CHP’den ön seçim ve değişim fırsatları

CHP’den ön seçim ve değişim fırsatları

0
PAYLAŞ

CHP’nin 7 Haziran seçimlerinde alacağı sonuç, seçimler sonrası politik süreci belirleyecek önemli faktörlerden biridir. Bu bakımdan CHP’nin seçimlerde alacağı sonuç sadece Kılıçdaroğlu yönetiminin değil, bundan çok daha önemlisi Türkiye’nin politik geleceğinin biçimlendirilmesinde etkili olacaktır.

CHP’nin geleceğini belirleyen birkaç temel faktör bulunuyor.

Birincisi, CHP’deki iç dengelerin, kronikleşen hiziplerin varlığı ve Genel Başkanlar üzerinde ciddi bir etkide bulunmalarıydı. Bu süreci en derinlikli olarak yaşayanlardan biri de Kılıçdaroğlu oldu. Kılıçdaroğlu CHP’nin Genel Başkanlığına geldikten sonra, parti içi dengeler aşamalı olarak değişti. CHP’ye egemen olan baronlar, politikada acemi olan ve klasik görüntüsüyle edilgen görünen ve kamuoyunda belli bir etki oluşan Kılıçdaroğlu’nu istediği gibi yönetebileceğini hesapladılar ve Baykal’ın yerine aday olarak gösterdiler. Ancak süreç tersten işledi. Kılıçdaroğlu aşamalı olarak kendi ekibini kurarken, önce Önder Sav’ı tasfiye etti, sonra prestiji önemli oranda sarsılan Baykal’ı etkisizleştirdi.

Gelecekte başına bela ocağını hesapladığı Sarıgül’ü İstanbul’da belediye başkanı adayı göstererek sanıldığı gibi toplumsal bir gücü olmadığını ortaya çıkarttı ve fiilen etkisizleştirdi. CHP’nin iç dengelerindeki kırılma noktasının önemli halkalarından biri de kurultayda Muammer İnce ile girdiği başkanlık yarışı oldu. CHP içerisindeki geleneksel Kemalist ve ulusalcı çizgiyi devam ettiren bütün grupların İnce’yi desteklemesine rağmen Kılıçdardoğlu’nun yeniden genel Başkanlığa seçildi. Bu kongre geleneksel ulusalcı-Kemalist çizginin temsilcilerinin CHP’den kopması veya tasfiye edilmesinin önünü açtı. Bunun bir başka anlamı da, dengelere göre hareket eden Kılıçdaroğlu’nun artık kendi ekibini kurarak CHP’de çok önemli oranda etkin olmasını sağlamasıydı.

İkincisi, Kılıçdaroğlu’nun merkezden yerellere yönelmesi ve toplumla iç içe geçen bir parti yaratmaya yönelik attığı adımlardır. 40-50 yıldır CHP merkezinde ve önemli bir kısmı hemen hemen hiç değişmeden bürokratlaşmış, toplumdan kopmuş, toplumun sosyal, politik ve ekonomik sorunlarından kopmuş elitler tabakasını kırarak, CHP’nin genel merkezini yerelden gelen kadrolarla güçlendirme çabasına yönelmesidir. İçte yıllardır iktidar gücü olanların etkisizleştirilmesinin çok kolay olmayacağı biliniyor. Bunun üstten tasfiyelerle pek mümkün olmadığını gören Kılıçdaroğlu, 7 Haziran seçimlerinden önce çok büyük bir kısmı büyükşehirler olmak üzere 55 ilde ön seçime girme karar alarak önemli bir süreci başlatmış oldu. Ön seçim, Önder Sav, Baykal, Sarıgül gibilerin artık tabanda karşılığı olmadığını ortaya çıkarttı. Ayrıca kadınların ve gençlerin giderek ön plana çıkması, değişimin bir ön koşulu olarak görüldü. Kılıçdaroğlu, bu hamlesiyle hem CHP’de kendi ‘iç demokrasisini’ işletmesi bakımından kamuoyuna pozitif bir mesaj verdi, hem de kendi rakiplerini çok önemli oranda tasfiye etmeyi başardı. Bu yönelim aynı zamanda CHP içerisindeki tartışmaları önemli oranda bitirdi. Böylelikle CHP’liler tarafından tercih edilen adaylarla seçime girileceğinin mesajını verdi. Bu karar aynı zamanda, bir önceki parlamento, belediye ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinde CHP tabanının kabul etmediği adaylarla seçimlere girilmesinin yarattığı tepkiye yönelik bir özeleştiri olarak algılandı.

Süleyman Demirel’in yönlendirmesiyle, Sinan Aygün ve Mehmet Haberal gibi sosyal demokrat tabanda hiçbir karşılığı olmayanların aday gösterilmesinin ya da son belediye seçimlerinde ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Gülen Cemaati’yle ittifak kurulmasının toplumsal bir karşılığı olmadığı CHP’nin oy oranında hemen hemen hiçbir pozitif etkisinin olmadığı tersine kopuşlara yol açtığı görülmüştü. Kılıçdaroğlu, ön seçimlerle izlediği yanlış politikalardan vazgeçildiğini gösterdi.

