Bursa’da neler oluyor? (II). Sendikasızlaşma mı?

Bursa’da neler oluyor? (II). Sendikasızlaşma mı?

0
PAYLAŞ

Otomotiv sanayiinde çalışan işçiler, sözleşme ile getirilen ücretleri az bularak işi bıraktılar. Sendikalarından istifa ettiler. Bursa’da ki bu kıvılcım, otomotiv sanayiinde diğer işyerlerine, başka illere de sıçradı.

Ne oldu da, birden bu gelişme ile karşılaştık. Sendikal rekabette yeni bir boyut mu gerçekleşiyor. Neler oluyor demeye kalmadı. Gelişmenin, üye olunan ve diğer sendikaların bir katkısı olmadan, işçiler tarafından başlatılıp sürdürülen, bir protesto eylemi ve yeni haklar isteme girişimi olduğu görüldü.

Birinci önemli gerçeklik. MESS ile Türk-Metal Sendikası arasında grup toplu iş sözleşmesi imzalanmış ve sözleşme uygulanmağa başlanmış. Sonradan imzalanan bir başka sözleşmede ki hakların gerisinde kalındığı görülerek, bu eylemler başlatılıyor.. BOSCH işyerinde yetki uyuşmazlığının sonuçlanması bir sözleşme dönemini aşmış, aynı işveren ve işçi sendikası arasında gecikmeli bağıtlanıyor. Bunlar tamam da, bir kaç gün içinde, on bini aşkın Türk Metal Sendikası üyesi işçi, sendikalarından istifa ediyor. Üzerinde düşünülmesi gereken asıl konu bu. İşçi ile sendika arasında diyalog, ya da daiyalog eksikliği. Bu gelişme ile, 12 eylül sonrası yerleşen sendikacılık anlayışına, aslında ağır bir darbe vurulmuş oluyor.

Sendika yönetimleri, şube yönetimleri, sendika tarafından atanan işyeri temsilcileri ile işçiler arasında duvar örülmüş, ya da hendek kazılmış, iletişim yok sonucuna götürüyor bizi. Eğer bir sendikadan bir kaç gün içinde, yineliyelim, 10 binin üzerinde işçi istifa ediyorsa. Orada durup bir düşünmek gerek. Yanlış nerede? Biz nasıl bunu atladık? İğne değil çuvaldız batırmak gerek

Bu işçiler, genç işçiler. Çoğunluk, 30 – 40 yaş civarı. Eğitimleri var. Teknik özelliklere sahip kalifiye işçiler. Üretim süreci içinde önemli yerleri olan işçiler. Bir başka durum ise, bu işçilerin çoğunluğu, bu yasal ve anayasal değişikliklere, bu siyasal iktidara “EVET” diyen işçiler.

Sendika eğitimlerin de, ne konuşulur, ne değerlendirilir. Yasalar ve uygulamaları, işçilerin beklentileri, gelecek kaygıları, nasıl değerlendirilir. Bunları gözardı etmemek gerekiyor. Bu köprüler kurlamamış, görülen köy bu.

Ne veriyorsun ki, neyi bekliyorsun, ne isteyeceksin. Durarak bir yere varılmıyor. Nasıl bir gelişmeye katkı vermen önemli.

Uzaktan kumanda ile sendikacılık, atama sendikacılık anlayışına, yeni nesil tehlike çanlarını çalıyor. Hızlı bir uyarı gerçekleşiyor. Eğer işçiler, telefon ve internet aracılığı ile anında organize olup, karar alıp, uygulamaya da geçebiliyorlarsa, bu ağ içinde sendika ve sendikacılar nerede yer alıyor? Varlar mı? İzleyiciler mi? Ya da hiç mi yoklar?

Yönetim, atayarak veya emir – komuta zinciri içinde ve talimatlarla, bu gelişen süreci ve yeni nesli, anlayamıyor, dinleyemiyor, izleyemiyor ve de onların dünyasına giremiyor. Şaşkınık asıl bu. Ve asıl düşünülmesi gereken konu da bu.

