Büyük insana büyük haksızlıklar

Atatürk, hiç şüphesiz  kendisini anlamış dava arkadaşlarının da desteğiyle, bir ulusun yaşam mücadelesi sayılan Kurtuluş savaşı ve devamında Cumhuriyet dönemi ekonomik, kültürel, siyasal değişim projeleri  neticesinde yaşadığımız toplumda ya çok büyük bir önder ya da bu büyüklüğü kuşku uyandıran bir önder gibi tanımlanmıştır ve tanımlanmaktadır. Ya çok büyük bir liderdir yada çok küçük. Ya çok demokratiktir ya çok otoriter. Ya çok büyük işler başarmıştır yada o kadar büyük işler başarmamıştır.


Kendine, kendi tarihine objektif gözlerle bakabilen her insanın Atatürk’ün içinde bulunulan şartlara göre bir toplumda ne kadar büyük değişimler yaşattığını ve ne kadar büyük bir lider, devrimci olduğunu görmemesi neredeyse imkansızdır. Çünkü her şeyin, her eşitsiz ilişkinin geleneklerle meşrulaştırıldığı, aklın hüküm sürmediği, sorgulayan ferdin değil ama itâat eden bir kalabalığın var olduğu ve vatanın her karış toprağının düşman işgali altında olduğu bir toplumdan her türlü ilişkinin akla dayanarak meşrulaştırıldığı dolayısıyla inanan, itâat eden değil ama sorgulayan, seçen, eğemenliği eline alan bir topluluğun varolduğu ve en önemlisi vatanın her karış toprağından düşmanın ebediyete kadar sökülüp çıkarıldığı bir topluma dönüşüm bir insanı da büyük yapar yaptıklarını da.


Sanırım onu otoriter bir önder olarak tanımlayanların onun Kurtuluş savaşının başlangıç günlerinden beri tam bağımsızlığa, ulusun eğemen olmasına, ulusal bir meclisin varlığına, tüm tartışmaların mecliste yapılıp karara bağlanmasına verdiği önemi hatırlamaları ve birinci meclisin çalışmaları esnasında kendisine fırlatılan odunlar, çekilmeye teşebbüs edilen silahlar karşısında durup, muhalefet edenlere hiç sıkılmadan  nasıl kürsüden cevap verdiğini, tüm bunlara karşılık oya dayalı bir sistem yerleştirmeye çalışmasını açıklayabilmeleri gerekmektedir. Bu açıklamaları düşünmeden yapılan tüm yargılar Atatürk’e yapılan haksızlıklardan biri olacaktır.


Ancak Atatürk’e yapılan bu türden haksızlıkların onu büyük bir önder olarak tanımlayıp ve büyüklüğünü de sadece bu tanımlamada bırakıp onun düşüncelerini, düşüncelerinin özünü anlamayan insanların ona yaptığı haksızlıklar karşısında hiçbir öneminin olmadığını düşünüyorum.


Günümüzde Atatürk’e büyük önder deyip, yaptığı işleri özlerini hiç anlamaksızın abartılı bir şekilde yüceltirken aslında ona çok büyük haksızlıklar ediyoruz. Şöyle ki:


Öncelikle onun cumhuriyetçiliğini, laikliğini v.s bunların üzerinde yükselen demokratik değerleri hiç anlamadan yada anlamaya çalışmadan sadece telaffuz ediyoruz. Cumhuriyetçiliğimizden, laikliğimizden dem vuruyoruz. Oysa ki Atatürk cumhuriyeti kurarken yada cumhuriyetçiliği bir ilke olarak ortaya koyarken bu sözcüğün sadece devletimizin isminin yanında durmasını istememiştir. O cumhuriyeti kurmuştur ve bunu da demokrasi ile geliştirmek, zenginleştirmek istemiştir. Aslında düşündüğü, planladığı siyasal, sosyal, kültürel projeleri de dikkate alındığında demokratik bir toplumdur. Dolayısıyla sadece cumhuriyetten bahsedip bunun üzerinde duran demokratik toplum değerlerinden hiç bahsetmemek yada buralarda hiç kafa yormamak Atatürk’e yapabileceğimiz ve yaptığımız en büyük haksızlıklardandır.