Üçüncüsü, Aleviler CHP’nin toplumsal tabanının önemli bir kısmını oluşturuyorlar. Bu toplumsal desteğe rağmen CHP içerisinde etkisiz kalmışlardır. Dahası, devletin Alevi politikası, devlet kuran bir parti olan CHP’de çok ustaca uygulandı. Aleviler, son birkaç seçimdir bir arayış içerisine girmeye yöneldi. Özellikle Kürt kökenli Alevilerin CHP’den koparak ve HDP’ye yönelmesi Kılıçdaroğlu’nu tedirgin etti. Aynı şekilde CHP içerisinde yer alan Aleviler, geçmişten çok daha farklı olarak etkili bir güç olmaya yöneldiler. CHP’deki ön secimler dikkate alındığında İstanbul, İzmir ve Ankara gibi illerde 25’e yakın Alevi aday, seçilebilecekleri yerlerde ön seçimi kazandılar. Alevilerin CHP içerisinde ilk kez bu düzeyde örgütlü bir güç olarak hareket etmeye başlamaları, CHP’nin iç dengeleri çok önemli oranda etkileyeceği gibi aynı zamanda Türkiye genelinde yeni bir algının oluşmasına yol açacaktır. Kılıçdaroğlu bu riski görerek üç büyük şehirde 25’e yakın kontejan adayını da daha çok Türk-Kürt ama Sünni ve hatta birkaçını da İslami değerleriyle tanınan adaylara yer vererek dengeleme eğilimi içerisinde olacaktır. Üç büyük kentte çok sayıda Alevi adayın ön plana çıkması özellikle cumhurbaşkanlığı seçimlerinde HDP’ye yönelen Kürt-Alevi oyların yeniden CHP’ye yönelmesinde önemli bir faktör olacaktır. CHP’deki bu durum özellikle HDP’yi etkileyecektir. Bu verili durumu küçümsemeden gösterilecek olan Alevi kökenli adayların, Aleviler içersinde toplumsal karşılığının olması bir zorunluluktur. Bugün isimleri geçen adayların etiketleri dışında ciddi bir etki yaratma şansları bulunmadığını söylemek yanlış olmayacaktır.

Dördüncüsü, bu gelişmelere rağmen CHP’nin, devletin geleneksel ideolojik-politik çizgisinden kopmadan kendi iç değişimini sağlaması mümkün değildir. CHP içerisindeki geleneksel devletçi-Kemalist damar tahmin edilenden çok daha güçlüdür ve devletin kökenleriyle doğrudan ilişkilidir. Bu damarın üstten tırpanlanmaya başlanması CHP’nin devletçi politik kimliğinin değiştiği anlamına gelmez. Bu bakımdan CHP’nin, Kemalist-ulusalcı çizgide durarak klasik sosyal demokrat parti olması mümkün değildir. CHP’de etkin bir güç olan Kılıçdaroğlu’nun, artık ikircimli ve güven vermeyen politikalar yerine Türkiye’nin toplumsal gerçeğine uygun reel politikalara yönelmeden başarılı olması mümkün görünmüyor. CHP’nin Kürt illerinde hiçbir politik-toplumsal ağırlığı kalmamıştır. Bu olumsuz durumu aşmanın yolu Kürt sorununa bakış açısındaki çarpık, tutarsız ve daha çok devletin ulusalcı ideolojik çizgisini yansıtan politikaları terk etmesinden geçer. Kürtler başta olmak üzere toplumun farklı sosyal katmanlarının sorunları karşısında, geleneksel devlet politikasının dışına çıkarak çözümleyici alternatifler geliştirmesi kaçınılmazdır. Kılıçdaroğlu yönetimi, toplumun karşı karşıya olduğu politik, toplumsal, kültürel ve ekonomik merkezli sorunlarına objektif yaklaşmaz ve gerçek durumu yansıtan politikalar geliştirmezse kazanması ve sistemde yeniden bir güç olması mümkün değildir. CHP’nin toplumsal yaşam koşullarını ilerletecek politikaları bulunmuyor. Bu nedenle çok konuşan, üretmeyen bir CHP liderler profiliyle halktan puan alamıyor ve etkili olamıyor.
CHP’nin politik ve örgütsel olarak değişerek, toplumsal dinamiklerle yeniden bütünleşmesi için önemli bir fırsat geldi. Kılıçdaroğlu, CHP’nin iç dinamiklerinde elde ettiği gücü, toplumsal ve politik değişikliğe dönüştürmezse kaybeder. CHP yaklaşık 20 ilde % 10’in altında, 12 ilde % 5’in altında oy alıyor.

Kazanmanın ve gelişmenin yolu geleneksel devletçi Kemalist çizgiyi terk etmesi, toplumsal dinamiklerini ve ağlarını güçlendirmesi ve Kürt-Alevi sorununda daha objektif ve çözüm üreten politikaları güçlü bir şekilde gündemleştirmesidir.

Önümüzdeki seçimlerde CHP oy kaybına uğramayacaktır, tersine oy oranlarını arttırma fırsatını yakalamış bulunuyor. Türkiye’nin gerçeğine uygun politikalar geliştirir ve özellikle Kürt sorunun çözümünde inisiyatif alıp, muhataplarıyla sorunun çözümünde kararlı bir adım atarsa oy oranını yüzde 28-31 bandına çıkartabilir.

Geleneksel inkarcı-asimilasyoncu politikaları devam ettirirse, kaybeden bir CHP’nin lideri olarak Kılıçdaroğlu’nun tasfiyesi gündeme gelebilir.

__________________________

gokyuzu9@gmail.com

BİR CEVAP BIRAK