Şundan emin olun, bu durumu, işverenler ve sendikaları değerlendirmeğe alacaklar ve yönlendimeğe yönelik bir dizi program gerçekleştireceklerdir.

Şimdi, ikinci önemli gerçeklik. Tekrar işçilere dönelim 15 günü aşan süre de ne istifa ettikleri sendika, ne de diğer sendikalarla gelişen bir durum yok.

Hak-İş’e bağlı, Çelik-İş Sendikası’na bir eğilim söz konusu olabilir mi? Konfederasyon’un Hükümet ile yakınlığı bir etken olabilir mi? Evet çoğunluk bu Hükümeti destekledi. Bu Hükümet ile diyaloğu iyi olan Konfederasyon’a yönelirler mi?

Ama bu sendika da, Türk Metal ile aynı sözleşmenin altına imza attı. Burada farklı olan, çekici olan ne? Değişen bir şey yok. Hatta Türk Metal içinde ki yakındıkları diyalogsuzluğa karşı, bu seçimin bir anlamı hiç yok. Ama olur mu, olur. Değişen bir şey olur mu? Değişen yeni bir şey olmaz. Kısa bir zaman diliminden sonra yeni kopmalar gündeme gelir.

Peki, DİSK’e bağlı, Birleşik Metal-İş’e bir geçiş söz konusu olabilir mi? Çünkü bu sendika, bazı işyerleinde yeni farklı haklar elde ettiler. Bu sözleşmeye karşı çıktılar, imzalamadılar. Yüksek Hakem Kurulu sözleşmeyi yaptı. Bu sözleşme hükümlerini aşma girişimleri konuşuluyor. Bu durum işçiler için yeni ve çekici bir durum. Ama görülen o ki, bu konuda da pek olumlu gelişme, şimdilik gözükmüyor.

Bu durumda, şimdi gelelim üçüncü önemli noktaya. Tehlikeli noktaya. Sendikasızlaşma. İşte asıl sorun da burada. Eğer işçiler yeni sendikal bir tercih yapmazlar ya da var olan ile ilgili gelişmeler sağlamazlar ise, asıl şimdi yeni bir macera ya girilmiş olacak. Sendika yönetimlerine ve toplu sözleşmeye protesto. Sendikadan istifa. Ve sonra hiç sendika olmayacaksa. Bu gelişimin sonucunun da, otomotiv sektöründe sendikasızlaştırmaya yol açılacağını görmemek olası değil.

Bu gün, yeni bazı haklar ile bu eylem, bu protesto sonlanabilir. Peki bunun takipcisi ve geleceği nasıl olacak. Örgütsüzlük, sendikasızlaşma ise, daha bazı yeni hak kayıpları ve işten çıkarmalara kademeli olarak hazır olmaları gerekir.

İşverenler açısından, MESS açısında da, bu örgütsüzlük, kurumsal kimliği gelişmiş işyerleri için, çalışma barışı açısından her zaman küçük patlamalara açık bir işyeri olması demektir. Kurumsallık, bu öngörülmeyen küçük patlamalarla sistemin yara almasını istemez. Bunu, işten çıkarma izler, ama üretim süreci de yara almış olur.

Demokles’in kılıcı gibi bir durum değil aslında.

Sendikaya tepki, sendikasızlaşma değil. Değiştime, yönetime katılma, etkileme ve sahip çıkma bir yana, sendikasızlaşmaya yönelinilirse, sonuç kaçınılmaz olarak, yalnızlık olur.

Çok kullanılan bir deyimi yineliyerek noktayı koyalım. En kötü sendika, olmayan sendikadan daha iyidir.

Bu konuya şimdilik ara verelim. Yaşam bize bu konuya yeniden dönmemizi nasıl olsa sağlayacak.

Ankara. 26 Mayıs 2105. Salı. ismail.bayer1@yahoo.com

BİR CEVAP BIRAK