Cahile söz anlatmak…

Cahile söz anlatmak…

0
PAYLAŞ

“Ben diyorum bayram haftası, sen diyorsun mangal tahtası” sözü; “ kazı koz anlamak”, “elifi görse mertek sanmak” deyimleri, bilgisiz kimselerle anlaşmanın güçlüğünü anlatır.


Cahil insanın, belli bir dünya görüşü yoktur. Onun öğretmeni sokaktır. Bugün böyle der, yarın tersini söyler. Kavrayışsızdır. Verileni alamaz. Kafa yapısı sınırlıdır. Kafası ileriye, yeniye kapalıdır. Her şeyin çözümünü eskide arar.


Cahil insan bencildir. Bunun için de yapmayacağı yoktur. Bir düğme için bir insana kıyabilir. İyi yürekliliği yüzeydedir. Yerini bilemez. Kendinden yana olanla, kendine karşı olanları ayıramaz.


Cahil insan, haklarını savunamaz. Bu yüzden her yerde aldatılabilir.


Cahil insan bilime de inanmaz. Bilimden zarar görenler ya da bilime karşı olanlar, onu bilime karşı savaşta rahatça kullanırlar. Görgüsü, bilgisi, boş inanlara dayanır.


Gerekli bilgileri edinemediği için cahil kalanların yanında, diplomalı cahiller de çoktur. Bu tür kimseler, toplum için daha zararlı, bir yerde daha tehlikelidirler. Bilmediği halde bilir görünmek, tamiri güç, olumsuz sonuçlar yaratır.


Bir anlamda da; “yarım hekim candan, yarım hoca dinden eder” misali.


Onun içindir ki, bu ülke bugüne kadar ‘bilgi sahibi olmadan, fikir sahibi olanlardan’ ve ‘bir bilenlerden’ olduğu kadar ‘çok şey bilenlerden’ çektiği kadar hiçbir şeyden çekmedi.


Ne yazık ki, buna paralel olarak ta; son yapılan araştırma sonuçlarına göre; ülkemiz insanları ve gençliği hızlı bir şekilde; okumayan, araştırmayan ve kendini ve içinde bulunduğu toplumu geliştirmeyen insanların oluşturduğu bir topluma dönüşmekte ya da dönüştürülmeye çalışılmakta.


Bir zamanlar okul köşelerine asılan afişler vardı: “Bolşeviklik (komünizm) görüldüğü yerde yok edilmelidir” diye.


Kanımca asıl yazılması ve okul köşelerine asılması gereken söz; “insanlığın baş düşmanı ‘cehalettir’ ve görüldüğü yerde yok edilmelidir” olmalıdır.


Yapılan bütün tıbbi araştırmaların sonucunda görülüyor ki; birçok hastalığın nedeni genlerimizdedir. Durum böyle olunca da; izninizle bir ironi ve gönderme yapmak istiyorum ve acaba diyorum: “gerek bireysel, gerekse toplumsal yaşantımızdaki adına CEHALET dediğimiz hastalığın nedenlerinin bir sonucu olarak karşımıza çıkan ve bir bakıma da iç içe geçmiş olan TARİKAT-TİCARET- SİYASET-  gibi sendromları  ŞEYTAN ÜÇ(GEN)inde mi aramak lazım, bilemiyorum.”


Böylesine kirli ilişkiler içerisinde birilerinin ‘ne sihirdir, ne keramet! El çabukluğudur marifet’ anlayışıyla ‘malı’ götürdüğü ve ‘deveyi hamutuyla’ birlikte yuttuğu herkesçe bilinmesine rağmen; kimse sesini çıkartmıyor ya da çıkartamıyorsa; birileri çoktan peşine taktığı cahil kitleyle birlikte “atı alıp, Üsküdar’ı geçti” demektir.


“Deveyi yardan atan bir tutam ottur” derler. Demek ki, deveyi hendekten atlatmak için bir tutam ot yetecektir belki. Ama cahile nasıl söz anlatmalı!(?) 



Evet, dostlarım bir yazının daha sonuna geldik. İzin verirseniz yazımı ‘cahillik’ (cehalet) üzerine söylenmiş birkaç atasözü ile tamamlamak istiyorum:


“Cahil savaş davuluna benzer, sesi çok, içi boştur.”


