Cumhuriyet Ankara’da bir cumartesi günü

Ankara’da cumartesi günü, Cumhuriyet Gazetesi’nin Çankaya’da ki bürosunun giriş katında ki salon da, etkinlikleri paylaşıyoruz. Bir SERGİ, bir DİNLETİ, bir SÖYLEŞİ ve İMZA günü. Ve bir de, uzun yıllardır görüşemediğimiz, bir DOST ve ANILAR. Dördü birden, kışın artık soğuklarla kendini hissetirdiği bir günde, sıcacık paylaşılan güzel bir hafta sonu günü.

Cuma günü açılışı yapıldı. Bir gün sonra geziyorum sergiyi. Daha önceden haberini almıştım. Gazete de de, ilanları güzel bir şekilde yer alıyordu. Bir FOTOĞRAF Sergisi. Lale ATAMAN ve Ahmet BAYRAM’ın, ayrı ayrı ürünleri, ortak bir sergide izleniyor.

Lale ATAMAN’ı, KÜBA’da HABANA’da, 1.mayıs 2013 kutlamaların da, tesadüfen tanımıştım. İki üç saatlik Habana sokakların da bir gezi sürecin de, geçirilen bir zaman dilimi. İlk izlenimim, ne kadar canlı, açık sözlü ve pozitif enerji ile yüklü diye düşünmüştüm. Bu enerjisinin bir bölümünü, sanata ayırmasına sevindim. Sonra bir daha görmedim, ama haberlerini alıyordum. Sergi de, yeşillikler içinde, bir KÜBA karesi de var. Ben de başka bir dost ile birlikte, o an oradaydım. Doğa harika ve nefis bir şekilde korumuşlardı. İyi ki burada TOKİ yok, AVM kültürü de yok diye, bir dizi espiriler gelişmişti.

Dünyanın değişik bölgelerinden birer fotoğraf. Yedi ülke fotoğrafından, dünyaya bir açılım. Az ve öz. Marakeş’de çekilen bir sokak fotoğrafı. Tabakhaneler. Bu fotoğraf başka bir yazı konusu, fotoğraf altı yorumlaması olabilir. Çocukluğum da ki tabakhaneler, şimdi deri atölyeleri ve deri sanayi. Sokak da ki bu sanayi, işçi sağlığı ve iş güvenliği ile çevre açısından, çalışma ilişkileri ve üretim süreci açısından, bir çok değerlendirmeye açık bir fotoğraf.

Ortak serginin ikinci imzası, Ahmet BAYRAM. Fotoğraflardan tam bir profesyonel fotoğrafçı olduğu hemen anlaşılıyor. Fotoğraf makinası ile adeta dansediyor. Renklere bir devinim getirmiş, Hareket ile duraganlık, aynı kare içinde yer alıyor. Fotoğraf mı, resim mi diye de düşünebiliyorsunuz ilk bakışta. Bu fotoğraflarda da, bir canlılık var. Yaşamı yeniden yorumlama gibi, bakılan kare, adeta yeniden yorumlanıp, görmediklerimizi bize farkında olun diye hatırlatmak ister gibi. Ahmet Bayram’ı sergi de tanıdım. Başka çalışmalarını da izlemek isterim doğrusu.

Ve aynı salonda, cumartesi günü küçük bir DİNLETİ. Yaşamımızda yer alan tanıdık türküler. Daha önce de, bu salon da ve başka yerlerde etkinlikleri olmuş. Ben ilk kez izliyor ve dinliyorum. “YEDİVEREN TÜRKÜLER” başlığında, batıdan doğudan ezgiler. Balkanlardan Azerbeycan’a kadar, kısa zaman dilimi içinde küçük bir yolculuk yapdık. Ersan Petekkaya, bağlaması ve kemanı ile yer alıyor. Doruk Petekkaya’nın ise elinde gitarı, hem çalıyorlar hem de, Haluk Çetin’e sesleri ile eşlik ediyorlar. Sahne de sadece üç kişi konser vermiyor. Salondakiler de, koro olarak katılıyorlar zaman zaman. Solukları ile bile, adeta uzun süre çalışmış bir koro diyebilirsiniz. Koro ilk kez orada doğaçlama oluşuyor, türküler yaşamları içine öylesine yer etmiş ki, o günlerin coşkusuna kaptırıp gidiyorlar.

