CevaplıYORUM…

“Bazıları demokrasi sevmez” başlıklı yazıma tepki veren, görüş bildiren ve eleştiren tüm okuyucularıma baştan teşekkürlerimi sunayım ve ondan sonra bu duruşlara karşı olan fikirlerimi yazayım.
Önce Umut Gürcüm’den başlayayım.
“El- İnsaf; AKP durup dururken mi kapatılmak isteniyor?” diye ilk soruyu sormuş.
Hayır,durup dururken değil. Keşke durup dururken olsa “kasıtlı bir kaza” derdik. Yani arkadan bir araca bindirmek gibi. Durup dururken değil, ortada bir “eylem” yokken ve beklenmedik bir anda gelişti olay. Yani bir nevi muhtıra verilmesi gibi bir şey oldu.İstersden adına hukuk muhtırası de.
Ama insaf. Dün bir bugün iki…
Önce DTP. Bu partinin terörle ilgili ve ilişkili bir çok sözlü ve hareketli eylemleri olduğu söyleniyor. Yani PKK terörüne destek verdiği, arka çıktığı, propagandasını yaptığı öne sürülüyor. Bir anlamda “belge-bulgu” fotograf, söz, demeç gibi tutarlı iddialar var. Bunu anladık. Üstelik bu ve benzer partilerden biri olan Ispanya’da Bask ayrılıkcı partisi  Eta’nın kapatılma örneği var.
Ama AK Partiyle ilgili ortaya konan her ne hal ise iddianamede sadece bugüne kadar TV ve basında çıkmış belge ve bulgulara dayanıyor. Ya eylem?
Ortada öyle bir şey yok.
Varsa zaten çıkar.
Madem ki yargıye güveniliyor o zaman “Biraz daha ses çıkarılmasa demokrasi kalkanının arkasına sığınarak yapmadığı hıyanet kalmayacaktı” ithamını ekleyen Gürcüm’ün bu sözlerine ne diyeceğimi bilmiyorum. Eğer çok güvendiği anlaşılan yüksek yargı- ben de güveniyorun- AK Parti’nin böyle bir ihaneti varsa neden iddianameye bu savını koyamadı ve bunun belgelerini ekleyemedi. Bu suçlama çok ağır. Ben kendimi  tenzih ediyorum Gürcüm’ün bu iddiasını hatırlattığım için.

Gürbiz Sanatci adlı okuyucum “Herşey iyi güzel de hukukun üstünlüğü ne olacak?Anayasa Mahkemesi bir taraf değil ki.” demiş ve AK Partiye demokratik anlamda güvenildiği kadar Anayasa Mahkemesine de hukuk bağlanımında neden güvenmediğimi sormuş.
Ben hukukun üstünlüğüne değil, ne yazık ki hala “üstünlerin hukuku”nun geçerli olduğuna inanıyorum. Bu görüşüm hala değişmiş değil. Nitekim Anayasa Mahkemesine hep güvendim. Yanlış da olsa bazı kararlarına karşı acımasız eleştiri getirenlere karşı çıktığım oldu. Ancak Cumhurbaşkanlığı seçimlerini kilitleyen 367 rakamı konusunda aldığı karar benim için “Miladi bir karar” oldu. Bu kararın Türkiye’nin bugünlere gelmesinde büyük rolü olduğuna inanıyorum. En azından Çankaya’da belki de Gül oturmayacaktı. Orta yol bulunacaktı. Belki de Erdoğan “inadına” tutum sergilemeyecek, Gül’ün dışında bir başka adayı Çankaya’ya göndercekti, göndermek zorunda kalacaktı diye düşünüyorum. Erdoğan, ya da Gül’ün veya bu partinin sütten çıkmış akkaşık olduğunu söylemiyorum. Ama Yüksek yargının her zaman hukukun üstünlüğü yolunda karar almadığını bazen, seçimle iktidara gelemeyenlere yeşil ışık yakma yoluna gittiğini görüyorum. Bu yüzden mahkemenin de çok yakın bir tarihte özeleştiri sürecini yaşamasını diliyorum.
“Hangisinin sicili daha kötü” sorusuna gelince.
Tabii ki AK Parti’nin sicili kötü ve içacıcı değil. Geçmişi, yaşanmışı ve geleceğine olan kuşkumuz dikkate alınırsa sicili hiç de iyi sayılmaz. Hele “çılgın çoğunluk oylar” sonucu ortaya çıkan yüzde 47 saplantısı nedeniyle “Ben herşeyi yaparım” hali içler acısı. Bu sicile sahip bir partiden kurtulmanın  tek ve değişmez yolu sandık. İlk seçimde sandığa kilitlersiniz, olur biter. Demokrasinin iyi tarafı da bu zaten.

