Darbeden darbeye koşan bir ülkede!

Olağan üstü Hali kaldırdım diyerek övünen mevcut dinci siyasal anlayış Olağan Üstü Hale dönerek kendi tarihsel gerçeğiyle buluşmuş oldu. Darbenin çocukları darbelerle büyüme seçeneğini hep diri tuttular. Dine dayalı savaş tohumu ekenlerin başka bir şey biçmesi beklenemezdi zaten. Ektiğini biçen bir Tayip Erdoğan gerçeği yaşanmakta. Her yaptığı politik hamle sonun da kandırıldım, aldatıldım demesi de bizim siyasal yapının dışa yansıyan ruh hali olur.

Dine dayalı politika yürüten RTE her fırsatta gerilim üzerine politika oluşturmada sınır tanımadı. Kürtlerle barış dedi! Savaşta ısrar etti. Komşu devletlerle sıfır sorun dedi! Komşuların tamamıyla sorunlu oldu. Ergenekon davasında bu bayımız savıcı olduğunu açıkladı!Malum Ergenekon sanıklarına milyonlarca Lira tazminat öder durumda kaldık. Feto ile kanka iken! İktidar mücadelesi nedeniyle adamı hain ilan edip mülkiyetine el koymaya başladı. Arkasında gündemdeki darbe güldürüsü çıktı. darbe güldürüsünün hedefinde işçi emekçi haklarını budanması olduğu asla unutulmamalı.

15 Temmuz 2016 darbemsi hareketin üzerinden bir hafta geçti. Çelişkili açıklamalar devam ediyor. Bir zamanlar her şeye hakim olduğunu söylerken bugün darbeyi eniştesinden öğrendiğini söyleyecek kadar aciz içinde olduğu bir görünüm sergiliyor. MİT’ten haber alamamış! Askerden haber alamamış! Askerler, tankları, uçakları sürüp, kendisini ortadan kaldıracağını anlatıp duruyor.Bu güldürüyü her gün beş vakit anlatmakla da kalmayıp onlardan hesap soracağını dillendiriyor. O tankların, uçakların bombaladığı yerlere bakıyoruz: Bir paradi izler gibi oluyoruz.
Sarayın ve Meclisi dış kapıları bombalanmış! Bu alçaklar bunu nasıl yaparlarmış! Onları oraya konumlandıranlar kimlerdi? Bunlar asla sorulmaz. Darbeyle yatıp darbeyle kalkar olduk. Anlaşılan bu olağan üstü hal yasasıyla Tayyip efendi malını mülkünü katlayarak büyütecektir. Olağan üstü hal demek yasa hukuk yok demektir. Kanun hükmünde kararnameler devri anlamına gelir. Halkın kanı üzerinden yönetenlerin malını mülkünü katlama devri başladı demektir. OHAL güzellemesini adı da demokrasiyi savunmak olacak. Geleneksel diktatörlerin uyguladığı politikayı aslında günümüz Türkiye’sine taşımaktır bu. Mahmut Alınak da bu meseleye ilişkin Çapulcuların sesinde bir değerlendirme yazısı yazmış. Bu yazıdan kısa bir bölümü de aşağıya alıyorum;

“Nasıl ki Hitler yamyamı 1933’de Alman parlamento binası Reichstag’ın yakılmasını kendi diktatörlüğünü perçinlemek için bir fırsata dönüştürdüyse, nasıl ki ABD 11 Eylül 2001’de İkiz Kuleler’e karşı girişilen ve binlerce masum insanın kor alevler içinde yitip gitmesine neden olan uçak saldırılarını Ortadoğu’ya girmek için kullandıysa, sen de bu “güdümlü” darbe girişimini devleti tamamen ele geçirerek kendi diktatörlüğünü taçlandırmak için altın bir fırsata çevirdin.” demekte.

Yani bu geleneksel, tipik, RTE politikası olarak sürüp gidiyor. Gerilim politikası devam ediyor. Darbeden söz ediyor! Ama darbe, darbe niteliğinde değil. Demokrasiyi savunmak için halkı sokağa çağırıyor! Kendisi ailesiyle Birinci Ordu komutan’ının himayesinde korunuyor.Demokrasinin ne olduğu belli değil(!) Anayasa ve yasalarına uymadığını bir çok kez kendisi açıkladı. Kendisini uymadığı Anayasa ve yasalar için, yani o demokrasi için insanların ölmesini istiyor! Ölenler için de timsah gözyaşları döküyorlar. Ne diyelim! Haydi hayırlısı. Ölüm güzellemeleri, darbe güldürüsü şaha kalktı. her gün ekranlarda boy gösteren her dönemin adamları yorumda sınır tanımamaktalar. Ahkam kesip, verip veriştirmekteler.

Feto’nun himmetinden beslenenler bugün Feto’ya pabucunu ters giydirerek dinin ulviyetinde toplumu yeniden dizayn etme peşindeler. RTE’ye destek olmakla aslın da Feto’ya destek olmak arasında hiç bir fark yoktur. Feto’nun darbesiyle Erdoğan’ın darbesi arasında sıkışıp kalmışız. Bunun ikisi arasın da ne fark var? Her ikisi de toplumu din üzerinden dizayn etmek için savaşıyor. Deyim yerinde ise filler tepiştiği yerde çimenler eziliyor. İşçi ve emekçi halkın hak kayıpları bu darbe sırasında artarak devam edecek.
Devletin devletliği kalmamış. Anayasa, yasalar din ya da tarikat üzerinden yorumlanmakta. İsteyen istediğine uyup istemediğine uymuyormuş. Tartışmalar bu yönde. Hakimler, Savcılar hukuk’a göre değil de bağlı olduğu siyasal-dinse yapının ihtiyaçlarına göre karar oluştur maktalarmış. Aslında bu durum yeni değil. O malum deniz Feneri davasını herkes bilir. Almanya da suçlu bulunan Deniz fenercileri Türkiye de aklandılar! Türkiye de, Deniz feneri davası ya da 17-25 Aralık yolsuzluk davası, siyasallaşan yargının mihenk taşları olarak karşımıza çıkarlar. Siyasallaşan İslam işçi emekçi mücadelesini boğduğu için bugün kendi içinde iktidar mücadelesi verir konuma geldi.

Sermayeni belli bir kesimi belli kesimlerini tasfiye etmek için halkın iyi niyetini kullanma peşinde. Onun için Olağan Üstü Hal Yasası çıkararak meclisi de devre dışı bırakarak kanun hükmünde kararnamelerle ülkeyi yönetmek istiyorlar. Bu durumda görülmesi gereken şey hükümet çevresinin anlattığı değil de anlatmadığı şeylerin fark edilmesi ve tedbir alınması her şeyden çok önemsenmeli. Halka, darbecilere karşı mücadele edin diyenler, bunu diyerek, kendileri tarafından gerçekleştirilen darbe’yi gizlemek istiyorlar, asıl bu gerçeği göstermek ve anlatmak gerekir. Asıl gizlemeye çalıştıkları şey de kendileri tarafından gerçekleştirilen darbe olduğu unutulmamalıdır. OHAL altında ne vurgunlar vurulacak o görülmeli.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

fifteen − twelve =