Buğday fiyatlarındaki artış neyin habercisi?

Küreselleşme ve İklim Değişimine Bağlı, Artan Buğday Fiyatları


Geçen aylarda fırıncılar tarafından ekmek fiyatlarının moda tabiri ile yeniden ayarlanması istendi. Ekmek zammının yüksek düzeyde talep edilmesinin normal bir düzenleme değil, küresel düzeyde zorlama olduğu gerçeği kısa sürede anlaşıldı. Bir çoğumuzun dikkatinden kaçmayan, iklimdeki belirsiz değişimlerin su bütçesi üzerindeki olumsuz etkisi, artan petrol fiyatları ve biyoyakıt üretimine ayrılan yeni alanların artmasının sonucunda  buğday üretiminin azaldığı ve fiyatların birden yükseldiği görülmektedir. Tabii son dönemlerde batı borsalarındaki spekülatörlerin petrol fiyatlarının artmasına bağlı olarak ellerindeki fonlarını
tarım ürünlerine yatırması bir anda batıda buğday fiyatlarının yükselmesine neden olmaktadır. Ayrıca dünya bilim çevreleri de yeşil devrim ile başlayan bitki ıslahı ve biyoteknolojideki gelişmeler sonrası tarıma gerekli önemin verilmemesi sonucu da son yıllarda artan pahalı tarımsal girdilere karşı verim artışının sağlanamaması da süreci tetiklemektedir.


Ancak 20 milyona yakın insanımızın yoksulluk sınırının altında bir gelirle geçindiği ve temel gıda kaynağının tahıl (buğday) kaynaklı olması tarımcılar olarak konunun tarafımızdan izlenmesi önem arz etmektedir. Bu bağlamda toplumun ekmeği ile oynamanın nelere mal olacağı düşünülerek ve bilerek konu nedenleri ve niçinler ile işlenmiştir.


İnsanlığın Gıda Zinciri İnsan İhtiyaçlarına Değil, Pazarın İhtiyacına Göre
Şekilleniyor


Ülkemizin de içinde bulunduğu dünya kuşağının tükettiği stratejik bitki buğdaydır. Son günlerde artan petrol fiyatlarına bağlı olarak bir anda uluslararası alanda buğday fiyatlarında ani fiyat yükselmesi yaşandı ve bunu takiben ekmek fiyatlarına da yaratılan suni fiyat artışı yansıyacağa benziyor. Yer yüzeyinde şu ana kadar 800000 bitki türü tanımlandı, bunlardan 3000 kadarının dokuları yenilebiliyor ve bunlardan 150 kadarı yaygın olarak tarım bitkisi olarak kullanılıyor. Bunlardan 9 tanesi de bitkisel üretimde çok yüksek oranda geniş tarım alanlarında insan ihtiyacı için kullanılıyor.


Kültüre alınmış bulunan bitkilerden buğday, mısır, çeltik, patates, pamuk en çok ekimi yapılan bitkilerdir. Bu bitkiler aynı zamanda küresel çapta biyoteknoloji şirketlerinin üzerinde oynadığı kritik bitkilerdir. Biyoteknoloji şirketleri bu bağlamda söz konusu bitkilerin tohumları üzerinde hastalık ve zararlılara karşı dayanıklılık ve daha fazla verim için yaptıkları değişiklikle dünyanın her tarafına aynı tohumu pazarlamaktadırlar. Doğal olarak yapılan eleştiri dünyanın değişik coğrafyalarında kendiliğinden doğaya adapte olmuş bitkilerin ortadan kalkmasına neden olmakta ve biyolojik çeşitlilik yok olmaktadır. Terminatör tohum
olarak bilinen ve yalnızca bir defa ekilebilen ve bir sonraki ekimde ürün vermeyen kısır tohum ile biyoçeşitliliğin ortadan kalkacağı ve ileride olası bir durumda insanlığın gıda zincirinin tehlikeye gireceği kuşkusu tartışılmaya başlanmıştır.


Biyoyakıt Üretim Talebi Buğday Ekim Alanlarını Daraltıyor


Diğer taraftan artan biyoyakıt talebi beraberinde geniş tarım alanlarının gıda üretimi yerine, biyoyakıta yönelik ekim alanlarının dönüştürülmesi gelecekte gıda fiyatlarının artmasına ve bundan en fazla az gelişmiş ülkelerin zarar göreceğini söylemek yanlış bir öngörü olmayacaktır. Özellikle de geniş tarım alanlarının mısır, kanola ve ayçiçeği gibi biyoyakıt üreten bitkilere ayrılması mono tarım kültürünü etkin duruma getireceği ve bunun toprak sağlığı ve sürülebilirliği üzerinde olumsuz etki yaratacağı beklenilmektedir. Son yıllarda Güney Amerika, Çin, Hindistan’dan gelen biyo-enerji üretimi talebi belirli ürünlerin ekim
alanlarını sınırlamıştır. Doğal olarak petrol fiyatının tırmanışı ve de petrolü ikame edebilen biyoyakıt üretimine ayrılan alanların artması tarım ürünlerinin pahalıya üretilmesine neden olacaktır. 


