Cumhuriyet üzerine…

Dil Derneği ve TDK sözlüklerinde cumhuriyet kavramının karşılığına bakalım; Milletin, egemenliği kendi elinde tuttuğu ve bunu belirli süreler için seçtiği milletvekilleri aracılığıyla kullandığı yönetim biçimidir.
 
Bu sözlük anlamı ile kavramı irdelersek bizde cumhuriyet ne zaman başladı dersiniz? Elbette 29 Ekim tarihini net verebilirsiniz. Fakat biz sadece bugünkü devlet yapısı altında incelerseniz doğru olduğunu düşünürsünüz, fakat orada da işler karışık, çünkü resmi olarak cumhuriyet ilan edilemeden cumhuriyeti yaşadık! Yanlış okumadınız, çünkü 1 Kasım 1922 yılında saltanat ve padişahlık ortadan kararname ile kaldırıldı, o tarihten itibaren adı konulmamış bir cumhuriyeti yaşar olduk, bu duruma 29 Ekim tarihinde adlandırılmasıdır. (3 Mart 1924 yılında ise halifelik kaldırılmıştır.)
 
Sözcük anlamına bakarak meşrutiyeti de cumhuriyet olarak algılayabiliriz, çünkü orada da bir meclis vardır ve halkın temsilcileri mutlak iktidara görüşlerini sunmaktadır. Görüntüsel olarak padişah mutlak olsa da, yaşanan pratik bu mutlaklığın kağıt üzerinde kaldığını gösterir.
 
Cumhuriyet mücadelesi tarihi eskilere dayanır, Fransız devrimin ülkemize estiği dönemlerden günümüze kadar bir çok denemeler olmuş ama günler geçtikçe cumhuriyet kavramında tepetaklak aşağıya doğru düştüğümüzü söylemek abartı olmasa gerek, çünkü cumhuriyet kavramı ulus kavramı içinde algılanmış ve yaşanan topraklar üzerine farklı olanlara karşı hoşgörü gösterilmemiştir. Halkın temsilcileri ile yönetime karıştığı kabul görmesine rağmen, halkı temsil edildiği kabul edilen milletvekillerin seçimi sorular ve sorunlar ile ortada durmaktadır. Bugün tek hakim olan parti başkanın belirlediği adaylar ve o adayların millete onaylatması süreci vardır. Parti başkanın belirlediği temsilciler, yine parti başkanın belirlediği konularda parmak kaldırır konuma gelmiştir. Bu durumda cumhuriyet pratiğimiz ne kadar başarılı bir şekilde uygulandığını düşünmek ne gibi sonuç çıkarırı ortaya?
 
Cumhuriyet farklı olanların bir meclis çatısı altında buluşması ve sorunların ortak çözümü olarak algılanması değil midir? Fakat seçim sistemi buna ne kadar izin vermektedir? Cumhuriyet rejimi altında yaşayan değişik etnik ve dini inançtakilerin resmi olarak tanınmaması ve onların temsilcilerin meclis çatısı altında açık ve kendi kimlikleri ile olmaması bu temsil sorununda ve sorunların ortaç çözüm arayışında engeller ortaya çıkarmıyor mu? Çünkü resmi ideolojinin bakış açısına sahip temsilcilerin gerçek haklı temsil ettiğini söylemek ne kadar doğrudur?
 
Cumhuriyet rejimimiz resmi olarak 1923 yılından beri yaşamaktadır, kuruluş aşamasındaki amaçlarına ulaşmıştır. Fakat bugünkü gelinen aşamada geriye doğru bir dönüşten bahsetmek yanlış olmasa gerek, çünkü mutlak hakimiyetin olduğu meşrutiyet dönemlerini aratmayan uygulamalara şahit olmaktayız! Cumhuriyet; ortak sorunlara geniş bir hak kesiminin katılıp çözüm aramasıdır. Bu çözüm yeri meclistir!
 
Cumhuriyet ideal olarak bir arada yaşamayı savunan ve bunu pekiştiren bir sistem olmalıdır, fakat cumhuriyet kavramına yaklaşımına göre yaşam biçimi ve tercihler değişmektedir. Cumhuriyet rejimi demokrasiyi de içinde barındırdığı gibi, dikta rejimleri de içinde barındırabilir. O yüzden bugün ülkemizde cumhuriyet rejimi içinde mutlak demokrasiyi savunmak önemlidir. Bir arada yaşamı savunan, ayrılıkları ötekileştirmeden, farklılıkları  bir zenginlik olarak gören, sorunların çözüme her kesimin görüşünün alındığı ve ortak aklın yaratılması olarak okumak bana daha doğru gelmektedir.
 
1923 yılından bu yana resmi ideolojimizin yeniden yapılandırılması ve tanımlanması gereklidir.  Bir arada yaşamı güçlendiren, birlikte düşünmeyi ve hareket etmeyi teşvik eden bir anlayışın oluşması geleceğimiz için önemlidir diye düşünmekteyim.



http://www.cemoezkan.de
http://cemoezkan.blogcu.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.