Cumhurbaşkanı Talat’ı bekleyen sorunlar

17 Nisan 2005, KKTC tarihi açısından önemli bir dönüm noktası olmuştur. 1960’li yıllardan bu yana adada Türk toplumunu temsil eden Rauf Denktaş, sessiz biçimde siyaset sahnesinden çekilmiş gözüküyor. Denktaş’ın siyasette oynayacağı yeni roller olup olmayacağı, ilerideki günlerde anlaşılacaktır. Ancak, Kıbrıs Türk toplumu açısından yeni bir toplum liderinin ortaya çıktığı ve  Kıbrıs Türklerini Avrupa’ya taşımak söylemiyle seçmenin yarısından fazlasının desteğini aldığı görülmektedir. Bu noktadan itibaren Denktaş, Kıbrıs Türkü açısından bir muhalefet lideri konumuna indirgenmiştir. 


Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, yeni Cumhurbaşkanı ve yeni lideri ile tarihinde yeni bir sayfa açmış durumdadır. Açılan bu yeni sayfada yeni Cumhurbaşkanını bekleyen çok ciddi sorunlar bulunmaktadır. Cumhurbaşkanı Talat, çok bilinmeyenli denklemelere benzeyen bu sorunları çözmek için küresel güçlerle birlikte oynanan bir oyunda rol almakta ve dengeyi kaybetmeksizin ip üstünde ilerleme becerisi gerektiren  bir cambaz gibi yeni bir siyasal sorumluluk üstlenmiş bulunmaktadır. Hassas bir terazinin kefelerinde ABD-Avrupa ve Rusya gibi küresel güçler ile Yunanistan ve Türkiye gibi ilgili taraflar ve KKTC ile Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti bulunmaktadır. Bu hassas terazide dengeleri bularak iç politikadaki sorunları ve ülkenin geleceğini yeniden şekillendirmek üzere Cumhurbaşkanlığı görevini devralan Talat; çetin ekonomik, toplumsal, siyasal ve kültürel sorunlar karşısında dışa bağımlılığın başat olduğu ülkede, Kıbrıs Türkü’nün bitmek bilmeyen sorunlarını çözmek için büyük bir sorumluluğun altına girmiş durumdadır. Peki Cumhurbaşkanı Talat’ı bekleyen bu ciddi sorunlar nelerdir?


AB HAYALİ


Cumhurbaşkanı Talat, yüzde 10 dolayında oy alan partisini, Türkiye’deki ekonomik krizin de tetiklediği ekonomik kriz ortamında ve halkın AB hayalini siyasal söylemi yaparak partisini yüzde 45 oy ile iktidara taşımış ve hemen ardından da yüzde 55 oy oranı ile Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturmuştur. Bu siyasal geçmişi ile Talat, halkın kendisini Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı koltuğuna getirme nedenini asla unutmayacaktır. Kıbrıs Türk halkı, AB hayalinin gerçekleşmesi koşulu ile Talat’a verdiği desteği sürdürecektir. AB rüyasının sekteye uğraması ya da rüyadan uyanılması, Talat’a verilen desteğin önemli bir dayanağını ortadan kaldıracaktır. Kıbrıs Türk halkı, adanın diğer yanındaki komşularıyla birlikte yaşamak ya da birleşmiş bir Kıbrıs istemek hayali ile değil, yalıtılmışlıktan ve soyutlanmışlıktan kurtulmak ve AB vatandaşı olarak bir kimlik kazanmak amacıyla Annan Planı’na oy vermiş ve Sayın Talat’ın liderliğini desteklemiştir. Çözüm ve AB söylemi, AB vatandaşı olarak işsizlik, yalıtılmışlık ve kimliksizlikten kurtulmak isteyen Kıbrıs Türkü açısından adeta bir umut olmuş ve bu umudun peşinde koşan kitleler, yeni bir dönemin yaratılmasında önemli bir rol oynamışlardır.
 
AB’nin bağımsız bir devlet olarak Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti ve Kıbrıs Türkleri arasında yapacağı tercih ve kuracağı denge, Cumhurbaşkanı Talat’ın siyasal geleceği ve inandırıcılığı için yaşamsal bir karar olacaktır. Cumhurbaşkanı Talat’ı kısa dönemde bekleyen en önemli sorun, halkın AB hayali ile beslenen acele çözüm beklentisi ile gerçekçi dış politika uygulamaları arasında bir denge kurma arayışı olacaktır. Bu süreçte Türkiye’ye yakınlaşması beklenen Talat, bu yakınlaşmanın bedeli olarak AB, Yunanistan ve Rum kesimi ile ilişkilerini koparma yoluna girerse, çözüm beklentisi sekteye uğrayacak ve halktan aldığı desteğin kısa zaman içinde yitirilmesi tehlikesi ile karşı karşıya kalabilecektir. Bu tehlike ise parlamento aritmetiğinde yaşanacak hareketlilikleri tetikleyebilecek ve siyasal istikrarı ortadan kaldırabilecektir.


