Cumartesi Anneleri çağırıyor: Kaybedenlerin peşinde 700 hafta

Cumartesi Anneleri, kayıplarını arayış mücadelelerinde 700’üncü haftaya geldi. Anneler Galatasaray Meydanı’na çağrı yapıyor.

Cumartesi Anneleri gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak için başlattığı adalet arayışında 23. yılı geride bıraktı. 27 Mayıs 1995 yılından bu yana, her cumartesi günü Galatasaray Meydanı’na gidip gözaltında kaybedilen yakınlarını sordular. Galatasaray meydanı tanıklık etti onurlu mücadelelerine. Barışçıl eylemleri çoğu kez polisin copuyla, biber gazıyla ‘bölündü’. Ama onlar gittikçe çoğaldılar. Ellerinde taşıdıkları fotoğrafların, çiçek tutan ellerin sayısı çoğaldı, haftalar çoğaldı. Onlar yılmadı, tam 23 yıldır her cumartesi günü bıkmadan, usanmadan evlatlarından, eşlerinden, babalarından bir haber alabilmek, kaybedenlerden hesap sorabilmek için meydanda oldular. Bir gün giden ve bir daha geri dönmeyen evlatlarına, eşlerine, babalarına ne olduğunu bilmek istediler. 700 hafta 4 bin 900 gün umut ettiler, mücadele ettiler… Bıkmadan, usanmadan… Hasan Ocak, Kenan Bilgin, Hayrettin Eren, Murat Yıldız, Cemil Kırbayır, Fehmi Tosun ve daha niceleri… Analar oğullarına kavuşmadan, adaleti bu ülkede göremeden göçüp gittiler. 23 yıldır süren bu mücadele analardan, çocuklara, torunlara, yeğenlere devredildi. 700’üncü hafta öncesi Cumartesi Anneleriyle 23 yıldır süren mücadelelerini konuşmak üzere buluştuk.

‘CEMİL’İN BU DÜNYADA YAŞAMAYA HAKKI VARDI’

“Benim evladım gelir diye kapıyı bacayı açık bıraktım. Ay geçti, gün geçti, sene geçti benim çocuğum gelmedi’ diyordu Berfo Ana. Cemiline kavuşmadan, hasretle gitti aramızdan. 700. hafta dolayısıyla 1980 darbesi sonrası, Kars’ta gözaltına alınarak kaybedilen Cemil Kırbayır’ın abisi Mikail Kırbayır ile konuştuk. “Cemil’in de bu dünyada yaşamaya hakkı ve bu topraklarda payı vardı” diyen Abi Kırbayır,  “700 haftadır Galatasaray meydanında kayıp yakınları ve insan hakları savunucuları oturuyor. Devletin gözaltında kaybettikleri insanlarının akıbetlerini soruyorlar. 700. hafta gözaltında kayıpların, gözaltında kaybedilenlerin mücadelesi. 700 haftadır Galatasaray Meydanına yaz, kış, kar, yağmur, çamur demeden geldik. Geliş nedenimiz duyarlı insanların, bize yadigar kalan bu fotoğrafların sahiplerinin bu coğrafyada doğduğunu anlatmak. Türkiye Cumhuriyetinin yurttaşıydılar. Onlarında bu dünya da yaşamaya  hakkı, bu topraklarda, akan sularda hakları vardı. Bu insanlar gencecik yaşta devletin garantisinde olan yaşam hakları, yine devletin güvenlik güçleri tarafından yaşam hakları ellerinden alındı. Ona itirazımızdan dolayı 700 haftadır buradayız. İsteğimiz yaşam hakkı ellerinden alınanların, mezarlarını bize versinler.  Katledildiklerinde yıkanmadan gömüldüklerini tahmin ediyoruz. İtirazımız bunadır. Bütün bu insanlık suçlarıyla devletin yüzleşmesi istiyoruz. Faillerin yargılanmasından  önce devlet gözaltında kaybetmelerle yüzleşmelidir” dedi.  700. hafta için çağrıda bulunan abi Kırbayır, “Bütün halkımızın bize omuz vermesini istiyoruz” diye konuştu.

