Dağarcıktan plastik torbaya nasıl geldik

YUSUF YAVUZ / AÇIK GAZETE – Yeni yılın ilk uygulamalarından biri son 30 yılda hayatımıza sokulan ve ‘vazgeçilmezler’ arasına giren plastik torbaların 25 kuruşa satılması oldu. Market alışverişlerinden onlarca plastik torbayla dönmeye alışmış olanların her torba için 25 kuruş ödemesi caydırıcı olur mu bilinmez ancak bu uygulamanın plastik torbaların saltanatını sona erdireceğini düşünmek bir hayli saflık olur.

Marketlerde kullanılan plastik torbaların ortalama kilogram fiyatları 10 ila 15 lira arasında değişiyor. Bir kilo plastik market torbasından yaklaşık 140 tane çıkıyor. 25 kuruş ile çarpıldığında, bir kilo plastik torbanın satışından elde edilen gelir 35 lirayı buluyor. Bir bakıma plastik torba satışından kilogramda yüzde 300’ün üstünden bir kar elde edecek marketler. Devlet de bu karşı satıştan peşin peşin vergisini alacak. 25 kuruş gibi oldukça küçük bir meblağ için çoğu tüketici de cebinde bez torba ya da file taşımaya gerek görmeyeceğinden vatandaş yeni yıla ödediği ‘dolaylı vergilere’ bir yenisi daha eklenmiş olarak girmiş olacak. Düzenlemeye göre plastik torbaları ücretsiz veren işletmelere para cezası uygulanacak.

PARALI HALE GETİRMEK PLASTİĞE ÇÖZÜM OLACAK MI?

Görünüşte ‘çevreyi koruma’ kılıfına sokulan paralı poşet uygulamasının çevre kirliliğinin önlenmesine bir katkı sağlamayacak. Çünkü aslolan plastik torbaların parayla satılması değil, üretiminin denetim altına alınması. Geçmişte çarşı-pazarlarda zaten parayla satılan plastik torbaların dev market zincirleri eliyle müşteri cazibesi aracı olarak ücretsiz hale getirilmesinin sonucu kullanımı ‘olağan’ hale getirildi. Şimdi ise ‘çevreci uygulama’ sosuyla tüpten çıkmış olan macun yeniden tüpe sokulmaya çalışılıyor.

DAKİKADA 1 MİLYONDAN FAZLA PLASTİK TORBA TÜKETİLİYOR

Bu uygulamanın en yanıltıcı olan yanı ise ‘çevrecilik’ kavramının sorunun kökten çözümüne yönelik politikalar geliştirmek yerine sorunun denetim altında tutulmasını sağlayacak politikalara indirgenmiş olmasıdır. Dünyada bir dakikada 1 milyondan fazla plastik torba tüketildiği düşünülürse, ortaya çıkan korkunç tablo ile başa çıkabilmek için sorunun denetim altında tutulması değil, daha radikal çözümler üretilmesi gerekliliği ortaya çıkıyor. Plastik torba ve benzeri bir çok ambalajın dolaşıma çıkarıldığı dönemlerde ‘geri dönüşüm’ simgesiyle çevreci birer ürün olarak sunulduğunu da anımsatalım.

PLASTİK TORBAYI YASAKLAYAN İLK ÜLKE

Plastik torbaları yasaklayan ilk ülkeler sanıldığı gibi ‘gelişmiş’ batılı ülkeler değil. Dünyada plastik torbaları yasaklayan ilk ülke Bangladeş. Ülkede sık yaşanan sel felaketleri sırasında plastik torbaların drenaj ve su tahliye kanallarının tıkanmasına neden olduğu anlaşılınca Bangladeş 2002 yılında plastik torbalara yasak getirdi. Kenya ise 2017 yılında plastik torbaları yasakladı.

