 240 dönümlük bir alan. İçinde 30 bin kişilik konser mekanı olacak. Burasını şehir içi parkı olarak düşünün. İçerisinde restoranları, kafeteryaları ve açık havadaki eğlencelerin gerçekleştirileceği diğer mekanları olacak. Düğün, nişan vs. gibi etkinlikler yapılabilecek. Bin araç kapasiteli bir otoparkımız olacak. Yakın bölgelere shuttle koyacağız. Taksimden, Hacıosman metro durağından mesela. Gerek belediyeyle, gerekse İETT’yle toplu taşıma konusunda irtibatta olacağız.”

-Konser için anlaştığınız sanatçı gelmezse ne olur? Diyelim ki o sanatçı konser öncesinde öldü…

“Parasını menajerlik firması geriye verir, biletler de bir şekilde halledilir ama eğer sigortalı değilse onun için yapmış olduğunuz tanıtım giderleri cebinizden gider. Biz zaten bütün organizasyonlarımızı sigortalıyoruz. Çünkü bunlar büyük yatırımlar. Biz Amy Winehouse’la konser yapmak istedik. Sigorta firmamız sigorta yapamayacağını söyledi. Biz de takip etmeyi bıraktık. Eğer riskli bir sanatçıysan sigorta şirketi sigortalamıyor. Amw’yle başka bir organizasyon firması anlaştı ve Amy Winehouse gelmedi. Bir hafta sonra da öldü zaten. Muhtemelen sigortasızdı.”

-Qubbe sizin mi?

“Evet bizim. Qubbe bizim saltanat çocuğumuz. Burada daha çok kurumsal organizasyonlar, nişan, düğün, kına gecesi gibi etkinlikler yapıyoruz. Konserler bizim amiral gemimiz, bunlar da yan işlerimiz. Valentin’de de her çarşamba partimiz var. Halloween cadılar bayramıyla başladık. Yaza kadar burada partilerimiz devam edecek.”

-Yılbaşı partinizde kimler var?

“Hilton Convention Hall 2’de 2007 yılından beri ‘Dance The New Year’ partisi düzenliyoruz. Bu yıl da yılın en büyük dans patisini vereceğiz. Dünyanın en iyi dans müziği isimlerinden biri olan ‘Far East Movement’ ile buluşturacağız dans severleri. Dance The New Year’ın sürprizleri bununla da bitmeyecek; 2012 yılının en çok ses getiren dans parçası ‘Dang Dang’ın yaratıcısı Zumas & Sol Noir da gecede olacak. BeeGee, Emrah İş, Savaş Özbey ve Hakan Gence ikilisi de DJ kabininde olacak.”

BİR CEVAP BIRAK