EKONOMİK BAĞIMLILIK


1974’den bugüne kadar adanın kuzeyindeki ekonomik gelişme, adanın güneyine oranla çok düşük olmuştur. Bunun en önemli nedeni, adanın 1974’den sonra dünyadan yalıtılması sonucunu doğuran ekonomik ve siyasal ambargolardır. Ekonomik ve siyasal ambargo, KKTC ekonomisinin Türkiye’ye ve Türkiye’den gelecek yardımlara bağımlı konuma getirilmesine ve bu yolla bağımlı bir ekonomik yapı oluşturulmasına neden olmuştur. Bu durumun sonucu olarak kuzeyin ekonomisi, kamu sektörü ağırlıklı ve dış yardım ile ayakta kalabilen bir ekonomiye dönüşmüştür. KKTC’de kamu harcamalarının, milli gelirin yüzde 40’ına yaklaşmış olması, ekonomide devletin payının yüksekliğini ortaya koymaktadır.


KKTC ekonomisindeki önemli bir yük, dış ticaret açığından kaynaklanmaktadır. Toplam ihracatın çok büyük bölümü, Türkiye ve İngiltere’ye yapılmaktadır. İhraç malları; narenciye, keçiboynuzu, konfeksiyon, iç çamaşırı, peynir ve meyve özüdür. Adanın her iki yakasında en önemli sektör, turizmdir. 2000 yılında, adanın kuzeyine 430 binden fazla turist gelmiş olup bunun yaklaşık 350 bini Türkiye’den gelen turistlerden ya da yüksek öğrenim öğrencileri ve aileleri ile kumar turlarıyla Türkiye’den adaya gelen turistlerden oluşmaktadır. 


Adanın kuzeyinin dünyadan soyutlanması, KKTC’de ciddi bir ekonomik gelişmenin sağlanmasına engel olmuştur. AB, Adalet Divanı’nın 1994’de aldığı karar çerçevesinde, KKTC’den yaptığı tarım ithalatını durdurması ve sanayi mamulleri ithalatına yüksek oranda vergi koyması, AB’ne doğrudan ihracatı engellemiştir. Bu ambargo, KKTC’nin ekonomik olarak dünyadan soyutlanması sonucunu doğurmuştur. Cumhurbaşkanı Talat’ı kısa dönemde bekleyen önemli sorunlardan birisi de halktan aldığı destek karşısında özellikle gençlerin en önemli sorunu olan işsizliğin çözülmesi, sanayici ve imalat sektörünün en önemli sorunu olan ambargoların kaldırılması, bağımlı ekonomiden kurtulmak için üretim artışı ve adanın dünyaya açılarak turizm sektörünün rahatlamasıdır.  Cumhurbaşkanı Talat’a desteğin sürekliliği, bu sorunlar karşısında üreteceği başarılı çözümlere bağlı olacaktır.


SİYASAL SORUNLAR


KKTC’de siyasal farklılıklar, siyasal düşüncelerdeki ayrımlardan kaynaklanan düşünsel temelli bir bölünmeden doğmamıştır. Muhalefet hareketlerini ve örgütlerini besleyen farklılıklar, büyük oranda, Türkiye’den gelen ve 1974 askeri müdahalesinden sonra dağıtılan kaynakların (elbette ki, Rum tarafında da Türk malları ve kaynakları bırakılmıştır) paylaşılmasında yaşanan anlaşmazlıklar ve çatışmalardan doğurmuştur. Bu doğrultuda, iktidardan kısa dönemli çıkarlara bağlı olarak umduğunu bulamayan kesimler ya da bireyler, muhalefet hareketlerini ve partilerini oluşturmuşlar ya da desteklemişlerdir. Bunun en önemli kanıtlarından birisi, Türkiye’de 2000’li yıllarla gelen ekonomik krizin KKTC’ye yansıması sonucunda muhalefet partilerinin büyük ölçüde oy kazanmalarıdır. Bu durum, 2003 seçimlerinde muhalefetin, yüzde 20’lerdeki oy oranını yüzde 50 dolaylarına çıkarmalarıyla sonuçlanmıştır. Bu siyasal dönüşüm, Sayın Talat’ı Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturtan en önemli  gelişme olmuştur. 


