Daha iyi anlıyorum Nazım’ı

Daha iyi anlıyorum Nazım’ı

0
PAYLAŞ

Ve, yine anlıyorum ki;  onlar gibi gurbetçi olmak gerektiğini, onları anlayabilmek için..
Şimdilerde Avrupa’da yaşayan yabancılara gurbetçi denmesini istemiyorlar, en başta kendileri.. Oysa, kendileri de biliyorlar ki, “gurbet” içlerinde hep besledikleri ve orada yaşadıkları sürece besleyecekleri, büyütecekleri özlemin adı…


Almanya’nın ilk “Gastarbeiter”leri içtikleri acı cafe’nin hatırına mı, yoksa tatlı markların (şimdilerde euro) hatırına mı katlanıyorlar kırk yıldır bilemem. Tahminim, “Bir acı kahvenin kırk yıl hatırı vardır” lafını fazla ciddiye almamış olmaları yönündedir.


Avrupa’da işçi olarak çalışmanın en büyük nedeni, memlekette bulamadığına oralarda sahip olabilmektir. Yani, paraya ve sonrasında getireceği güce.. Bu gözlükle baktığınızda, kırk yıl önce gelenleri bir yere kadar anlamak mümkün. Ama, yakın bir geçmişte buralara gelenleri ve her türlü zorluğa karşın memleketlerine dönemeyenleri anlamak mümkün olmaz çoğu zaman.. Benim, beni anlayamadığım gibi…


Para kazanmak ve köşe dönmek (olsa olsa, yuvarlığın köşesini) şöyle dursun, asla dolmayan cebimizdekileri bile kaybettiğimiz gurbete bizi iten nedir peki? Memleketimde “almayı bilememek mi, verilenleri almamak mı?”. Her gurbet insanının bir hikayesi vardır kuşkusuz. Benim hikayemse, tam bir Cervantes uyarlaması sanki, gün be gün yaşadığım.. Kimbilir, belki de bu koşullarda daha üretken ve yaratıcı oluyorum. Belki de, pasaportumdaki meslek hanesinde “İşçi” ibaresi yerine “Künstler-Karikatürist” yazmanın yüklediği misyon beni buralarda tutan…


Nazım, ne güzel de anlatmış şiirinde, memleketinden yabancı bir ülkeyi fethetmeye çıkan Don Kişot’ları…


Ölümsüz gençliğin şövalyesi,
Ellisinde uyup yüreğinde çarpan akına
Bir Temmuz sabahı fethine çıktı güzelin,
Doğrunun ve haklının..
Önünde mağrur, aptal devleriyle dünya,
Altında mazhun ve kahraman Rosinant’ı..


Bilirim hele bir düşmeyegör hasretin halisine
Hele bir de tam okka dörtyüz dirhemse yürek
yolu yok, Don Kişot’um benim, yolu yok
Yeldeğirmenleriyle dövüşülecek


Haklısın elbette senin Dulsinya’ndır
dünyanın en güzel kadını
Elbette sen haykıracaksın bunu
Bezirganların suratına..
Ve alaşağı edecekler seni
bir temiz pataklayacaklardır seni


Fakat sen,
Yenilmez şövalyesi susuzluğumun
Sen, bir alev gibi yanmakta
devam edeceksin
ağır, demir kabuğunun içinde
ve
Dulsinya bir kat daha güzelleşecek


Nazım, bir gurbet şairiydi, ressamıydı.. Yılmaz bir gurbet aktörü, yönetmeni.. Ahmet, gurbetin daha başında pes eden bir müzik ve gönül adamı.. Oysa hepsi de doğduğu toprağa, suyuna ve deli gibi sevdiği ama ihanetini yaşadığı insanına tutkundu. Bu tutkudur ki, onları hem vezir, hem rezil etti.


Nazım, “memleketim, memleketim”diye inledi, vatan haini oldu. Ama gurbet onu bir “dünya şairi” yaptı. Yıllar sonra, Türkeş, ülkücülere yaptığı konuşmaya onun şiiriyle başladığında mezarı Rusya’daydı (ve tabii ki halen…)


Yılmaz, “memleketim”  dedi, “aç kalmasın benim insanım” dedi. Bunlar uğruna önce hain, sonra katil oldu. Ve.. gurbette, dünyanın ödüllendirdiği bir filmin yönetmeni oldu. Ama bu başarı, onun toprağına ve insanına hasret ölmesini engelleyemedi.


Ahmet, taptığı memleketine ve insanına “kürtçe şarkı, türkü söylemek istiyorum, yok mu bunu yayınlayacak radyo, tv kanalı?” haykırışı için sürgün yedi. Daha yolun başında dayanamadan, yine diğerleri gibi memleketine ve ona çatal, bıçak atarak, yuhalayan insanına hasret gitti.


“Olmaz”lar döneminde yitirdiklerimizin değerini, günümüzde “olabilir”ler (!) döneminde daha çok özlüyoruz ve yokluklarını hissediyoruz. Ve, bir kez daha anlıyoruz.. Gurbet insanını, yine gurbet insanının anladığını ve yok ettiğini…


Gurbet.. insanı, kendinden uzaklaştırmakta ya da yakınlaştırmakta. Ama bir gerçek var ki; artık Nazım’ların, Yılmaz’ların ve Ahmet’lerin dünyasında yaşamıyoruz. Gittikçe globalleşen bir dünya, yaşadığımız… Geçmişte kalan değerler, inançlar, (ütopik te olsa) hayata bağlayan idealler yok artık bazılarımız için.. Diğer bazılarımız ise, yeldeğirmenleriyle amansızca savaşıyorlar, kaybedeceklerini bile bile…


Ta ki; bir gün kazanana kadar!

BİR CEVAP BIRAK

five × 2 =