İSVEÇLİ MÜHENDİSİN TASARIMI DÜNYANIN BAŞINA BELA OLDU

İsveçli Celloplast şirketi, 1962 yılında plastik market torbasının patentini aldı. İsveçli Mühendis ve paket tasarımcısı Sten Gustaf Thulin (1914-2006) tarafından tasarlanan plastik torba, 1970’lerde Avrupa’da yaygınlaşmaya başladı. 1980’lerin başından itibaren ise Amerika’daki zincir marketlerde kağıt ambalajların yerini aldı. Aynı yıllarda hızla Türkiye’ye giren plastik torbalar, çarşı-pazarlarda ‘naylon torbaaa’ diye bağıran seyyar satıcılar için yeni bir ‘oyalanma’ kapısı araladı. 1980’lerde uygulanan ‘serbest piyasa’ ekonomisiyle önce çökertilen, 1990’larda ise market zincirleri tarafından yerle bir edilen ‘çarşı-pazar’ kültürüyle birlikte kese kağıdı, file ve her evin sabit pazar çantası rafa kaldırılırken “zamane kolaylığı” algısıyla dayatılan plastik torbalar Ağrı dağının zirvesinden Tuz Gölü’nün tuz tavalarına kadar ulaştı.

PLASTİK SANDALYELERİ KİMSE ÜCRETSİZ DAĞITMADI

Plastik, tüketim kültürünün yaslandığı ‘kullan-at’ ilkesinin simgelerinden biri. Plastik torba ise bunun yalnızca görünen yüzü. Giydiğiniz çoraplardan kullandığınız battaniyelere, gıdadan tekstile gündelik yaşamın bir çok alanında plastik içerikli ürünlerle kuşatılmış durumdayız ve bu ürünlerin hepsini de para verip evlerimize, yaşamımıza kendi ellerimizle sokuyoruz. Hiç kimse plastik sandalyeleri ve onun üzerine giytirilen plastik dekorları ücretsiz dağıtmadı!

plastik

‘KOLAYLIK’ OLARAK SUNULAN SORUNLAR

Bugün bir sorun olarak tartışır olduğumuz plastik torbaların yararları geçmişte saymakla bitirilemiyordu. Yaşamımıza ‘kolaylık’ olarak sokulan bir çok nesnenin gelecekte başımıza nasıl bir bela açacağı konusundaki uyarılara genellikle kulak tıkarken, kolaycılığa yönelik eğilimimiz bu kısır döngüyü de besliyor. Bugün de benzeri konularda topluma dayatılan ürün ve uygulamalara karşı yapılan uyarılara aynı gerekçelerle duymazdan geliyor.

DAĞARCIKTAN PLASTİK TORBAYA NASIL GELDİK?

‘Torba’ kelimesi, Türk toplumu için bir çok kavramı karşılıyordu. “Milletin ağzı torba değil ki büzesin” özdeyişindeki torba, dağarcık’tır. Keçi derisinden yapılan bir tür çoban torbası olan dağarcık, mecazen de ‘bellek’ olarak kullanılır. Anadolu halkının kültürel unsurlarının toplamını içine alan bir simge olan dağarcık, hepimizin ortak belleğidir. Dağarcık dericiliği, dericilik hayvancılığı, hayvancılık ise köklü bir sosyal ve kültürel hatatı besliyordu. İran’ın Hoy kentinden gelip Anadolu’daki ilk esnaf teşkilatını kuran Ahi Evran (Şeyh Nasıreddin Mahmut el Hoyi) bir deri (Debbağ) ustasıydı. Sahtiyancılık, Türklere özgü bir dericilik sanatıydı. Ahi Evran’ın ilk yerleştiği kentlerden biri olan Kayseri, Urfa, Diyarbakır, Elazığ, Yalvaç, Bergama ve onlarca irili ufaklı kent dericilikle öne çıkıyordu. Dericilik korunması gerekirken, plastiğe yenildi.

