Daha önce nerelerdeydiniz?

O nedenle, tepe atma seanslarımız bu ara devreye sık giriyor…


Sadece bizim mi? Tepesi atmayan kim var ki? Sabahın köründe yollara düşüp akşamın ilerleyen saatlerinde evine dönebilen, eli boş cebi boş, yüreğinde ki gelecek umutları boş, her dönem siyasilerce aldatılmış ve toplumda ki tüm dinamik unsurlara karşı güvenini yitirmiş insanların tepesi atmasın da kimin atsın? 


Diyeceksiniz ki, ne oldu yine birdenbire celallendin, hayrola nerede kıyametler koptu?.. 
Kıyametler, önce bizim bakış açımızdan her zaman olduğu gibi anlı şanlı genel medyamızda (ulusal değil) kopmaya başladı, sonra da gövdemizin üzerinde baş diye yer alan en önemli vücut parçamızın içinde ki beyin hazretlerinde…


Nasıl kopmasın ki?
Kardeşim büyük medyamızın kimi gazetelerinin, burnundan kıl aldırmayan, her şeyi çok bilen ve her dönem siyasi iktidarları ve patronlarını her şeyden çok seven kimi ünlü saygıdeğer köşe yazarlarımız, bu zamana değin acaba  neredeydiler?


Feryat figan, panik içerisinde, Cumhuriyet ve vatan toprakları elden gidiyor, AKP iktidarı, kararlı adımlarla ülkeyi din devleti yapmaya doğru götürüyor diye bugünlerde gözü yaşlı yazılar yazıyorlar…


Allah  Allah!… Muhteremler siz daha önce nerelerdeydiniz?
Çok değil öyle fazla uzaklardan söz etmiyoruz, üç beş, bilemediniz altı yedi ay öncesine kadar neredeydiniz diye soruyoruz?  Çok sevdiğiniz AKP o zamanda iktidardaydı. Üçüncü yılını doldurdu, dördüncü zafer yılına girdi. Alkışlarla, tezahüratlarla ve “ben yaptım ne güzel oldu” larla ezilen vatandaşa hiçbir şey yapmadan, sizlerin sayesinde yoluna coşku ve heyecanla devam ediyor.


4 Kasım 2002’den başlayarak yakın zamana kadar siz değil miydiniz, Recep Tayyip Erdoğan’ı ve partisini; gazetelerinizde ve televizyonlarınızda öve öve göklere çıkaranlar?


Ekonomide makro değerlerin yoluna girmiş olduğunu, liderler içersinde en başarılı ve karizmatik olanının bugünkü Başbakan olduğunu yazıp çizenler siz değil miydiniz?


Peki.. Ne oldu son aylarda üç yıldan bu yana ülkede ki açlıktan, yoksulluktan, yolsuzluklardan, işsizlikten ve tükenmişlikten hemen hemen hiç söz etmeyen Genel medya(ulusal değil), çok sevdiği AKP’yi rejim düşmanı ve Türkiye Cumhuriyeti için tehlike olarak görmeye ve ilan etmeye başladı?


Ne oldu da, kadroların imam hatiplilerle doldurulduğunu, adalete savcı ve yargıç olarak atanacakların özenle imam hatipli kökenlilerden seçilme çabasında olunduğunu, böyle giderse beş on yıla kalmadan ülkenin şeriat düzenine geçeceğini koro halinde yazmaya başladı?
Günaydın beyler, günaydın!


Atatürk diyor ki;
“… Basının en aşağılık yalanları yaymakta kullanıldığı, bir gerçektir. Basının düşünce derneklerinin, ulusal yönetimin etkisinden kurtularak, siyasi ve iktisadi gizli amaçlara araç olmasından korkulur. Basının para ile satın alınabilmesi uluslar arası yüksek para aleminin basın üzerinde gizli etkisi ya da yalnız yabancı devletlerin örtülü ödeneklerinin etkisi; işte bunların kamuoyunu yanıltıp aldatmalarından, gerçekten korkulur.
Her zaman dünyanın yarısını ve bir zaman da dünyanın hepsini aldatmak olanaklıdır. Ancak, bütün dünyayı her zaman aldatmak olanaklı değildir. Tıpta bir ‘koruyucu hekimlik’ (hıfzısıhha) olduğu gibi, bir “içtimai hıfzısıhha”( yani toplumsal sağlığı da korumak da) vardır. Her ikisi de ayni ilkeye dayanır. ‘maddi mikropları’ tümden yok etmek olanaklı olmadığı gibi, ‘manevi mikropları’ tümden yok etmek de olanaklı değildir. Fakat, kişi de gövdesel bir sağlık yaratmak mümkün olduğu gibi, toplumsal yapıda da düşünsel, duygusal bir sağlık yaratmak, BU YOLDAN BİR DİRENİŞ ORTAMI OLUŞTURMAK OLANAKLIDIR…” ( Neveser- Cengiz Özakıncı Filika yay. Syf: 59 ) 


Yüce önderin sözleri üzerine ne yazılır? Nasıl bir yorum yapılır? Sadece tek şey yapılır, o da  şapka çıkarmak!.


Medya… Medya…
Neden her üç dört yazımızda bir medya üzerinde duruyoruz? Ülkeyi uçuruma götürecek denli çıkarlara teslim olup çirkinleşmelerin ve sefil varlıklarını vatan hainliği boyutlarına kadar götürebilenlerin şerefsizliğine muhatap olmuş bu asil millet, Kurtuluş Savaşı yıllarında satılmış medyadan neler çekti hepimiz biliyoruz.


Aylıkları 40-50 bin dolardan aşağı olmayan (fazlasına bizim hayalimiz bile erişemediğinden 80-100 bin dolar ve fazlasını örnek olarak veremiyoruz.) gazetecilerin ve köşe yazarlarının, patronlarıyla birlikte hükümetlere ve kimi dış güçlere entegre olmadan, plazalarda ve villalarda ki varlıklarını sürdürebilmesi mümkün mü?
“Türkiye Türklere bırakılmayacak kadar önemlidir” diyebilen köşe yazarlarının yazdıklarına nasıl tepkisiz kalınabilir?


Ulu önder Atatürk’ün yukarda aynen vermiş olduğu sözünün son cümlelerinde ki millete olan çağrısını, siz değerli okurlarımızın bir kez daha okumanızı önenerek yazımızı noktalıyoruz.


burhanaozbey@yahoo.com   

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.