CAZ’ın kuzeyden gelen konukları

CAZ’ın kuzeyden gelen konukları

0
PAYLAŞ

Uzun bir gece oldu doğrusu. İki ayrı caz grubu aynı program da yer alıyordu. Hafif bir esinti geldi önce. Norveç’den İstanbul’a. NİLS PETTER MOLVAER “SWİTCH”

Baştan belirteyim, bu güne değin izlediğin en ilginç bir program ve seyirciler. Konserin bu ilk grubunu dinlerken, sanki bir senfoni orkestrasını dinler gibiydi seyirciler. Aralıksız bir birini izleyen parçalarla, 70 dakika süren konser boyunca, salonda “çıt” yok. Büyülenmiş gibi sakin, izleycilerde ne bir ses, ne bir hareket. Pür dikkat izleme. Sanki sahnede klasık bir senfoni orkestrası konseri var. Öksüren ya da arada kaçak bir alkış bile yok.

Dört kişilik bir orkestra. Erland DAHLEN davul da, Jo Berger MYHRE bariton gitar, Geir SUNDSTOL pedal steel gitar ve gruba adını veren trompet sanatçısı Nils Petter MOLVAER.

Trompet, konser boyunca neredeyse nefes bile almadı diyeceğim. Bu konseri tanımlamak gerekirse, dilime takılan tanımlama. “Kent Yalnızlığı.”

Sanki kuzeyin soğuk gecelerinde, küçük bir barda, az bir izleyici grubu, içkisini yudumlarken, bu müziğin sıcaklığı ile gevşeyerek, kendisiyle bile hiç konuşmadan, rahat bir yolculuğa çıkıyor gibi. Ara sıra bu sakin yolculukda, trompetin hafif çığlıkları da duyuluyor, davul biraz hareketlenir gibi oluyor, ama bu sakin yolculukda, arada adeta kaybolup gidiyor. Trompet eşliğinde sakin bir yolculuk, gitarlar ve davul, adeta yavaş yavaş trompete yetişmeğe çalışıyor.

Seyirci de, bu atmosferin içine girdi diyeceğim. Koltuğumuzda oturuyoraz, öksürüğü bile tutarak, sakin sakin adeta Bach dinliyoruz.
Bu sakin ve dinlendirici yolculuk, sadece bu konserin ilk bölümü programı için geçerli. Konserin ikinci bölümün de, bu kez farklı bir orkestra. O da, kuzeyden geliyor. “JAGA JAZZİST”

Ve gerçekten ilginç bir durum. Sanki ayrı bir konser salonunda, ayrı bir seyirci kitlesi var. İlk kez yaşayarak, bu farklılığı şaşkınlıkla görüyor ve izliyoruz.

O sakin, suskun, klasik müzik konserinde ki gibi olan seyirci, birden değişiyor. Bir buçuk saati aşkın süre, adeta bu kez bir diskotek de ışıkların yoğun bir şekilde kullanıldığı, bir geniş alan da, zaman zaman orkestrayı bile görmeden bir rock konserini dinliyoruz. Hele konserin sonuna doğru, seyirciler artık koltuklarında değiller, ayaktalar ve dansedenler de yok değil yani. Orkestra ışık oyunları içinde sahnede, ama bazen adeta seyircileri arasında kayboluyor gibi. Sahnede kaç kşi var, hangi enstrümanlar var, müziğin hızı ve ışık içinde kaybolup gidiyorlar. Kent yalnızlığı, bu kez çılgın bir gösteriye dönmüş gibi.

Bakır üflemelilerin hakim olduğu, sekiz kişilik bir orkestra. Her sanatçı, bir kaç enstrümanı birden kullanıyor. Marcus FORSGREN, elektrik gitar ve FX. Andreas MJOS, vibrafon, gitar, Korg MS 10, perküsyon. Martın HORNVETH, davul. Lars HORNVETH, tuba, flüt, perküsyon, glockenspiel ve vokal. Even ORMESTAD, bas gitar ve klavye. Erik JOHANNESSEN, trambon, perküsyon ve vokal. Oystein MOEN, synthesier ve piyano.

Bu sanatçıların yanı sıra, konserin diğer yıldızları, elktronik aksam ve ışık demeti. Sahnenin içi, spotlar, duman. bazen sahne içinde, bazen de seyircilere yöneliyor. Belirttiğim gibi, bir disko da gibiyiz.

Orkestra bazen hızını kesiyor. Yavaş bir melodinin arkasına taklılıp gidiyor. Bu bazen bir ninni formatında bile gelişebiliyor. Fakat bu durum kısa sürüyor. Özellikle bakır üflemeliler yeniden coşkuyla, seyircileri adeta ayaklandırıyorlar.

Bir ara orkestraya, bir önceki grup içinde yer alan, Nils Petter MOLVAER, trompetiyle konuk geliyor., solo, düet derken, orkestranın bir parçası haline geliyor.

Orkestra içinde her sanatçı, her enstrüman, aralıkla kısa sololarla doğaçlamalar da gerçekleştiriyorlar.

Seyirci adeta ayakta. Bir buçuk saati aşan sahnede kalan grubun dinamizmine hayranlık var, yorgunluk belirtisi bile yok. Alkışlar ısrarlı olunca, bis parçaları geliyor.

Norveç’den gelen bu iki ayrı grup, çok farklı bir müzik yapsalar da, izleyicileri birlikte kucaklayabildiler. İki ayrı akşam gerçekleştirilebilecek, program, bir gece içinde ve aynı sahnede. Seyircilerde de yorgunluk belirtisi doğrusu yok.

Ve CD’leri ile uzunçalar, fuaye de alıcılarını bekliyor. Ama açıklıkla belirtebilirim ki, Jaga Jazzist grubunu sahnede izlemek gerekiyor. Müzik ve ışık adeta birlikte ele alınmış. Işık düzenlemesi ve sahneye yerleştirlen ışık çubuklar, renkden renge girerek, spotlarla ışıklar gezinirken, ayrı bir dünya da gibisiniz.

Baştan söylediğimi yine tekraralama durumunda kalıyorum, konser çıkışında, Norveç’li sanatçılar bu tınıları taşırlarken, ben de kent yalnızlığı izlenimini bıraktılar.

Kuzey de Baltık kıyılarında gelişen caz tınıları farklı. Uzun geceler, gündüzün ve güneşin azlığı, zaman zaman güneşe hasretlik, bir yalnızlığı da beraberinde getirmiş gibi. Ne denli hareketli olsa da, bazen rock-caz yorumu yapılsa da, yalnızlık hakim, haykırışlar ve neşe de bile, yalnızlık hemen seziliyor. Yanılabilirim, ama bende bıraktığı izlenim bu.

Kış daha İstanbul’a gelmedi. Norveç’li caz sanatçıları kıştan geliyorlar, soğuktan geliyorlar, ama sıcaklıkları ile bizlerin de içini ısıttılar.

____________

* İstanbul. 30 Kasım 2015. Pazartesi. ismail.bayer1@yahoo.com

BİR CEVAP BIRAK