KKTC’nde sağ ve sol bölünme, ülkedeki kaynaklardan yararlananlar ile yararlanamayanlar arasındaki bölünme biçiminde şekillenmesi, köklü siyasal partilerin oluşmasını da engellemiştir. KKTC’nde sağ ve sol arasında düşünsel bir mücadelenin ya da siyasal arenada düşünsel ve ideolojik temelli bir bölünmenin olmadığı, siyasal liderlerin ya da milletvekillerinin partiler arasındaki geçişlerinde rahatlıkla ortaya çıkmaktadır. Bu biçimi ile KKTC’nde siyaset, kaynak dağıtımı yoluyla ayakta kalabilen mevcut düzenin (statükonun) değişmesiyle yeni bir şekil almıştır. Bu noktadan itibaren siyaseti yönlendiren, iktidardaki güçlerin yeniden oluşturacağı kaynak dağıtımı sistemi olacaktır. Bu yeni kaynak dağıtımı sistemi, siyasetin ve ekonominin yeniden şekillenmesi sonucunu doğuracaktır ki, bu yeni durumda yeni anlaşmazlıklar ve yeni muhalefet hareketlerinin ortaya çıkması da kaçınılmazdır. Bu gelişmeleri ise Cumhurbaşkanı Talat’ın iktidar partisini kontrol etmesini güçleştireceği ve bu yolla Hükümet ile ilişkilerinde sorunlar yaşanmasına neden olabileceği tahmin edilebilir.


EĞİTİM VE GENÇLİK SORUNLARI


2000 yılına ulaşmadan, KKTC’de 6 yaşın üzerindeki nüfusun okur-yazarlık oranı yüzde 93,5 olup bu oran, erkeklerde yüzde 97’yi bulmaktadır. Erkek nüfusun %11’e yakını ve kadınların yüzde 7’den fazlası yüksek öğrenim mezunu olup toplam nüfusun yüzde 9’dan fazlası yüksek okul ya da üniversite bitirenler sınıfına girmektedir. Bu durum, KKTC’nin okuryazarlık açısından iyi bir noktada bulunduğu ve AB rakamlarına yakın olduğunu göstermektedir. Ne var ki, KKTC’de gazete ve dergi dışında nüfusun yoğun ilgi gösterdiği kültürel etkinliklerin varlığından söz edilemez. Kültürel etkinliklerin azlığı ve niteliksizliği, entelektüel ve düşünsel platformlarda gençliğin eğitilmesini güçleştirmiş ve genç kuşak, Kıbrıs sorunu ile kuşatılmış bellekleri ile ülke sorunlarına olan ilgisini kaybetmiştir. Bu bellek hali, ayrıntıları göremeyen, kısa dönemli çözümlere ağırlık veren, toptan çözümlere yönelen ve çalışmadan kazanmaya dönük bir gençlik kimliği yaratılmasına kaynaklık etmiştir. Bu çerçevede, kısa dönemde AB umudunda gelişme sağlanamadığını gören ve işsizlik sorununun çözülemediğine tanık olan genç kitle, başta Cumhurbaşkanı Talat olmak üzere devlet adamlarına, siyasal partilere, siyasetçilere ve topluma olan güvenlerini yitirecek ve bu nedenle siyasal huzursuzluklar yaratabilecektir. Bu huzursuzlukların da siyasal istikrar için ciddi bir tehdit oluşturacağı görülmektedir.


KKTC gençliğini ilgilendiren önemli bir sorun da eğitim sorunudur. KKTC gençliği, KKTC’de kendi dilinde ve ücretsiz üniversite eğitimi olanağına sahip değildir. Yeni bir Cumhurbaşkanı olarak Talat, Türkçeyi Avrupa dili yapma söyleminin, kendi ülkesinde kendi dilinde üniversite bulunmaması ile çeliştiğinin farkında olmalıdır. Dünyanın hiçbir bölgesinde kendi dilinde yüksek öğrenim olmayan bir ülke örneği bulmak olanağı yoktur.  


