Bugünü anlamak, yarına sağlıklı bakmak…

21. yüzyıla girdiğimiz ‘hız çağında’ dünyadaki gelişmeleri, geleceği kavramak, yenilikleri, son sürat ilerleyen teknolojiyi yakalamak her geçen gün zorlaşıyor… Günümüz kuşağı ile önceki kuşaklar arasındaki uçurum açıldıkça bugünün gençliğini anlamak, onların temsil ettiği değerlere, talep ettikleri dünyaya uyum sağlamak, onları tatmin edecek bir gelecek sunmak gittikçe zorlaşıyor…

Televizyon gibi çağdaş birçok elektronik aletin ilk icat edilişine tanık olan babaanne kuşağı ile, cep telefonu yerine elle çevrilen telefon zamanında doğan, bilgisayar ve internet dönemine ancak orta yaşında varan anne-baba kuşağı; bilgisayar çağında doğup interneti ergen döneminde yakalayan çocuklar ile internetten önceki dönemi hiç bilmeyen torunlar, tüm bu farklı kuşaklar aynı zamanda ve aynı dünyayı paylaşmaya, bu dünyada her biri kendini ifade etmeye, ortak değerler oluşturup birlikte yaşamaya çalışıyorlar…

Tarihler boyunca bu kadar farklı kuşağın aynı anda birlikte yaşamak zorunda olduğu ve bu kadar çok çatışma unsurunun bir araya geldiği bir dönem daha olmamıştır her halde… Bunun sebebi de teknoloji öncesi dönemlerde toplumların daha durağan, toplumsal gelişmelerin daha yavaş olması söz konusu iken, teknoloji çağında toplumsal gelişim ve değişimin inanılmaz bir hıza erişmiş olmasıdır…

Durum böyleyken bu kadar hızla değişen ve farklılaşan toplumları hala yeniliğe ayak uyduramayan, durağan düşünen dede ve baba kuşağının yönetmesi, köhnemiş değerlerini bu yeni kuşağa dayatması büyük problemler yaratmaktadır. Eski kafalı yöneticilerin eski tarz siyaset ve yönetim stratejileri ile bugünün toplumlarını yönetmeleri gittikçe zorlaşmaktadır…

Geçmişte toplumların bu kadar hızlı değişmediği dönemlerde politikacıların, yöneticilerin yaşlı olması sorun yaratmıyor olabilirdi; ama günümüzde bu durum, niteliği ve niceliği hızla farklılaşan genç ve dinamik bir kuşağın günden güne değişen taleplerini karşılamak; onların teknolojinin hızına paralel farklılaşan beklentilerini gerçekleştirmek; onlara çağın gereklerine uygun iş imkanları ve projeler sunmak açısından her geçen gün biraz daha fazla zorluk ve riskler içermektedir… Çünkü bu yöneticiler (politikacılar) idarelerindeki dinamik gençliğin taleplerini karşılamada yetersiz kaldıkça; sorunlarına çözüm üretmede başarılı olamadıkça, toplumsal tepkileri şiddetle, baskıyla durdurmaya; seçimleri demokratik yollarla almak yerine hileyle, entrikayla kazanmaya; sorgulayan beyinleri susturamadıkça dinle, hurafeyle uyutmaya; basını, gerçekleri sansürle perdeleyip, yarattıkları yalancı sanal dünyayı da ancak zorbalıkla yönetmeye muktedir olabilmektedirler…

Türkiye gibi iktidar sürtüşmesi, ayak oyunları ve entrikanın hakim olduğu siyasi sistemlerde ise durum daha da vahimdir. Siyasetçiler kendi iç çatışmaları, hırsları, iktidarın sağladığı imkanlardan ne kadar pay alacakları kaygıları içindeyken, arkadan gelen kuşağın ihtiyaçlarının neler olduğu, nasıl bir değişim geçirdiği, bu gençliğin potansiyellerini gerçekleştirmek için eski tarz düşünce ve yönetim stratejisinde nelerin değişmesi gerektiği, nerde yanlış yapıldığı, bu gençliğin mutsuzluğunun, umutsuzluğunun neden gittikçe arttığı konusunda en ufak bir fikre bile sahip değillermiş gibi görünmektedir. Hatta bizim gibi ülkelerde politikacıların bu tür dertleri ve sorumluluk duyguları hiç yokmuş izlenimi oldukça hakimdir. Bu yüzden bu kadar çok beyin göçü olmaktadır ülkemizde… Gerçekten çağı yakalamış, zamanının sunduğu olanaklarla yeteneklerini geliştirmiş, kendini donatmış gençlik Türkiye’de kalmak istememekte, potansiyelini değerlendirebileceği daha çağdaş daha gelişmiş ülkelerden yana gelecek tercihini kullanmaktadır…