İkinci nokta ise, onu ulu önder, yüce önder, yüce kahramanımız gibi sıfatlarla anlatıp kendisini adeta mitolojik bir efsaneye dönüştürmemizdir.Ve efsaneler bildiğimiz gibi yaşamazlar, anlatılırlar. Hem de mişli geçmiş zamanda. Oysa ki Atatürk fikren yaşayan bir varlık olmalıdır. Onun bu şekilde yaşaması da ilkelerinin, eserlerinin özünü anlamaktan geçmektedir. Yoksa onu efsane kahramanlara çevirmekle değil. Aslında kendisini böylesine efsaneleştirirken onu tamda reddettiği bir şeye çevirerek ona başka bir haksızlık daha yapıyoruz. Atatürk dine, geleneklere, adetlere her şeye taassub ile bağlanmayı reddetmişti. Bunun yerine tüm ilkelerinin de temeli olan, tüm ilkelerinin onunla açıklanabileceği aklı koymuştu. İşte biz onu abartılı sıfatlarımızla efsaneleştirirken yaptıklarının özüne dikkat etmeksizin  ona adeta taassub ile bağlanıyoruz. Ve işte onu tam da burada reddettiği bir şey haline dönüştürüyoruz. Bu ona yapacağımız, yaptığımız en büyük haksızlıktır.


Onu ‘izim’lerle anlatıp, söylediklerini söylemiş, yapacaklarını yapmış bir insan olarak düşünceleri ile adeta çerçeveleyip bir köşeye koyuyoruz. Onun düşüncelerini böylesine doğmalaştırdığımız için devrimlerini, dayandığı ilkeleri, ilkelerinin önemini ve bugün karşılaştığımız her sorunu ki, bugünün sorunlarının 1920 lerin sorunları olmadığı çok açıktır, dolayısıyla  bu ilkelerin özlerini kavrayarak çözüme kavuşturabileceğimizi unutuyoruz.


Düşüncelerini böylesine dondurduğumuz ve kendisini böylesine efsaneleştirdiğimiz için olsa gerek onu anlamanın da, anlatmanın da yolunu içinde hiçbir şekilde özü yakalamışlığı barındırmayan sembollerde buluyoruz. Ne kadar çok heykelini yaparsak ve bunlar ne kadar büyük olursa onu o kadar iyi anladığımızı, anlattığımızı düşünüyoruz. Bir cadde düşünün ki, orada değil bir heykelin bulunması arabaların bile zor geçtiği, ortasında devasa bir Atatürk heykeli. Öylesine büyük ki, karşı apartmandan pencereyi açan bir kişi onun kafasıyla karşılaşabiliyor. Onu insanların pencerelerinden içeriye sokarak anlatmaya çalışıyoruz.  Düşüncelerinin, yaptıklarının  özünü göstermeden, anlatmadan. Heykellerini yapalım ama onu doğru anlayalım, doğru anlatalım.


Yine düşüncelerini böylesine dondurduğumuz için ve özü  hep kaçırdığımız için düşüncelerinin yanlış anlaşılmasına da sebep oluyoruz. Örneğin zaman zaman bu toplumda milliyetçilik basit bir milliyetçilik gibi anlaşılabiliyor, laiklik dinsizlik gibi. Oruç tutuyorsanız yada camiye gidiyorsanız karşılığında ‘Nasıl olur siz çok modern bir insansınız’ gibi cevaplar alabiliyorsunuz. Sanki bu iki olay birbirlerine çok ters şeylermiş gibi. Sanki Atatürk dini kamusal alandan çıkaralım derken özel alandan da çıkaralım demiş gibi. Bütün bunları da onun adına yapıyoruz. Kendisinin hiçbir şekilde böyle bir şey düşünmemiş, söylememiş ve yapmamış olmasına rağmen. Sanırım buda ona yapabileceğimiz, yaptığımız en büyük haksızlıklardan biridir. Burada ilğinç olan nokta da  bunu daha çok mürekkep yalamış, okumuş dediğimiz eğitimli kesmin yapıyor olmasıdır.


Atatürk düşündükleriyle, yaptıklarıyla gerçekten bu sıfatı hakkettiği için büyük bir insandır. Ancak sonuçta bu büyük insana hiç hakketmediği bir şekilde büyük işler başardığı bu toplumda bu kadar büyük haksızlıklar yapılabilir diye düşünüyorum.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

6 − four =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.