Sevgili okuyucum İram Araca’ya gelince.
“Askeri müdahale olmasın, olmamalı yanlış olur söylemleri çoğunluk için kabul ediliyor.Tamam, işte onun için parti kapatmak ayıp ve yanlış değildir” demiş.
Yani ihtilaller zorunlu olarak kendi hukukunu-hukuKsuzluğunu- işletir ve parti kapatır. O halde ihtilal olmasın ama yüksek mahkemeler parti kapatsın demek istiyor sayın Araca. Neden ama? Demokrasilerde partilerin yaşatılması hedeflenir. Demokrasi kültürü yerleşik Batı demokrasilerinde partiler asırlık oldu. Geçenler de var. Bizdeki en yaşlı parti ANAP ve o da 22 yaşında. Bırakın CHP ve DYP veya DP’yi. Onlar devamlı kabuk değiştirip bugünlere geldiler. Böyle gerekçelerle parti kapatılması düşüncesi biraz değil çokca ayıp ve yanlıştır bence. Üstelik bu düşüncede  “faşizanca” bir eğilim seziyorum. Umarım Yanılıyorumdur.
“Sürekli üç maymunu oynarsak demokrasiyi nasıl korumayı düşünüyorsunuz” sorusuna gelince…
Sayın Araca, eğer demokrasi algılaması sizce böyleyse –ki bana göre değil- gerekirse üç maymunu oynayalım. Yeterki demokrasi sağlıklı işlesin kazaya uğramasın. Çünkü şu an üzerinde yaşadığımız gezegenin üzerindeki en iyi sistem demokrasi. Keşke daha iyisi çıksa ve hep birlikte “Canın cehenneme demokrasi” deyip el sallasak.

Değerli okuyucum ve isim adaşım Sezai beye, yani Sezai Gürsu’ya fazla bir şey demeye dilim varmaz. Nedeni bugüne kadar ortaya koyduğu eleştirilerin tümünün tutarlı olması. Paylaştığım, hatta atladığım gerçekleri bana hatırlatması çok önemli.
“AKP işine gelmeyen her girişime (demokrasiye aykırı) damgasını vururken, kendi yaptığı demokrasi ayıplarının ismi ne oluyor acaba” diye sormuş.
Ben demokrasi ayıplarına bir ad bulamadım. Hala zorlanıyorum açıkcası. Tabiİ bu ayıp sadece AKP’ye mahsus değil, gelmiş geçmiş irili ufaklı tüm partilerde de vardı. Kiminde az, kiminde fazla.
“İktidar partisi şımarıklığını daha ne kadar hazmetmeye çalışacağız” diyen Gürsu’ya tek cümlelik yanıtım olacak:
“Hazmetmeyeceğiz. Açılacak ilk sandıkta son sözü söylersiniz olur biter. Başka çözüm yok.”

En kıdemli, değerli ve yakın dost saydığım Giray Baysu’ya gelince…
Aslında benim endişelerimi paylaşmış Baysu. Keyif kaçıracak şeyler olabilir. Hatta AK Parti olayı daha da tırmandırabilir. Yüksek yargıye yüklenerek adres şaşırtması yapmaya başladı bile. Yani oy ile hukukun karşılaşırılmasıyla kapatılma isteminin ne  alakası var? Elma ile armutun toplanması gibi birşey. Laikliğin böyle ve bu şekilde tartışılması zaten yanlıştı. Bu yanlışlığa, hatta tuzağa düşen CHP’nin tutumundan bahseden yok. Bugünlere gelişimizin baş nedenlerinden birinin teşkil eden sayın Baykal’ın basiretsizlik ve beceriksizliğini hep ıskalıyoruz veya görmezden geliyoruz nedense. Yani son durum biraz da yavuz hızsız oyunu gibi.

SezGi rumuzlu okuyucum “Akp tüm birimleriyle geleceğimi yerken cevap vermek için sandığı beklemek pasiflikle direnmektir” demiş.
Kesinlikle katılmıyorum. Aktif hale gel o zaman. Sivil toplum kuruluşlarında görev al. Git partilerden en sevdiğine kaydol. Mücadeleni demokratik yollardan yap. Ama önce demokrat olmak gerek. Sapına kadar. Yoksa kestirme yollar da var. Ama çok denendi ve hiç
olumlu sonuç alınmadı.

Umut Can adlı okuyucum “Cumhuriyet değerlerine karşı olanlara; dava da açılır, partiler de kapatılır çünkü bu haktır” demiş.
Demese daha iyi olurdu.
Tabii ki cumhurıyet değerlerine karşı olanlara müsamaha edilmesin, hatta nefes dahi aldırılmasın. Yasalar neyi emrediyorsa gereği yapılsın. Anayasa çiğnenmesin, ona izin verilmesin. Yasa dışı, hukuk dışı hiç bir şeye izin verilmesin. Ama bu hak öyle durup dururken kullanılmamalı. Ortada birşeylerin olması gerek. Sağlam deliller, eylemler, belge ve bulgular olması gerek. Dava açmanın ve kapatmanın gerekçeleri inandırıcı olmalı. Tartışmaya açık olmamalı. Üstelik tüm demokratik ülkelerce benimsenebilmeli.

Son olarak Serpil Kayacı “Siz DTP’nin kapatılması önerisine de benzer bir tepki gösterdiniz de benim gözümden mi kaçtı?” diye sormuş.
Gözünüzden kaçmamış.
Terör ve ayrılıkcı politikaları destekleyen partilerin kapatılması son derece doğal. Kapatılmalıdırlar. Hele terörre destekleri açık ve netse. Hiç gözlerinin yaşına bakılmamalı. Bunun demokrasi ve özgürlüklerle alakası yok çünkü.
Ve tüm okuyucularıma teşekkürlerimi tekrarlıyorum.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.