Bükülmek bükülmemek

Şimdi ne yaptığını nerelerde olduğunu bilmediğim merak da etmediğim bir arkadaşım bana zaman zaman şöyle derdi: biz uzun vadeli savaşımın ne olduğunu senden öğrendik. Toplum bir savaşım alanıdır bir bakıma, orada savaşçı olarak kalabilmek kolay değildir. İşi aceleye getirirseniz erkenden yenik düşersiniz. Zamana uymak diye bir kolaylığınız varsa savaşmak diye bir sorununuz da olmayacaktır. O durumda birilerinin peşine takılır gidersiniz, onlar nereye siz oraya. Çoğunluğun yolunu izlemekten kimseye zarar gelmemiş bugüne kadar. O durumda toplum size de bir yer açar, mutlu bir ömür sürersiniz. O durumda genele uymaktan başka yapacağınız bir şey yoktur. Yalan söylemek gerekiyorsa yalan söyleyeceksiniz, dolap çevirmek gerekiyorsa dolap çevireceksiniz, birilerine haksızlık etmek gerekiyorsa seve seve yapacaksınız bunu, birilerinin ekmeğiyle oynamak gerekiyorsa oynayacaksınız. İş böyle değil de siz bir takım doğrular adına yola çıktıysanız o zaman savaşıma hazır olmalısınız.

O zaman eğilmez bükülmez bir adam olmanız gerekiyor. O zaman azınlığın da azınlığısınız, belki de tek kişisiniz. Tek kişi koca bir toplumun duyarsızlığına karşı, büyükçe bir kitlenin baskı gücüne karşı ne yapabilir? Çok şey yapabilir. Haklı olmak yaman iştir. Haksızlık etmeyi gündelik iş durumuna getirmiş olanlar haklı insanlardan korkarlar çekinirler. Bilirler ki haklı adam kolay yutulur lokma değildir. Yeter ki kişi savaşıyorum diye birilerine yallah deyip yalın kılıçla saldırmak kolaylığına düşmesin. Böyle yapanlar bir süre sonra iki ellerini yukarı kaldırıp teslim diye bağıracak ve sürüye katılmak için onay bekleyeceklerdir. Çok kişi toplumsal savaşımın ne kadar pahalı bir iş olduğunu bilir, ne kadar önemli olduğunu da bilir, zorluğuna katlanamam ama onurunu isterim kolaycılığıyla işe koyulurken palavraya sığınır: başkana yekten şöyle dedim, bak arkadaş dedim… İnanırsanız. Uygar dünyada onurlu insanlar bütün bir toplumdan hatta bütün bir insanlıktan sorumlu olmanın bilinciyle en güç savaşımları bile göze alabilirler. Böyle olmadığı zaman insanlık ileriye iki adım atamayacaktır. Bükülmeden adım adım gitmek, çok acele etmeden doğruları ortaya koymak ve yanlışları bir bir göstermek gerekir. Bunu yapanlar mutlu olmazlar. Bunu mutlu olmak için yapmaya kalkan aptaldır. Yitirmekten korkuyorsanız kazanamazsınız.

Onca işini bilen insanın homurtuları söylenmeleri oyunları suçlamaları karşısında kılı kıpırdamadan durabilmek ve doğrular budur öbürleri yanlıştır diyebilmek için insanda mangal kadar yürek olmalıdır. Bu da yetmez, her şeyden önce iyi işlenmiş yani bilgiyle güçlendirilmiş bir akıl olmalıdır. Savaşçının şu yaşam gerçeğini de belleğinden eksik etmemesi gerekir: yitirmeyi göze almazsanız bir şey elde edemezsiniz. Küçüklüklerin bayağılıkların basitliklerin yüce değerleri daha çok yıpratmaması için bazen en güzel vakitlerinizi toplumsallık adına harcamak zorunda kalırsınız. Ağırlığınızdan bunaldıkları zaman yaşam damarlarınızı kesmek için ellerinden geleni yapacaklardır. Bu yolda en çok kullandıkları yöntem suçlama yöntemidir. Sizin ne kadar kötü bir adam olduğunuza başkalarını inandıramazlarsa açık düşeceklerdir, bunu bildikleri için her türlü yasadışı ve ahlakdışı yöntemi kullanabilirler.

Soğukkanlılığı ağırbaşlılığı açıksözlülüğü elden bırakmadan ve sizden ödün koparabileceğini sananlara asla umut vermeden sürdüreceğiniz savaşımda doğal olarak birçok yitiminiz olacaktır. Bunu göze alamıyorsanız savaşıma falan girmemelisiniz. Bu işler uzaktan kolay görünür çok zaman ama hadi başlayalım derken elinize aldığınız cevizin kolay kırılır bir ceviz olmadığını, tam tamına bir çetin ceviz olduğunu anladığınızda şöyle kendi kendinize bir hesap yapmaya girişirsiniz: sürdürebilecek miyim? Yapamayacaksanız hiç direnmemelisiniz, yol yakınken dönmelisiniz. Yarı yoldan dönmek olmaz. Yarı yoldan dönmeyi göze alanların kötü durumlara düştüğünü görüp üzülmüşüzdür. Onurlarını korumuş gibi yaparak ya da göze görünmemeye çalışarak, sorulduğu zaman kıvırtarak sorulmadığı zaman azbuçuk savaşır görünerek utancın sıkıntısını gidermeye çalıştıklarını biliriz.

Sürünün peşine takılıp gitmek en iyisidir onlar için. Eller ne yapıyorsa onu yaparak hep birlikte suyun yüzünde kalmaya çalışmak en iyisidir. Bir yandan tertemiz görünmeye çalışarak, iyilikçi sevecen dürüst yardımsever insan oyununu oynayarak, öte yandan bir şeyleri ufak ufak götürerek şu kavanoz dipli dünyada kendine ve yakınlarına güvenli bir ortam ve azçok iyi koşullar sağlamak en iyisidir. Daha çoğunu istemeye gelince, kısmetse o da olur neden olmasın. Ama esenlik öncelikle önemlidir. Neyi paylaşamıyoruz ki canım efendim? İmam kişiyi nasıl bilirsiniz diye sorduğunda candan gönülden iyi biliriz desin herkes bu yeter. Onun ötesinde yaşam dediğimiz şey kocaman bir yalan değil mi?

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

3 × two =