“Cahil kral, taç giydirilmiş eşektir.” (İngiliz atasözü).


“Arif ile sohbet etmek, neydeki sedaya benzer. Cahil ile sohbet etmek, akortsuz saza benzer.”


“Cahil ile etme sohbet, her sözü bir baş incitir” diyor bir halk türküsü.


Bir de Ziya Paşa’dan bir beyit yazalım:


“Bed asla necabet mi verir üniforma
 Zerduz palan ursan eşek yine eşektir.”


(Aslı kötü olana soyluluk kazandırır mı hiç üniforma-kılık, kıyafet- Altın semer vursan eşek yine eşektir.)


Hani ne derler; “dervişin fikri ne ise, zikri de odur “ diye.


Eski bir futbolcu olmanın verdiği avantajla ne güzel söyledi Sayın Başbakan:”Finale yaklaşırken, faul yapanlar olacak siz onlara aldırmayın, yolunuza devam edin” diye.


“ Anneme öğretmen olduğumu söylemeyin! O benim imam olduğumu sanıyor!”


Mete Karakaş:  Araştırmacı / Yazar
e-mail:  karakasmete@hotmail.com


METE KARAKAŞ’IN DİĞER YAZILARI


– Aşk eski bir yalan…
– Aşklar, şiirler ve şarkılar 
– Gittim, gezdim, gördüm
– …bağlı kadınlara selam olsun! (1) 
– Destan’dan destana yol gider (II) 
– Bunu biliyor muydu Bay Bush? (III) 
– ‘Amazon’ kadınlarından ‘Amansız’lara (IV) 
– Panik Odası mı? Nanik Odası mı? (V.) 
– Meryem ve Meryem (VI) 
– İki farklı Recep öyküsü… (VII) 
– Teflon insanlar (VIII) 
– Hippiler (Hippie) ve bonomolar (IX) 
– Hindi ve papağan (X) 
– Şiir üstüne ne varsa… (XI)
– Sanat (zanaat) ve sanatın başlangıcı (XII)
– Erkek Olmanın Dayanılmaz Hafifliği (XIII) 
– Düşünce yazıları…(XIV)
– Sigara – Nargile – Pipo (XV) 
– Acele karar vermeyiniz… (XVI) 
– Kararlı ol ve seçimini doğru yap! (XVII) 
– Öğrenmenin yaşı yoktur (XVIII) 
– Bitmeyen Senfoni (XIX) 
– Nazım Hikmet Kültür Merkezi…(XX) 
– Hayatın aynasıdır tiyatro! (XXI) 
– Mağdurlar ve mağrurlar (XXII) 
– Şu Çılgın Türkler (XXIII) 
– Benim sinemalarım… (XXIV) 
– Muhteşem gece! (XXV) 
– Pamuk eller cebe! (XXVI) 
– Yurttan Tipler Korosu! (XXVII) 
– Anıların izinde radyo günleri! (XXVIII) 
– Yaşamak ve sevmek üstüne! (XXIX) 
– Suçlular aramızda… (XXX) 
– Sen neymişsin be abi! (XXXI)
– Durdurun dünyayı inecek var! (XXXII) 
– Bir demet maydanoz…(XXXIII) 
– Tersine dünya…(XXXIV) 
-Yukarıdakiler – Aşağıdakiler (XXXV) 
-Bahar Rapsodileri… (XXXVI)
-Düşman kardeşler…(XXXVII) 
-Uçurtmayı vurmasınlar!…(XXXVIII) 
-Ateş düştüğü yeri yakar…(XXXIX)  
-Sağdan soldan estarabim!…(XL) 
-Paradigma değiştirmek!.. (XLI) 
-Şeytan Üçgeni… (XLII) 
-Sen de benim hatalarımdan birisin…(XLIII) 
-Mutluluğu ararken…(XLIII) 
-Ah şu kadınlar…(XLIV) 
-Bir düğün gecesi… (XLV)
– 3.Uluslararası Adalar Festivali (XLVI)                    
-Sil baştan…(XLVII)
-Yine yakmış yar mektubun ucunu…(XLVIII)

BİR CEVAP BIRAK