Fotoğraf: Zülal Koçer

‘BAŞKA ANNELER AĞLAMASIN İSTEDİK’

21 Kasım 1980’de gözaltında kaybedilen Hayrettin Eren’in kız kardeşi İkbal Eren ile konuşuyoruz. 23 yıl önce başlayan oturma eylemlerinde taleplerinin ilk olarak kayıplara sağ olarak ulaşmak olduğunu söyleyen Eren, “Kayıplarımızı önce canlı aradık, sonra kemiklerine razı olduk. Onun dışında faillerinin yargılanmasını sağlamaktı. Daha da önemlisi başka gözaltında kayıplar olmasın istedik. Başka anneler ağlamasın istedik. Gözaltında zorla kaybetmelere karşı uluslararası sözleşmelere imza atılsın istedik. Bunlar hiç değişmeyen taleplerimizdi. 700 hafta bunları tekrarladık ama duyan, gören  olmadı. Sesimizi yükseldiğimizde birilerine dokunduğu için kabul görmedik. Ciddi baskılarla karşılaştık. İlk zamanlar annelerimiz saçlarından sürüklendi, gözaltına alındılar cezaevinde kaldılar. Yaşanan ciddi baskılardı ancak susturamadılar bizi. Bir dönem baskılar artınca anneler yaşlılığı da göz önünde bulundurularak ara verildi” dedi.

Fotoğraf: Rezan Ataş

‘HEP O SESİ BEKLİYOR ANNEM’

Ergenekon soruşturmaları başladığında tekrar oturmaya başladıklarını anlatan Eren, “Çünkü Ergenokan davalarında yargılanan kişilerin dosyalarında sevdiklerimizin failleri vardı. Ya da adları geçiyordu. Buna dair sesimizi daha çok yükseltmemiz gerektiğini düşünüp tekrar oturma eylemine başladık” diye konuştu. “Adalet arayışımız sürüyor, sürmeye devam edecek” diyen Eren, “Annem 85 yaşında ama o çok heyecanlı şu anda. Televizyonda 700’üncü eyleme çağrı videolarını gördü çok heyecanlandı. ‘Ne yapabilirim’i düşünmeye başladı. Yüreği burada her hafta  eve döndüğümde  telefon açıyor. ‘Bu hafta nasıldı kimler vardı, kalabalık mıydı?’ hep sorduğu sorular bunlar. Yüreği hep burada bizimle birlikte ama maalesef sağlık sorunları nedeniyle gelemiyor. Hâlâ bekliyor. Aynı umutla. Bizim evimizde duvarlarda abimin fotoğrafı yok. Kayıp ailelerin evlerine gittiğiniz de duvarlar kayıbın fotoğrafları bulunur. Bizim evimizde yok hala kabullenilmiş değil. Anneme gittiğimiz zaman zilli çalmadan anahtarla kapıyı açıp giriyoruz. Endişe ile bakıyor. Çünkü abim öyle gelirdi. Anahtarıyla kapıyı açar girer kapının yanından terliklerini alıp pat diye yere atardı. Hep o sesi bekliyor annem” dedi. Eren son olarak şunları söyledi: “Burada annelerimiz oturdu. Annelerimizin bir kısmı öldü, babalarımızın bir kısmı öldü. Kalanlar çok yaşlandı. Ama bayrak hep devredildi. Annelerimizden bize, bizden çocuklarımıza, torunlara, yeğenlere… Bu devam edecek. Ta ki devlet gözaltında kaybettiklerinin hesabını verene kadar. ‘Yaşamak insan hakkıdır’ diyene kadar. 700 hafta olacak, burada sesimizi duyurmaya çalışıyoruz. Artık bu mücadele kayıp ailelerinin mücadelesi olmaktan çıkmalı. Oturma sebeplerimizden birisi de başka canlar yanmasın başka anneler ağlamasın. Bu meydana artık duyarlı insanlar zaten sahip çıkıyorlar. Ama daha kitlesel biçimde sahip çıkılmalı.”

Fotoğraf: Rezan Ataş

‘HEP BİR UMUT DİYORUZ’