KAYBETTİĞİMİZ ŞEY ASLINDA KENDİ KENDİNE YETME KÜLTÜRÜMÜZDÜR

Türkiye yeni yıla plastik torbaları tartışarak girerken benim de aklıma yitip giden dağarcığımız geldi. Bir kez üretilince evladiyelik bir dayanıklığa sahip olan dağarcıklar, kendi kendine yeten bir yaşama biçimini simgeliyordu. Biz plastik torbaları tartışırken yitip giden işte o yaşama biçiminin kendisidir…

 

Önceki haberMacaristan’da ‘köle yasası’na karşı grev hazırlığı
Sonraki haber‘Yunuslar avlansın’ diyen akademisyene tepki!
Yusuf Yavuz
YUSUF YAVUZ (GAZETECİ-YAZAR) Isparta, Sütçüler'de doğdu. 1990’da edebiyatla ilgilenmeye başladı. Deneme ve inceleme tarzındaki ilk yazıları 1996 yılında 'Atatürkçü Ses' Dergisi’nde yayımlandı. Aynı yıl yerel ölçekte yayın yapan kanallarda 'Dönence' başlıklı radyo ve televizyon programları hazırlayıp sundu. 1999 yılında Antalya'da kurulan Müdafaa-i Hukuk Dergisi’nde yazmaya başladı. 2001’de Gazete Müdafaa-i Hukuk’ta Muhabir-Temsilci olarak görev aldı. Daha sonra adı 'Yeniden Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk' olan dergiyle bağını temsilci-yazar olarak sürdürdü. 2001-2007 yılları arasında Kaş Kitap Şenliğini organize ederek başta çocuklar ve gençler olmak üzere yöre insanının kültür, sanat ve edebiyat çevreleriyle buluşmasını sağladı. 2005 yılında Muğla ve Antalya arasındaki sahil bandında yaşanan yabancılara toprak satışına ilişkin yaptığı araştırmalar önemli etkiler yarattı. Deneme, inceleme, röportaj, düz yazı, haber ve yorumları; Cumhuriyet Akdeniz, Odatv, Yeni Harman, Edebiyat ve Eleştiri, Yolculuk, Evrensel, Atlas, Magma, Aydınlık, Birgün, Açık Gazete gibi dergi ve gazetelerde yayımlandı. Antalya merkezli VTV Televizyonunda, Pelin Gel Ağan'la birlikte 'İki Ağaç İçin' adıyla 16 bölümden oluşan bir program hazırlayıp ve sundu. Kanal V Televizyonunda, Biyomühendis Çağlar İnce ile birlikte, Yörük kültürünü ve tarihsel köklerini ele alan 'Islak Çarıklar' adlı belgesel haber programı hazırlayıp sundu. Araştırma yazılarından bazıları, 'Yer Bize Çimen Verdi' ve 'Darağacına Takılan Düşler' adıyla belgesel filmlere de konu olan Yavuz, şu sıralar 'Islak Çarıklar' adlı bir belgesel haber programı için çalışmalarını sürdürüyor. Ağırlıklı olarak arkeoloji, çevre, kentsel dönüşüm ve tarım konularını ele alan çalışmalar yapmayı yazılı ve görsel medyada sürdüren Yavuz, yıkım politikalarıyla tarımdan hayvancılığa, kültürden mimariye kırsal yaşamın dönüşümünü ele alan araştırma yazılarıyla tanınıyor. Ziraat Mühendisleri Odası Basın Ödülü, Çağdaş Gazeteciler Derneği Belgesel ödülü, Türkiye Ziraatçılar Derneği Tarım ödülü, Kubaba Derneği kültür hizmeti ödülü'nün yanı sıra Türkiye Ormancılar Derneği gibi çeşitli meslek odası, kurum ve kuruluşlar tarafından ödüle layık görülen Gazeteci Yusuf Yavuz, Likya'dan Teke yöresine uzanan coğrafyadaki su kültürüne ilişkin uluslararası bir sanat projesinin de danışmanlığını ve metin yazarlığını üstleniyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.