Daha önceleri neredeydiniz?

Adamlar yeni mi dolaylı biçimde  vergi kaçırıyorlar?
Adamlar hem medya, hem sanayici, hem petrolcülük alanlarında ticarete yeni mi girdiler?
Medya sahipleri, banka satın almalara dün mü başladı?
Medyada tekelcilik sadece dünün işi mi?
En önemlisi medya patronları, emekcileri köle gibi çalıştırmak için sendikalı olmalarını dün mü yasakladılar?
Patron-işçi sözleşmelerinde sadece “patron” yani “ işveren” kelimesinden başka kelime, yani emekci sıfatı kullanıldı mı hiç?
Neden bütün bunlar bugün akıllara geliyor?
Çünkü Aydın Doğan, Emin Çölaşan’ı köşesinden “sepetledi”
Ben bu “sepetledi” kelimesini pek sevmem ve kullanmam ama meslekdaşım Emin Çölaşan her an ve çok rarat kullandığı için yazdım.
Emim kovuldu ya, bugüne kadar köşelerinde yazdıklarıyla değil, yazmadıklarıyla para kazanıp bir süre sonra kovulanlar  şimdi kuyruk acısıyla “basın elden gidiyor” diye başlatılan koroya katılıyorlar.
Aydın Doğan Hürriyet’i aldıktan sonra masa masa dolaşıp “Arkadaşlar sendika üyeliğinden çıkın, aksi halde yeni patron herkesi kapının önüne koyacak” cümlesini sarfeden sanki  Emin Çölaşan değildi?
Yazarların ceplerine tomarlarla sıcak para girişleri sırasında Aydın Doğan iyiydi.
Herşeyi yazarken patrondan büyüğü yoktu.
Köşeler babalarının malı gibi kullanılırken ünlenmenin keyfine diyecek yoktu.
Ama emekciler için ne mücadele vermek vardı, ne hak aramak.
Sendıkacılık için elllerini kıpırdatan var mıydı?
Patronun keyfiyle yapılan utanılacak orandaki zamlara tepki koyan bir genel yayın müdürü veya yazara rastlandı mı?
Nerdeeee…
Nedensiz işten çıkarmalara ses çıkaran yazar oldu  mı?
Olmadı.
Ekonomik kriz denilerek toptan işten çıkarmalara karşı direnen tek yazar hatırlıyor musunuz?
Hatırlamıyoruz.
Gerçek emekciler devreden çıkarılıp genel yayın müdürleri “muhabir”, muhabirler ise ofisboy gibi kullanılırken cemiyetler, ya da yazarlar “meslek elden gidiyor, birileri buna dur demeli”diye ses çıkardılar mı?
Çıkarmadılar.
O halde Aydın Doğan’ı tek suçluymuş gibi yargılamanın ve hedef tahtasına koymanın anlamı nedir?
Aydın Doğan ve onun gibileri yaratanlar kimler, önce onlar ayağa kalkmalı.
Bu oyun 1983  yılında rahmetli Özal döneminde başladı.
Bu bir milattır.
Özal nasıl ki başbakanlık önünde görev için bekleyen emekcilerden birinin yanağından makas aldıktan ve “Ben senin genel yayın müdürünle konuşurum” dedikten sonra gazetecilik etiği de ahlakı da o gün  tarihe karışmıştı
Ve 1983’den sonra, genel yayın müdürleri patronlarına kapıkulu gibi davranıp, tüm yazar ve muhabirleri devre dışı bırakırken kimse oyunun farkına dahi varmadı.
Şimdi bakıyorum tüm kovulan eski yöneticiler ve yazarlar  “istemezük” korosuna katılıp Aydın Doğan’a yükleniyorlar.

“Medya patronları hükümetin emrindeler”.
“Hükümetin istemediği yazarlar kapı önüne konuyor.”
“Medya patronları, hükümet aleyhine yazanlara sansür uyguluyor”
Koroya katılanların hepsi AYDIN Doğan sayesinde küpünü dolduranlar.
Şimdi köşelerini ve güçlerini kaybettikleri için hücum borusunu ötttürüyorlar.
Ama hala emekcilerden bahseden yok.
Küpünü dolduranlar korosu giderek seslerini yükseltiyor ama emekciler için değil.
Eski yazalar, kovulan eski yöneticiler televizyon ekranlarında bağırıyorlar:
“Patronlara ölüm…”
Bana göre geçti Bor’un pazarı….
Geçti de ne olduysa emekcilere oldu.
Tuzu kurular, kovulmuş eski yazarlar, köşe değil köşelenmiş yazarlara bir şey olmuş değil…

 

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

fifteen − nine =