Biyoyakıt bitkilerinin geniş ekim alanı bulması buğday gibi daha düşük fiyattaki ürünlerin ekim alanını sınırlayacağı ve bunun ardından yaratılan düşük üretim potansiyelinin fiyatları tetikleyeceği beklenilmektedir. Ayrıca söz konusu tarım ürünlerinin ekiminde iklimde meydana gelen değişimler sonucu yetersiz yağışlar ve barajların beklenenin de gerisindeki doluluk oranı, verimi ve rekolteyi etkileyen faktörlerin başında gelmektedir.


Dünyada artan arz talep dengesizliği önümüzdeki dönemlerde kısmen buğday ekim alanlarının artışını da gündeme getirebilir Yaklaşık 5-5,7 milyon hektarda buğday ekimi yapılmaktadır. Ancak süreç diğer ürünlerin değeri ile de kontrol edilebilecektir.


Türkiye’de 2007 verilerine göre buğday ekilen alanlarda yaklaşık 50 bin hektarlık bir daralma olduğu belirtiliyor İklim koşullarında meydan gelen değişimle geçen yıla göre yaklaşık 2 milyon ton verim düşüşü beklenilmektedir.


Ergin Yıldızoğlu 14 Ocak 2008 tarihli Cumhuriyet gazetesinde kaleme aldığı “Dünyada Gıda Fiyatları Artarken…” başlıklı yazısında Christian Science Monitor’e 31/12/07, dayandırarak “Ucuz gıda ürünleri dönemi neden sona erdi? diye soruyor. Yazıda buğday, mısır, pirinç, süt ve diğer temel gıda ürünleri, 2006 yılında rekor düzeyde fiyat artışları yaşamışlar ve bu eğilim, 2007 yılında da devam etti ve belki önümüzdeki yıl da devam edebilir. 


Dünyada Buğday Fiyatı Artıyor


Bütün bu unsurların sonucunda dünya buğday stoklarının son 30 yılın en düşük seviyesine geldiği belirtilmektedir. Dünyada ortalama 600-610 milyon ton buğday tüketimi yapıldığı ve her yıl bu dönemde 195 milyon ton civarında stok beklenirken günümüzde 110 milyon ton civarında stokun olduğu belirtiliyor. Stokların azalması ve artan petrol fiyatları, su kıtlığı bir anda dünyanın önüne buğdaya talebi ve fiyat artışını çıkarmıştır. Dünyanın en ucuz gıdası olarak bilinen ekmek sanırım bu özelliğini kaybedecek ve pahalıya yenilecektir.


Basına yansıdığı kadarı ile dünyanın en büyük buğday üreticileri konumundaki Kanada ve Avustralya’da yaşanan kötü hava koşulları nedeniyle fiyatlar geçen yıla göre iki kat yükseldi. Dünya piyasasında buğday fiyatları Kanada’da 810 dolara/bushel (ABD hacım  ölçüsü, 800* 0.3674= 293.92 dolar /ton) kadar yükseldiği bilgisi bir anda dünyada yeni bir krizin habercisi olarak da algılandı. Bugünlerde dünya buğday borsalarının en önemlilerinden biri olan Chicago’da buğday fiyatında son 6 yılın en yükseğinin yaşandığı ve 1100 dolar bushel’e tırmandığı belirtiliyor.


Verim, Önceden Tahmin Edilecek Uzaktan Algılama Sistemi İle Belirlenmeli


Doğal olarak düşük verim ithalatı gündeme getirmektedir. Bu bağlamda zamanında davranmak ve ona uygun fiyatla buğday bağlantısı yapmak gerekir. Un Sanayicileri Federasyon Başkanı Necati Görür, Türkiye’nin geçtiğimiz yıl ithalat kararında geç kaldığını ve bu durumda fiyatlarda dezavantajlar yaşandığını belirtmiştir. Bu bağlamda tarım teknolojisi kullanılarak uzaktan algılama teknikleri ile ön tahminde bulunmak ve ona göre ön ithalat bağlantısı yapmak ülkemize önemli maddi tasarruf sağlayabilir. Son bir yılda buğday fiyatlarında 100-150 dolar arasında artış görülmüştür. Bu bağlamda ülkemizin uzaktan algılama tekniklerine yatırım yaparak ön tahminlerde bulunarak planlı sürece geçilebilir.


