Cılız ruhlar

Zayıf ruhlu insanları istediğiniz yere sürükleyebilirsiniz. Zorlamanıza gerek yoktur, bir iki kandırıcı söz yetecektir. Kandırarak sürükleyemiyorsanız korkutarak sürükleyebilirsiniz onları. Homeros “Şu yeryüzünde insandan daha güçsüz hiçbir şey yoktur” der. Buna karşılık bir atasözü de şöyle buyurur: “İnsan bir yumurtadan daha kırılgan ve bir kayadan daha serttir.” O zaman iş değişir işte. Elbette herkesi istediğimiz yere sürükleyemeyiz. Bütün insanlar zayıf ruhlu değil ya. İnsanlığın tarihi güçlü insan örnekleriyle doludur: kayayı parçalarsınız ama o insanı yolundan kolay kolay döndüremezsiniz. Bütün güçlülüklerimizde ve bütün güçsüzlüklerimizde yetişme koşullarımızın ve ona bağlı olarak oluşturduğumuz kişilik özelliklerimizin payı büyüktür. İnsanların dünyasına şöyle bir bakalım, ilk gördüğümüz şey çeşit çeşit zayıflıklardır. Zayıflıklarımızın üstünü sıkı sıkıya örtmeye çalışırız, gene de çok zaman onların açık açık görünmelerini engelleyemeyiz. O kendine alabildiğine güvenen güçlü insan havalarımızda, o çok kararlı ve çok tutarlı adam izlenimi veren davranışlarımızda, o durmadan ürettiğimiz sağlam olgun dirençli erdemli insan görünümlerimizde sırıtan şey zayıflıklarımızdır.

Genel olarak insanoğlu güçlü bir ruha sahip olmanın getireceği yararlardan çok zayıflıkların sağlayacağı iyilikleri kollar. Çoğumuz balinalardan kalanları toplayarak yaşamını sürdüren balıklara benzeriz. Toplumsal yaşam da buna bütün kesimlerinde elverir. Zayıf ruhlar emek vermeden yaşamanın yollarını bilirler ve onları pek güzel uygularlar. Şu dünyada kendi başına kalmak birinin kanatları altına girmekten daha zordur. Yaşam bizden büyük emekler beklediği yerde çekici olmaktan çıkar. Bu koşullarda zayıf ruhlar kendilerini sürüklenmelere bırakmaya hazırdırlar. Gerekçe bulmak mı? Gerekçe kolaydır. İçimize sindirebilmek dediğimiz şey atla deve değildir: genel ahlak değerleri açısından uygunsuz olabilecek bir durumun o kadar da beter bir şey olmadığına kendimizi inandırmamız için elimizde hazır yalanlarımız vardır. Ayrıca toplumsal yaşamda dayanışma diye bir şey vardır: birileri kendi zayıflıklarını da göz önünde tutarak bizim zayıflıklarımızı savunmak adına gerekçeler üretmeye hazırdırlar.

Kötülüklerin başlıca kaynağı tembelliklerimizdir. Tembeller tehlikeli insanlardır. Hem kendileri için hem başkaları için tehlikelidirler. Çünkü yaşamı durmadan aşağıya çekmeye, onu yumuşatmaya yavaşlatmaya bozmaya çalışırlar. Tembellik ahlaksızlığa giden geniş yolun ilk durağıdır. Miletoslu Phokylides tembelliğin hırsızlık olduğunu söyler. Tembeller üretmeden tüketmek isterler. Her tembel insanlığın emeğinden az da olsa bir şeyler çalıyor demektir. Tembellerin tümünü iyiden iyiye insan yanlarını gözden çıkarmış kimseler olarak görmek doğru olmaz. Kendini yormadan canını üzmeden az az üreten tembeller de vardır. Yani az tembeller de vardır. Onları sömürücü olmaktan çok yetinmeci saymamız gerekir. Her ne olursa olsun tembel dediğimiz adam becerebildiği sürece denge durumunda kalmaya ve çevresini denge durumunda tutmaya eğilimlidir. Bazı tembeller zaman zaman da olsa bir şeyler yapabilmenin düşlerini kurarlar. Vauvenargues “Tembelde her zaman bir şeyler yapma arzusu vardır” der. Bu arzu gerçekleşmeyecek bir arzudur, bugün yarın derken zamanın akışında unutulur gider, geriye çok zaman bir iz bile kalmaz. Cılız ruhlar zayıflıklarını dünyaya benimsetmek isterler hatta bu yolda başkalarına örnek olmak isterler.

Evet zayıf ruhlar korkuyla ve kandırılmayla sürüklenen ruhlardır, daha doğrusu sürüklenmeye dünden hazır ruhlardır. İnsan doğal olarak korkak bir varlıktır. Yaralanabilir olan her varlık korkar. Onu korktuğu için kınayamayız. Önemli olan korkularımızla başetme tutarlılığını gösterebilmemizdir. İnsan korku ticareti de yapabilir. Kadın durumundan yakınır: beni korkuttu o adam, öyle olmasa onun gibi biriyle evlenmeye razı olur muydum? Ah kadınlarımızın insanı çileden çıkaran çocuksu kurnazlıkları. Adamın dünyalığı olmasa sen ona dönüp bakmazdın bile ablacığım. Kandırılmak dediğimizde tablo biraz daha karmaşıktır. Kandırılma genelde işin dış görünüşüdür: işimize öyle geldiği için kanmışızdır yani pekiyi demişizdir çok zaman, ama işin olumsuz yanı ortaya çıkınca kendimizi kolayından kandırılmış ilan ediveririz. Efendim ben böyle bir şeye elbette kalkışmazdım, siz ne diyorsunuz, biz babamızdan öyle görmedik, ama ne yaparsınız ki adam tatlı diliyle kandırıp çıktı beni. Ortalık kandırılmış ama daha çok bile bile kanmış insanlarla doludur. Adam kandırılmaktan yakınır ama kandırılmakla elde ettiği yarardan da vazgeçmez. Kısacası dostlarım güçsüz insanlar genellikle güçlü insanların zararına çalışırlar.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

2 × 2 =