Dar alanlarda oyalanmak

PAYLAŞ

Şimdi çok büyük kolaylıklarımız var. Teknoloji geliştikçe işimiz iş. Şimdi kitaplıklara falan da gerek kalmadı. Elinizdeki küçük kutunun bir yerlerinde parmağınızı gezdiriverin, bilgiyi tabak gibi karşınızda buluveriyorsunuz. Bir şeyler bilmenize gerek yok, sizin yerinize o biliveriyor her şeyi. Canım benim. Ondaki bilginin ellide birini aklınızda tutamazsınız. Ne aptalmış eskiler, kafaya bilgi yığarlarmış. Hele filozofların durumu iyice rezaletmiş. Benim gibiler beceriksizliklerinden utansınlar. Naime teyze de benim gibi bu işin uzağında. Oğluna saf saf soruyor: “Naim, lakerda yapmak istiyorum, bilir misin nasıl yapıldığını?” Tüccardan Naim bey eşi Selda hanıma sesleniyor: “Karıcığım bilgisayara bak da lakerda nasıl yapılırmış anneme söyleyiver canım.” Olay bu.  Naime teyze bu yaştan sonra lakerda yapmayı öğrenecek ama o küçük kutudan lakerda konusunda bilgi almayı asla öğrenemeyecek. Ben böyle diyorum ama belki de yanılıyorum. Cin gibi yaşlılar var, bir ellerinde baston bir ellerinde telefon. Geçenlerde çok yaşlı bir tanıdık elindeki aletle oynarken bana şöyle dedi: “Ben de ölmeden şu aletten hevesimi bir güzel alayım istedim.” Hafife alıyorsam adam değilim. Kıskanıyor olabilirim ama hafife falan almıyorum.

Şaka bir yana dünyamızı daralttıkça daraltıyor bu alet. İnsan onun verdiği bilgilerle kendini geliştiremez. Onun ne sanata ne felsefeye ne bilime bir yararı olur. O gerçekten bir bilgi kaynağı olsaydı şimdi havalarda uçuyorduk. Oysa görüyorsunuz, bilgi dünyasında yaprak kımıldamıyor. Kültür alanında yoksunluklarımız arttıkça artıyor. Öyle bir yere geldik ki o yerde insan cahilliğinin tadını çıkarmaktan başka bir şey yapamaz. Gerçekte bilgi dünyamızı daraltan o alet mi yoksa bizim dünyaya dar açıdan bakma alışkanlıklarımız mı? İkisi birbirini tamamlıyor belki de. Sözkonusu alet tembelliklerimizin üstüne ilaç gibi geldi. Bu iş doğrudan doğruya o aleti yapıp sen bununla oyna yavrum diye elimize tutuşturan dünya sermaye güçlerinin işine yarıyor. En iyi tüketici enaz düşünen tüketicidir. İnsanların çocuksu meraklarını kaşıya kaşıya boynunu çeviremez duruma gelmiş olan dünya sermaye güçleri o çirkin otomobillerden kazandıkları yetmeyince yükte hafif pahada ağır bu aletleri icat ettiler. Bence iyi de ettiler. Çocuk kalmaya ant içmiş bir insanlık için emzik üretecek değillerdi ya. Bu da bir çeşit emziktir.

Küçücük bir dolmuşun içinde sekiz kişiydik. Telefonlar fora. Bir benim akılsız telefonum ortada yoktu, çantamdaydı. Bütün telefonlar ya konuşup görüşme adına ya da bir şeylere bakma adına, belki de oyun oynamak adına açıktı. Kızlarımız takmış takıştırmış, bir yandan tatlı tatlı konuşup gülüşüyorlar bir yandan telefonlarıyla oynuyorlar. O korkunç sağlıksız ortamda Taksim’e indiğimizde bu aldırmaz insanların yetişmesini kolaylaştıran koşullara demediğimi bırakmadım. Benim dışımdaki bu yedi kişi üstü başı dökülür cinsten de değillerdi. Bu insanlarla gelen yaşam koşullarının ne kadar verimsiz olduğunu düşündüm. Belli ki yüzyıllardır üretme diye bir kaygısı olmayan, hele şu sıra hiçbir şey üretmeyen bir toplumun üyeleri olmaktan rahatsızlık duymuyorlardı. Öyle olsa bunun belirtileri olur. Sıkıldıkça parmaklarını çalıştırıyorlar, hem bilgileniyorlar hem eğleniyorlar, gamı kasaveti bir süre için de olsa unutup keyfe bakıyorlar.

Yüreğimizi kanatan kültür verimsizliği bu koşullarda sürüp gidiyor. Düşünce açısından kuruyup kalmış durumdayız. Zaman zaman birileri bir takım fikirler yumurtluyorlar. Sizi de bu fikirlerin yandaşı yapmaya çalışıyorlar.       Beni üzen biraz da insanımızın bu düşünce yoksunluğunda bazı görünür görünmez etkiler altında bir takım yalan yanlış fikirleri doğru diye benimsemekte sakınca görmemesidir. Bu durum yarım akılla dolaşmaktan başka bir anlama gelmiyor. Dünyamızı karartan saçma aletlerden, o otomobillerden telefonlardan benzeri şeylerden bir an önce sıyrılıp nerede olduğumuzun göremezsek canımız çok kötü acır da yapacak bir şey kalmaz. Ben insanlar teknolojinin sağladığı olanaklardan yararlanmasın demiyorum. İnsanlar teknolojinin kulu kölesi olmasın diyorum, uydurma bir takım aletlerin ağzı ayrık hayranı olmasın diyorum. Teknolojinin öldürücü ürünlerine hastalık ölçüsünde bağlanıp dünyayı unutmaktan ve yaşasın cahillik rahatlığıyla son derece verimsiz bir yaşamı sürmekten hep birlikte uzaklaşalım diyorum. Diyorum demesine ama bir şeylerin değişeceğine de doğrusu inanmıyorum. Dar açılara öyle bir yerleştik ki. Çevrenize şöyle alıcı gözle bir bakın değerli dostlarım, ne görüyorsunuz? İnsanların yarıdan çoğunun eli kulağında, sanırsınız dünyayı kurtarıyorlar. Şekerim, üç dakikaya kadar oradayım, hadi öptüm canım bye bye!

CEVAP VER