Bunaltan genç adamlar

Bunaltan genç adamlar

0
PAYLAŞ

Bitkinlikle, korkuyla, boğuntuyla ve benzer durumlarla belirgin ruhsal tedirginlik bugünün gençlerinde bir doğal yaşam koşulu oldu neredeyse. Durmadan ilaç alan yılgın insanlar yetiştiriyoruz. Kimsenin kimseye söyleyecek sözü yok. Dünyaya yarını olmayan, bugünü zaten olmayan bireyler getirdiğinizde, onlara yaşamlarıyla ilgili yalanlar söylediğinizde ve onlar için herbiri bir açmaza açılan yollar çizdiğinizde onlar hala bunalıma düşmüyorlarsa ya gerçekten çok güçlüdürler ya da tam anlamında vurdumduymaz olmuşlardır. Ben ruhhekimi falan değilim ama nedir bu bunalım deyip biraz kitap karıştırdım. Ulaştığım bilgileri, özellikle Dr. Deniker’den aldığım bilgileri size aktarmamı ister misiniz? Nasıl olsa yanınızda yörenizde, hısım akraba arasında ya da tanışlar arasında birkaç bunalımlı vardır, onların durumunu anlayın diye. Ruhhekimleri beni beş dakika bağışlasınlar. Kimsenin ekmeğinde gözüm yok.

Bunalım bir dizi bedensel ve ruhsal belirtiler ortaya koyar. Bedensel belirtilerin başında uykusuzluk, kabızlık, kan basıncının düşmesi, yorgunluk, başağrısı, iştahsızlık, ruhsal belirtilerin başında da isteksizlik, üzüntü, aşağılık duygusu vardır. Bu gibi belirtilerin görüldüğü durumlarda çok acele “bunalım” tanısı koymak doğru olmasa da genel bir alışkanlık olmuştur. Buna karşılık bunalımın pekçok çeşidi olduğunu, özellikle bazı bunalımların geçici bazı bunalımların kalıcı olduğunu unutmamak gerekir. Yakın zamanda bu konuyla ilgili önemli araştırmalar yapan Dr. Pierre Deniker bunalımlı her üç kişiden ikisinin kadın olduğunu bildiriyor, bu durumu kadının hem biyolojik açıdan hem ruhsal açıdan erkeğe göre daha kırılgan ve daha sorunlu oluşuna bağlıyor. Adet günlerinin güçlükleri, doğum denetim haplarının hormon dengesinde yarattığı sıkıntılar, aile yaşamının ağır sorumlulukları ve benzeri nedenler kadını erkeğe göre çok daha yaralanabilir kılmaktadır. Ama genelde kadınıyla erkeğiyle günümüz insanları ağır yaşam koşulları yüzünden bunalıma eğilimlidirler. Bunda kişinin bilinç koşullarındaki yetersizlikler de belirleyici olmaktadır.

“Modern insan uyumuyor” diyen Dr. Deniker bunalımla uykusuzluk arasında ilişkiler bulunduğunu söyler. Bununla birlikte her uykusuzluğun bunalımla ilintili olmadığı da kesindir. Bunalımlı kişide uykusuzluk çok zaman gecenin bitiminde erkenden uyanmalar biçiminde ortaya çıkar ve ona genelde büyük bir yorgunluk eşlik eder. Bunalım, buna göre, ruhsallığın güç koşullara verdiği tepki olarak değerlendirilebilir. Bir takım deneyler yalnız insanların değil hayvanların da bunalım geçirebildiğini göstermiştir: devingen bir yaşamı olan fareler bir yere bağlı tutulduklarında birkaç gün hatta birkaç saat içinde “baskı ülseri” diye adlandırılan mide ülserine uğramaktadırlar. Bunalım genelde yaşam koşulları iyileştirildikçe iyileşebilen ve büyük tehlikeler ortaya koymayan bir hastalıktır.

Uzun süre tedavi gören bir hasta eski ortamına döndüğünde o bildik koşulların içine düşmektedir. İşin en güç yanı belki de budur. İyileşen kişi sanki yeniden hastalanmak için evine ya da işine döner. Bunalımda en büyük tehlike intihar tehlikesidir. Bunalımlılar intihara yatkın kişilerdir, onlar en dingin göründükleri anda kendilerini öldürebilirler. Bunalımın bitmesiyle intihar fikri dağılır. Bunalım artık gelişmiş ilaçlarla çok daha kolay iyileştirilebilir duruma gelmiştir ama ortamın bunalıma itici etkenlerini giderebilmenin çaresi yoktur. Ne olursa olsun bu açıdan günümüz insanını dünkü insana göre daha şanslı saymak gerekir. Gelişmiş ilaçlar “zincirlik deli” kavramını bile geçmişin bir yerlerinde bırakmıştır. Dr. Deniker büyük müzik ustası Schumann’ı örnek verir. Babası ruhsal sıkıntılar yaşamış olan, annesi aşırı duyarlı kişiliğiyle tanınan, ablası intihar etmiş olan besteci 1854’de bir intihar girişiminde bulunmuştu, hastaneye yatırıldıktan iki yıl sonra kırk altı yaşında öldü. Dr. Deniker’e göre, bir yüzyıl sonra yaşamış olsaydı büyük bir olasılıkla iyileştirilecekti.

Doğal yani içgüdüsel itkilerle ya da hatta kazayla çocuk yapıyoruz. Sınıflarüstü ya da tüm sınıfları kapsayan bir gerçek var: çocuk hiçbir insan bireyinin kolay kolay kaldıramayacağı koşullarla sarılmış zor bir ortama doğuyor: evde, okulda ve toplumda boşluk, ilgisizlik, dağınıklık, anlayışsızlık, değerbilmezlik, yarınsızlık, zorbalık, üçkağıtçılık içiçe geçmiş bir bütün oluşturuyor. Bu ortam her anlamda, özellikle kültür açısından son derece verimsizdir. Zengin aileler elde ettikleri olanakları cahilce kullanarak, yoksul aileler en azla yetinerek yaşamlarını sürdürürken genç adamlar korkunç bir umutsuzluğun pençesine düşüyorlar. Gençlerimize yazık oluyor.

BİR CEVAP BIRAK