Burjuva iktidarı ve kriz

Burjuva iktidarı ve kriz

0
PAYLAŞ

Kapitalist dünya 1890 ve 1929 büyük krizlerini, bu arada da çok sayıda farklı ekonomilerde krizler yaşamış iken, kapitalist ekonomistler anlamlı bir kriz teorisi geliştirmemiş, sorunu sistem çerçevesinde kavramamış olduklarından, krizlere karşı ciddî önlemler de alınamamaktadır. Kapitalist dünyanın ünlü akademisyenleri, meslekdaşlarını krizleri analiz edememekle eleştirirken, bizzat kendilerilerini de ele vermekteler. İçinden geçtiğimiz derin krizle ilgili birçok ünlü akademisyen hem krizin nedenleri hem de olası çözüm önerileri üzerine çeşitli fikirler ileri sürmekteler. Bunlar arasında 2001 yılı Nobel Ödülü sahibi George A. Akerlof son kitabında Milton Friedman’ın dahî son ana kadar Keynesci olduğunu ve Keynes politikaları ile krizlerin önlenmiş olduğunu belirtmektedir. Princeton Üniversitesi profesörlerinden ve Nobel Ödülü sahibi Paul Krugman da Robert Lucas’ın, hatta Ben Bernanke’nin geçtiğimiz yakın zamana kadar kriz sorununun makroekonomi politikalarıyla çözülmüş olduğunu, bundan sonra gelişme ve büyüme sorunlarına eğilinmesi gerektiği konusunda söylemlerde bulunduğunu yazmaktadır. Kaldı ki, sözü edilen ünlü ve Nobel sahibi akademisyenler 1990’larda umutvar söylemlerini geliştirirken bile, lider ülkelerden Japonya derin kriz yaşamakta idi. Krugman, kriz üzerine yazdığı kitabının 1999 baskısında yaşanan pembeliklerle avunulmaması gerektiğini, eğer ciddî önlemler alınmaz ise, geleceğin acı deneyimlere sahne olacağını da belirtmiş olmakla beraber, ne sistem sorununa değinmiş ne de önlemlerin ne olması konusunda bir ipucu vermiştir. Buna karşın, geçen yazıda da bahsetmiş olduğum üzere, Akerlof ise, yaşanan krizlerin ekonomik ajanların “hayvansal dürtüleri”nin bir sonucu olduğunu ileri sürmekten geri durmamıştır. Söz konusu ünlü akademisyenler, ne “birey-sistem” analizine girmişler, ne de “kriz dinamikleri-sistem” ilişkisine yer vermişlerdir. Böylece, kapitalist krizler içinden her geçişte bile, sistemle ilgili hiçbir öğreti sağlanmadan, krizlerin sorumluluğu bazen kamusal ajanların hatalarına, bazen hırslı bireylerin davranışlarına, bazen de küreselleşmeye tam uyum sağlanamaması vs gibi, nedenlere yıkılarak, sistem aklanmaya çalışılmıştır.

Şimdilerde de Dünya Bankası ve IMF gibi bazı merkezî kapitalist yönetim merkezleri ve yukarıda bir adı verilmiş olan bazı burjuva iktisatçıları krizin bitmek üzere olduğu yönünde beyanlarda bulunmaktalar. Türkiye’de de gerek sermaye çevreleri gerekse ekonomiyi denetlemeye gelen IMF temsilcileri, bazı önlemlerin alınması gerektiğine dikkati çektikten sonra, genelde işlerin düzeldiği yönde ifadeler kullanmaktalar. Siyasî çevrelerin ise, baştan beri sorunu tam algılamadığı veya, içinden geçtiğimiz seçim atmosferi nedeniyle veya muhalefete koz vermemek amacıyla, algılamak istemediği açıkça görülüyor. Zira, hem bazı önlemlerin alınmasında geç kalınmış olduğu bizzat sermaye çevrelerince dillendirilmekte, hem de alınmış olan tüm kararlara rağmen, otomotiv gibi bazı sektörler dışında, ekonomiyi gereği kadar canlandıracak önlemlerin alınamadığı görülmektedir.

Gerek dünya gerekse Türkiye düzeyinde kriz gerçekten bitiyor mu? Bu sorunun yanıtı, ancak kapitalist krizin amacı ve dünya konjontürü bağlamında verilebilir. Bir defa, kapitalist krizler, sıkışmış sermayenin kendi arasındaki mücadelesi olduğuna ve güçlü sermayenin güçsüzü piyasadan silerek piyasaya hakim olması savaşı niteliği taşıdığına göre, bazı sermaye unsurlarının yok olması krizin amaçları arasındadır. Bu arada ortaya çıkan işsizlik ise, piyasada kalan sermayeye ucuz emek yoluyla yeni birikim olanakları sağalama sürecidir ve bu durum kriz mantığı ile ters değildir. Nitekim, 1890 kriz de 1929 krizi de benzer metodlar ve sonuçlarla politikaları yeni aşamalara çekerek, sistemin devamını sağlamıştır. Kapitalizmin sömürü ağlarını salabileceği tüm yeryüzü alanları henüz bitmemiştir. Krize denk düşen tarihsel koşullar ise, kapitalizmin derhal sonlanacağı sinyalini taşımamaktadır. Doğal olarak, kriz sonrası bazı şeyler değişecektir, zaten kriz de bu değişimi gerçekleştirme depremidir! İnsanlık, maalesef, hâlâ ne kapitalizmin işleyişini ne de sömürünün boyutlarını algılayabilmekte!

BİR CEVAP BIRAK