Bu Yıl Buğday İthal Etmek Zorunda Kalabiliriz


Türkiye’nin yakın geçmişe kadar buğday üretiminde kendi kendine yeten bir ülke olarak 20-21 milyon ton buğday tüketimi kapasitesine sahip olduğu bilinir. Yakın geçmişe kadar da bu düzeyde üretim sağlamaktaydı. Necati Görür,”Devlet geçen yıl ithalat kararında ve bağlantıya geçmekte çok geç kaldı. Bağlantı yapılmış olsaydı şimdi bu fiyatlardan çok daha az fiyata bağlantı yapılırdı” diyor. TMO 2006 yılında 20 milyon ton, 2007 yılında da 19 milyon ton buğday üretimi yapıldığını açıkladı fakat eldeki stoklar bunun altında bir üretimin gerçekleştiğini gösteriyor. Kimi kaynaklara  göre 2007 yılında üretim 17 milyon tona düşmüş, ancak ABD ve diğer uydu teknolojisi kullanan ülkelere göre ise 16 milyon ton civarında gerçekleştiği belirtilmektedir.


Ziraat Odaları Başkanı Gökhan Günaydın, 2008 yılı için “bu yıl 18.5-19 milyon ton üretim beklediklerini belirterek, “19 milyon ton üretim yaparsak ithalata gerek kalmaz” diyor. Ancak beklentiler bu yıl da düşük çıkacağı yönündedir. Ülkemizin bir çok nedenden dolayı bu yıl gereksinimi olan 18 milyon tonluk ihtiyacına karşın 15,5-16 milyon ton buğday üretebileceği beklenilmektedir. 2-2,5 milyon ton düzeyindeki buğday açığının ise ithalat yolu ile kapatılması beklenilmektedir.


Ülkemiz Tarım Politikası Yönünden Dışa Bağımlı


Ülkemizde 24 Ocak kararları ve onu izleyen dönemlerde yapılan yasal düzenlemeler ile tarım âdeta elden çıkarılacak ve yapılmaması gereken bir unsur olarak gösterilmeye çalışıldı.


Türkiye gibi tarım ürünleri politikaları daha çok IMF, Dünya Bankası ve AB politikaları tarafından belirlenen ülkelerde artan kuraklık ve biyoyakıt üretimi nedeniyle önümüzdeki dönemde buğdaygillerin üretimi azalacaktır. Ülkemizde tarım politikasının olmaması, desteklenmenin yetersizliği ve fiyat istikrarsızlığı çiftçilerin artan girdi maliyetleri karışısında ürünü erken dönemde satması veya tüccara borçlanması üreticinin değil, tefecinin daha çok para kazanmasını sağlamaktadır.


Tarım Yeniden Önem Kazanıyor


Temiz su kaynaklarının azalması, artan enerji maliyetler, yer altı mineral gübre kaynaklarının sınırlılığı önümüzdeki dönemde tarım ürünlerinin üretiminin sınırlanacağı ve pahalıya üretileceğini göstermektedir. Ayrıca gelişmiş ülkelerin tarımsal biyoteknoloji, tohum ve tarımsal kimyasallara harcadıkları büyük paralar gelecekte tarımın tekelleşeceğini ve ürünlerin pahalılaşacağının işaretidir. Tarıma önem vermeyen hiçbir toplumun kendisini bu bağlamda özgür hissetmesi beklenilemez.


Bütün bu göstergeler tarımın önümüzdeki dönemlerde yeniden güncelleşeceğini göstermektedir. 1980’lı yıllarda ekonomiye katkısı düşüktür diye önem vermediğimiz tarım ürünlerini ithal etmek zorunda kalıyoruz. Bu bağlamda ülkemizin potansiyeli olan tarımını planlı ve bilimsel olarak yönetmesi öncelik arz etmektedir. Türkiye bu bağlamda şanslı bir coğrafyadadır. Bugün gelişmiş ülkelerin tümünün neredeyse zengin tarım ülkesi oldukları gerçeği ile ülkemizin tarıma gerekli önceliği vermesi gerekir. Ülkemizin planlı ekonomiye geçerek öncelikli olarak ülke ihtiyaçlarına göre ekim deseni oluşturması bu konuda destek ve teşvik uygulayarak ülkemizin kendi gıda zinciri konusunda dışa bağımlılıktan kurtulması gerekir.


* Prof. Dr. Çukurova Üniversitesi, Ziraat Fakültesi,
iortas@cu.edu.tr


   

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.