Büyük aşklar düşlemiştik

Gençliğimiz yoksunluklar içinde geçti. Bu arada bir de aşk yoksunuyduk. Büyük aşklar yaşamak istiyorduk. Ölür gibi olduğumuz, ölüp ölüp dirildiğimiz büyük aşklar.. Sabah akşam bunun düşlerini kurduk. Aşklar her zaman zor ve güzeldir. Düşleri bile güzeldir. Aşk istiyorduk. Bunun hiç de kolay olmadığı belliydi. Büyük aşkları ancak büyük ruhlar yaşayabilir. Biz elde olanla yetinmek zorundaydık. O zaman çok sıradan yakınlıkları bile büyük aşklar diye yaşamayı denedik. Kendini kandırmanın hoş ve gülünç yanları vardır, bir kuru ekmeği büyük lezzetler düşleyerek çiğnemek gibi. Aşkın büyük bir gereksinim olduğunu, insan olmanın zorunlu bir koşulu olduğunu sezmiştik sezmesine ama elden ne gelirdi. İş hiç de kolay değildi: sorun nitelikli insana ulaşmak sorunuydu.  Basit çıkarlar için ya da daha genel anlamda küçük ilişkiler için düzenlenmiş bir dünyada büyük aşk düşleri görmek aptallaşmanın ta kendisidir. Ben ve benim gibiler, aptallar diyelim, hep gerçek aşkı aradık ve bulamadık. Bunun için belki de daha ileri yaşları beklemek gerekiyordu.

Bizler gene de aşkın peşine gitmekten yana olduk. Aşkın peşine gitmeseydik çoklarının yaptığı gibi yapacak, insan yanımızı bastırıp hayvan yanımızı ortaya çıkaracaktık. Aşk yolunda düş kırıklıklarına uğramış olmak güzel olmasa da ruhunu insana yaraşır duygularla doldurmuş olmak güzeldi. Bir şeyi tek yanlı yaşamanın pek de istenir bir şey olmadığı kesindir. Ne yaparsınız ki insanın yoksunluklarda kendini kandırması bir ömür boyu kömüş derisi gibi bir yürekle çarşıda pazarda kısmet aramasından iyidir. İnsanlığımızı yaşamak için, ayrıca şiirimizi romanımızı öykümüzü güçlü kılabilmek için aşka gereksinimimiz vardı, yalan yanlış yaşanmış aşklar bile yüce duyguları kışkırtmak açısından bize bir şeyler getirmiştir. Bunun kaba bir yarar düşüncesiyle karıştırılmaması gerekir. Yeterli koşulları bulamadığımız durumlarda insanlığımızı ayakta tutmak için kendimizde itici bir güç yaratmak zorunda olduğumuzu görüyorduk. Aşk yolunda birçok defa kendimizi bir güzel kandırmışsak bundan övünç duymamız da utanç duymamız da gerekmez diye düşünüyorum.

On altı on yedi yaşlarımızdan başlayarak yazdıklarımızı okuyanlar, özellikle şiirimize bakanlar bizleri eşsiz aşklar yaşamış insanlar olarak görecekler ve bize gıpta edeceklerdir. Bu düpedüz kandırmacaydı. Gençliğimizde çoğumuz, ben de içlerinde, tam anlamında yoksunluk koşullarını yaşıyorduk. Elde yok avuçta yok. Sevgili diye birini bulmuşuz. O çocuk da bir heyecanı yaşıyor kendince. Ne düşler kuruyor kim bilir. Buluşmak için gün ve saat veriyor, hayır diyemiyorsunuz, ama gidecek durumunuz yok. Bir Çemberlitaş Muhallebicisi’yle iş bitse neyse. Kısacası kızcağız otobüs durağında boş yere beklemiş oluyor.

Aşkın kendisi de duygusu da güzeldir. Keşke bizler de gençliğimizde duygu düzeyini aşabilmiş ve aşkın kendisini enine boyuna yaşayabilmiş olsaydık. Olmadı ve o koşullarda olamazdı. Zaman içinde bazı şeyler değişti, bazı şeyler biraz geç de olsa ve kesik kesik de olsa yaşandı. Yüreğimizi her zaman sıcak ve aşka açık tuttuk. Ben herkese ve özellikle genç insanlara derim ki, ne yapın yapın, içinizdeki aşk ateşini sönmeye bırakmayın. Aşkın olumsuzluklarını bahane etmeyin. Varsın sevdiğiniz sizi kalıplamaya kalksın, sizi evcilleştirip iyi bir ev erkeği yapabilmek için bütün güçlerini kullansın, yalanlar söyleyerek sizi parmağında oynattığını sansın, yüzünüze gülüp arkanızdan hesaplar yapsın, olura olmaza yakınlık göstersin. Aldırmayın. İçinizdeki o sıcaklığı, o insan sevgisini, o her şeyi paylaşma duygusunu, o adanmışlık inancını ruhunuzda bir hazine gibi taşıyorsunuz ya bu size yeter. Bir şeyleri elde edememiş olmak hatta bir şeyleri çok kötü yitirmiş olmak duygusu bile sizin iyi yüreğinizden doğan daha başka duyguların yüce duyguların altında iyiden iyiye gölgelenip kalacaktır. Kim ne düşünürse düşünsün, hiçbir güç insan olma yolunda ortaya koyduğunuz emeği yok edemeyecektir, aşkta ve her şeyde. Birileri boş hayaller kurmuştur.

Geriye baktığımda her zaman sevmeye çalışmış, sevgisini esirgemeyi düşünmemiş, sevilmeye değer mi değmez mi demeden sevmiş, yaşamı boyunca daha çok sevgiden beslenmiş birini görüyorum kendimde. Bazen birilerini üzmüşüm, bazen birileri beni üzmüş, bazen düş kırıklığına uğramışım bazen de birilerini düş kırıklığına uğratmışım. Daha sonra ben neden böyle yaptım ki dediğim de olmuş. Ne istedim elin kızından? Gene de bildiğim kadarıyla kimseyi kırmamış kimseyi incitmemişim. En çok kadınlarımın yalanlarına katlanma konusunda zorluklarım olmuş. Onu da işin tuzu biberi sayalım artık.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

3 × 3 =