Cemaatcilerin titiz çalışması…

Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve takımı ile Atlantik ötesinde, Pensilvanya’da mukim emekli imam Fethullah Gülen’in iktidar ortaklığı hala kafa karışıklığı ile malül vaziyette.

Böylesine bir ortaklığın Cumhuriyet tarihinde eşine rastlandığını sanmıyorum.
En azından böylesine bir “titiz” çalışma yapılmış değildir.
Öyle bir strateji ki, ne zaman, nerde ve nasıl düğmeye basılması gerektiği adeta kuyumcu hassasiyeti ile işlenmiş ve örülmüş.

Ve Cumhuriyet tarihinde bir başka ilk, iktidara gelen muhafazakar Müslüman kesimi, yani Adalet ve Kalkınma Partisi, dini lider, yani el üstünde tutulan bir emekli vaiz Gülen Hoca ile içiçe, gönül gönüle, “al gülüm ver gülüm” misali devleti yönetmiş.

Kendilerine “hizmet hareketi”diyen Gülen ve kadrosu, devlette, devlet yönetiminde ve devlet denilen aygıtın her santimetrekaresinde parelel filan değil, resmen ortaklarmış meğer.

17 Aralık 2013’den önce patlak veren ve akılların tutulmasına yol açan çok bilinmeyenli bu olay için “Nasıl yani ?” sorusunu biz Türkler değil, yabancılar sorabilir ancak.
Çünkü onların “kafası” bu tabloyu algılayamaz.
Aslında bizler de ilk başlarda zorlandık.
Ama Türkiye’de herşey olabilir diyecek noktaya geldik sonunda.

Ne oldu da Erdoğan-Gülen ortaklığı bozuldu?
Esas soru bu?
Aslında “ortaklık nasıl işledi” sorusu daha önemli.
Aygıt nasıl çalıştı?
Devlet aygıtından bahsediyoruz tabii ki.

Başbakan Erdoğan, tamam.
Peki Başbakanlıkta “eş başbakanlık mı kuruldu ki, Gülen bu güce ortak oldu.
Yani Başbakana ayrılmış makam koltuğunda iki kişi oturamayacağına göre, Gülen’in adamı nerde oturdu?
Sonra bu “eşbaşbakan” kimdi?

Peki Eğer ortak idiyseler Gülen’in bakanları kimlerdi?
“Gölge kabine” uygulaması burada geçerli olamaz.
Çünkü gölge kabineleri, gelecekte iktidar olmayı hayal eden ana muhalefet partileri kurar.

Peki Gülen’in kabinesinde kimler vardı ve nerelerde konuçlanmışlardı?

Gerçek Başbakan Erdoğan’ın ilk başlarda çok güvendiği, bir dediğini iki etmediği Hizmet Hareketinin ileri gelenleri, askeriyeyi hem korumaya ve de hem cezalandırmaya neden gerek görmüşlerdi?

Şimdi anlıyoruz ki, Adalet Bakanlığındaki Gülen’in “eşbakanı” çok güçlü biriymiş.
Hem hakimler, hem savcılar, hem yargıtay, hem HSYK onlara bağlı olduğuna göre…
Ergenekon, Balyoz gibi 5 yıl önce sahneye konan ve muvazzaf emekli paşaların, ordunun üst kademesindeki askerlerin, “yaramaz aydın”ların, “haylaz gazeteci”lerin içeri tıkıldığı Silivri meğer “dandik” (!) bir mapushane imiş.
Nasıl da “titiz” çalışmalar yapılmış, hayret etmemek mümkün değil.

Nitekim Başbakan her yerde ve her an, Hizmet Hareketiyle yaptığı işbirliğinin, ortaklığın “yanlış” olduğunu 12 yıl sonra farketmiş.
Başbakanın ferasetine, uyanıklığına, önsezisine hayran (!) olmamak mümkün değil.

Başbakan, uzaktaki ortağını Türkiye’ye davet ediyor ve siyasete atılmasını istiyor.
Adam niye gelsin ki?
Gelmeden de “güç sahibi” olunabildiği gösterdiğine göre…
Uzaktan kumanda aletinin işe yaradığını ispatladığına göre…
Neden gelsin?

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

4 × 3 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.