Daha büyük resme bakıldığında ise bambaşka bir tablo ile karşı karşıya olduğumuz görülmektedir. Yani gelecekte bugünkü türde biyolojik insanın artık kalmamasından dünyayı yapay zeka ve robotların yöneteceğine kadar uç noktada çok farklı gelecek projeksiyonları bulunmaktadır. Böyle bir gelecekte bilginin her şey olduğu, bilgiye hakim küçük bir azınlığın kendi yarattıkları yapay zekalarla dünyayı farklı tarz bir diktatörlükle yöneteceği; insanların beynine nüfuz etmenin ve insan psikolojisini yönetmenin imkanları geliştikçe geleceğin toplumlarının bugünkünden daha itaatkar, uyumlu toplumlar olacağı varsayımları günümüz fütüristlerinin sıkça dile getirdikleri tahminlerdir…

Geleceğin toplumunda artık yapay zeka yoluyla insan biyolojisinin ve psikolojisinin çözülmedik hiçbir sırrı kalmayacağı, insan beynine ve düşüncesine nüfuz etmenin mümkün olmasıyla, bugün nasıl Hecker’ların bilgisayarları, web sistemlerini hekledikleri gibi hedeflenen insan beyinlerinin de heklenebileceği, insan düşünce ve psikolojisine tamamen hakim olunarak günümüzdekinden daha uyumlu bireylerden oluşan daha itaatkar toplumların yaratılacağı düşünülmektedir. Yani önümüze insanlık açısından hiç de iç açıcı olmayan karamsar bir tablo; ‘yapay zekaların diktatörlüğünde yönetilen bir gelecek toplumu’ projeksiyonu sunulmaktadır.

Durum böyleyken, peki bu karamsar tabloyu pozitife çevirmenin, bilgi ve teknolojinin insanları köleleştirerek itaatkar toplumlar yaratacağı bu kötümser senaryonun önünü kesip insanlık yararına daha olumlu, daha güzel, iyimser bir gelecek yaratmanın olanağı yok mudur?

Tabii ki vardır… Ama dünya kaynak ve zenginliğinin, teknoloji ve bilginin sadece dünya nüfusunun % 5 gibi bir azınlığın elinde olduğu ve dünyayı bu azınlığın yönettiği kapitalist sistemde bu mümkün değildir… Günümüzde de aslında buna benzer bir sistemde, kölelerin ve ‘özgür olduklarını sanıp itaatkarlıkları bir şekilde elde edilen’ topluluklardan oluşan kapitalist dünya sisteminde yaşıyoruz. Aradaki tek fark yarınki toplumlarda bu itaat ve köleleştirmenin sadece kaba güç, şiddet ve silaha baş vurularak değil yapay zeka ve robotlar da kullanılarak sağlanacak olmasıdır…

Öyleyse çözüm nedir? Çözüm toplumların daha eşit daha demokratik rejimlerle yönetilmesidir. Bilginin, teknolojinin, dünya kaynak ve zenginliğin daha adil ve eşit paylaşıldığı demokratik sistemlerin bir an önce hayata geçirilmesidir. Bilgi ve refah herkese eşit ölçüde dağılırsa, insanlık gelişimini, gücünü birbirini ezmeye, yok etmeye, biri diğerini itaat ettirmeye kullanmayacak, tüm bilgi ve olanaklarını bir araya getirerek dünyayı birlikte geliştirmek için, dünya kaynaklarını mümkün olduğunca verimli kullanmak, çoğaltmak için kullanacaktır. Böylece yarının dünyası bugünden daha gelişmiş, toplumsal refah ve mutluluğa ulaşmış toplumların dünyası olacaktır…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.