KÜLTÜREL BÖLÜNMÜŞLÜK


2000 yılına girerken 200 bin kişiyi aşan KKTC toplam nüfusun yüzde 98’i Türk ve geri kalanı Rum, Maronit ve diğer etnik kimliklerden oluşmaktadır. Ülkede yaşayan nüfusun yüzde 82’si KKTC vatandaşı, yüzde 16’sı TC vatandaşıdır. KKTC vatandaşlarının yüzde 83.5’i Kıbrıs, yüzde 14.5’i Türkiye ve yüzde 2’si başka ülkeler doğumludur. KKTC’deki Türkiye kökenli nüfusun yüzde 30’dan az olmadığı, bu çerçevede 60-70 bin dolaylarında olduğu söylenebilir. Göçmenler Derneği, bu rakamın 80 bin dolayında olduğunu açıklamaktadır. Devlet kadrolarına, Cumhuriyet Meclisi’ndeki milletvekili oranlarına, işyeri sahipliği oranlarına ve gelir paylaşımlarına bakıldığında, bu oranların, Türkiye kökenliler aleyhine olacak biçimde değiştiği kolayca görülebilir. 50 üyeli Cumhuriyet Meclisi’nde Türkiye kökenli milletvekili sayısı 2 olmuştur. Bu durumun, iki kesim arasında bir bütünlük duygusu yaratılamaması açısından büyük önemi bulunmaktadır. Köylere ve kentlerin banliyölerine itilen düşük gelirli göçmenlerin toplumsal bütünleşme dışında kalmalarının, bunların yaşam alanlarında daha çok suç görülmesine ve iki kesim arasında siyasal bölünmelerin yaratılmasına olanak sağlayacağı açıktır. Bu durumun, iki toplumun siyasal tercihlerini etkilemesi de kaçınılmazdır ve bu unsur, her geçen gün daha da ağırlıklı olarak siyasal mücadelelerde kullanılmaya açık hale gelmektedir.


KKTC’de yapılan ve anket çalışmasına dayalı bilimsel bir araştırmaya göre, Kıbrıs doğumlu KKTC vatandaşları arasında en önemli görülen kimlik, yüzde 43 Türk olmak, yüzde 35 Kıbrıslı olmak,  yüzde 15 müslüman olmak ve yüzde 7 Avrupalı olmaktır. KKTC’de yaşayan Türk kimliğinin yüzde 42’si, kendisini Kıbrıslı ya da Avrupalı olarak tanımlamaktadır. Bu durum, bir kimlik bunalımının adada mevcut olduğunu göstermektedir. Bu bunalım, KKTC’deki toplumsal-kültürel bölünmenin ve bir kimlik bunalımının göstergesi olarak değerlendirilmelidir.


KKTC’de son genel seçimlerde Kıbrıslı-Türkiyeli biçiminde bir ayrımın varlığından söz eden siyasal partiler olmuştur. Böyle bir ayrımın yapıldığı ve yaşandığına inanan ciddi bir kesim bulunmaktadır. Seçmenin, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde bu ayrıma dikkat çeken bir Cumhurbaşkanı adayına yüzde 5 dolayında oy verdiği görülmüştür. Türkiye kökenli göçmenlerin yaşadığı köylerde Kıbrıs kökenli ailelerin yaşamadığı, karma köylerde de aralarındaki işbirliği ve iletişimin sınırlı olduğu görülmektedir. Türkiye’den adaya getirilen göçmenler ile Kıbrıs kökenli Türkler arasında uyum ve kültürel kaynaşmanın yaşanamamasının önemli bir nedeni, Türkiye’nin göç ve iskan politikasındaki yanlışlıklar olmuştur. Bu politikalar, Kuzey Kıbrıslı Türkleri, nüfus hareketleri konusunda duyarlı hale getirmiş ve  küçük toplumlarda yaygın olan “bizden olan” ve “bizden olmayanlar” ayrımı yapma eğilimini güçlendirmiştir  Bu ayırma eğilimini, büyük ölçüde dış kaynak ile ayakta kalan bir toplumda daha sık görmek mümkündür.


Cumhurbaşkanı Talat’ı bekleyen önemli sorunlardan birisi de adada yaşanan Türkiyeli-Kıbrıslı Türk ayrımının psikolojik, siyasal, ekonomik ve toplumsal  nedenlerinin ortadan kaldırılması olacaktır. Bu küçük toprak parçasında yaşanacak böyle çağdışı bir bölünme, adanın geleceği açısından onarılamayacak çok büyük sorunlara kaynaklık edebilecektir. Sağduyulu ve uzlaşmacı bir Cumhurbaşkanı olarak Talat, bu önemli sorunun çözümü konusunda sessiz kalmayı tercih etmemelidir. 



SONUÇ OLARAK


KKTC, yeni bir döneme yeni bir Cumhurbaşkanı ile girmektedir. 30 yıllık geçmişiyle KKTC, genç bir devlet olmanın gerektirdiği her türlü yönetsel ve teknik alt yapıya sahiptir. Ne var ki, Türkiye’nin 1970’lerden bu yana yaşamakta olduğu siyasal ve ekonomik istikrarsızlıklar, KKTC toplumuna fazlasıyla yansımıştır. KKTC’ye karşı uygulanan yalıtım taktikleri olarak ambargolar, ekonomik bağımlılığı perçinleyerek KKTC halkının gelecekten olumlu beklentisini azaltmış ve bu sorunlardan kurtulmak için tek çözüm olarak  Avrupalı olmak özlemini yaratmıştır. Cumhurbaşkanı Talat’ın, bu aşırı özlem karşısında vereceği sınav, ülkenin siyasal geleceğini de belirleyecektir…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.