23 Şubat 1995 yılında gözaltında kaybedilen Murat Yıldız’ın annesi Hanife Yıldız, “700 haftadır bizim burada oturmamız devletin ayıbıdır” diyor ve ekliyor: “Kaybedenler yargılansın diye oraya çıktık. Ne yazık ki şimdiye kadar devlet tarafından ne görüldük, ne duyulduk. Sadece kaybedilen insanlar değil biz de yargılandık. Kaybettirdikleri insanlarla bizi de kaybettiler. Karşımızda bizi anlayan bir devlet olmadığı için, biz kendilerine ‘insanım’ diyen vicdan sahibi olan insanlara sesleniyoruz. Buraya gelmelerini bizim acılarımız paylaşmalarını, bizim üzüntülerimizi paylaşmalarını istiyoruz. 700 hafta demek öyle kolay bir şey değil. 7 gün değil 7 ay değil 23 yıldır buradayız. Biz  sevdiklerimizi gözümüzde, yüreğimizde yaşatıyoruz ama öbür tarafta insanlık kaybediyor. Her acı başkadır. Ama kayıp acısı daha başka. Hep bir umut diyoruz. Kendimizi kandırıyoruz, bu neyin umudu, devletin yaptıkları yaşattıkları göz önünde bulundurduğun zaman. Şimdi biz onlar için adalet arıyoruz, kaybedenlerin cezalandırılmasını istiyoruz. Bu saatten sonra devlet bizden daha iyi biliyor onların geleceği yok. Ama her daim gözümüz kapıda oluyor. Bayramları nasıl yaşayasın. 23 yıldır bayramsız yıllar geçiriyoruz.”

Fotoğraf: Rezan Ataş

‘BİR DEVLET VATANDAŞINI NASIL KAYBEDER?’

Eylemlere ilk günlerden beri katılanlardan biri de 12 Eylül 1994 yılında gözaltında kaybedilen Kenan Bilginin abisi İrfan Bilgin. “Bir devlet vatandaşını nasıl kaybeder?” diyen Bilgin, “23 yıldır kaybedenler yargılansın, kayıplar son bulsun istedik. Biliyoruz ki bu kayıplar bireysel kayıplar değil, devletin politikası sonucu kaybedilen insanlar. Devletin kendisini yargılayacağını düşünmüyorum. Failleri yargılayacak diye beklentim yok. Biz, 23 yıldır burada oturduk sevdiklerimiz unutulmasın diye Türkiye Cumhuriyetinin bu insanları kaybettiğini insanların hafızalarına yerleştirmek için oturduk. Yoksa çıkarıp yargılayacak diye oturmadım Çünkü Türkiye Cumhuriyeti devleti, halkına zulüm eden, halkını katleden ihanet eden bir sürü eylemlilikler var. Bunların  çoğu unutuldu. Roboski, Dersim katliamı, 1 Mayıs 1976 unutuldu. Gözaltında kayıpların unutulmayışı bizim orada oturmamızdan kaynaklı. İnsanlara  anlatacağız, kaybedilen insanların hiçbiri suçlu değil. Yargılanmadan infaz edilen insanlar bunlar. Devletin  düşünce karşısında ne kadar aciz olduğunun ispatıdır. Vicdanı olan, insanım diyen herkesin her hafta olanakları dahilinde Cumartesi günü 12’de Galatasaray Meydanında  olsun. Kendine insanım diyen herkesi bekliyorum” dedi.

Fotoğraf: Eylem Nazlıer/EVRENSEL

‘NEDEN HALEN DEDEMİN ÇİÇEK KOYULACAK BİR MEZARI YOK’

Kasım Alpsoy’un torunu Gülbahar Alpsoy ise şunları söyledi: “24 yıldır dedem kayıp ve ben onu arıyorum. 5 yaşımda vermeye başladığım mücadele halen devam ediyor.  700.haftadır bu meydanda olan anneler kardeşler, torunlar hep bir mücadele hep bir umutla birlikte burada bu meydanda oldular. 11 yıldır verdiğim mücadelemde hep devletten dedemi, kayıpları nasıl kaybettiler ise o şekilde de bulmalarını istedim. Mücadelemiz her daim devam edecek ben 11 yıl değil bin yılda olsa buradayım daha dün gibi hatırlıyorum. 5 yaşındaydım parmak uçlarıma basıp yukarı bakıyordum belki geliyor diye. Kayıpları dedemi istiyorum. Hiç bir zaman öfkemiz dinmeyecek, katiller belli neden halen bir şey yapılmıyor neden halen dedemin çiçek koyulacak bir mezarı toprağa emanet edeceğimiz kemikleri yok? Ben de her çocuk gibi ‘hadi dede sarılsana, hikaye anlatsana, dede parka gidelim mi?’ demek isterdim. Dedemi istiyorum. 700 haftadır buradayız ve ne bi iz ne bir haber yok. Kayıplar bulunana dek bu meydanı terk etmeceğiz. Ben ve tüm kayıp yakınları bu meydanı adaletsizlik ve eşitsizlik olduğu müddetçe terk etmeceğiz.” Eylem NAZLIER / İstanbul

Fotoğraf: Eylem Nazlıer/EVRENSEL

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here