Aynı yerde, Ankara CUMOK’un bir etkinliği. SÖYLEŞİ ve İMZA GÜNÜ de var.

Ancak ben, önce 48 yıl geriye uzanıyorum. Balıkesir Lisesi’n de öğrenimime ara vermek zorunda kalmıştım. Bigadiç’e de gitmeyip, arkadaşların bilgilendirmesi sonucu, Susurluk’a gitmiştim. Kayıtlı, SSK’lı ilk işçiliğim, Susurluk Şeker Fabrikası’n da mevsimlik, kampanya dönemi işçisi olarak, Pancar Muhasebesi’n de çalışmaya başladım.

Kitaplar ve dergiler. Öğle arası, akşamları sürekli okuyorum. Bir ara masamda ki dergileri gören Muhasebe Müdür yardımcısı, dergilere bakıyor. Varlık ve o günlerde yeni yayımlanmaya başlayan adı galiba ‘Eylem’ olan bir dergi daha vardı. Bu dergide ki şiirlerin altındaki bir imza dikkatini çekmiş, müdür yardımcısının ve beni uyarıyor. Bu şiiri yazanı tanıyormusun diye sordu. Bende tanımıyorum. Dergiyi yeni aldım dedim. Bu şair doktor. Hem de Şeker Fabrikalarında doktor. Ben Turhal’dan tanıyorum. Komunisttir diye de ekledi. Şaşırmıştım ve sessiz kaldım. Şiiri beğenmiştim. Radyo da gür ve güzel Türkçesi ile konuşuyor ve şiirler okuyordu. Sevdiğim bir insandı. Adı, Ceyhun Atuf Kansu.

Işık Kansu, işte bu babanın oğlu ve ailecek babalarını adını yaşatarak şiir ödülleri vermeyi sürdürüyorlar. Herhalde tanışlığım 30 yılı aşmıştır. Cumhuriyet’in şu an en kıdemlilerinden. Ankara Öykü Günleri’n de, sonsuzluğa uğurladığımız ortak dostumuz Burhan Günel’in sağlığında, onu anlatan bir konuşması vardı. Hayranlıkla izlemiştim. Romancı, öykücü, yayıncı, eski asker, çocukluğundan gelinen güne ve eserlerini öyle güzel sunmuştu ki, o gün gazeteciliğinin yanısıra, edebiyatçı kimliğini de tanımış oldum.

Son kitabı, Bilgi de çıkan, “KARABASAN” için imza günüydü. Ülkemizin içinde yaşadığı karabasını, öykü tadında hafif mizah da katarak gerçekleştirdi söyeşisini. Kitabı, kısa dönem öyküleri. Berk Danışman da, çok güzel resimlemiş. Şiir, hikaye ve belgeleme tadında, dönerken otobüs de okumaya başladım hemen.

Orada bir kitabını daha gördüm. UMAG yayımlamış, “DİRENEN DİRİLİŞ” 10 ayrı kalem, Gezi Eylemini değerlendiriyor. Seçilen isimlere bakınca, hemen bir albeni yaratıyor zaten. Olaya farklı pencerelerden bakış ve değerlendirmeler. Bir belgeleme ve tarihe tanıklık etme isteği.

Bu yoğun geçen bir iki saatin, benim için bir başka sürprizi daha vardı. Epeydir ihmal edilmiş, seneler geçmiş, görülmemiş, gerçek bir eski dostla karşılaşma. 7O’li yıllar, Zafer Çarşısına uğrayan, herkesin uğradığı bir mekan. DORUK KİTABEVİ. Yazar, çevirmen, yayımcı, kitapçı, eski asker, güzel dost. Karşı da, Remzi Abinin Toplum Kitabevi, akşamları orası bir sanat ortamı, bir üniversite amfisi gibi olurdu. O kitapçı dükkanın da çok şeyler öğrendim. Bu eski dostla yeniden kucaklaşmak güzeldi. Bu güzel insan da, DİNÇER KİŞOĞLU.

İşte Ankara’nın da, böyle başka güzellikleri var. Cumhuriyet Gazetesi’nin giriş katında, cumartesi günü bir iki saat, bir DÜNYA var.

______________________

Ankara. 2 Aralık 2013. Pazartesi. ismail.bayer
.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.