İdare, gaz lambası, fener ve lüks

İdare, gaz lambası, fener ve lüks

0
PAYLAŞ

Günlerden kahrolası 2 Temmuz. Burhan Günel‘in “Ateş ve Kuğu” romanı elimde. Burhan Günel, romanında İki Temmuz Sivas Madımak yangınını anlatıyor. Sanki başka okunacak bir şey yokmuş gibi tam da İki Temmuz katliamını anlatan kitabı okuyorum. Kim bilir içgüdüseldir belki İki Temmuz dostlarımızı hatırlamak, onları unutmamak, onlarla beraber çile çekmek belki de yanmak istemidir bu.

Kitabı okurken birden elektrikler kesiliyor. Tam da sırası hani! Kayınpederim “Şimşek yok, gök gürültüsü yok, niye elektrikler kesildi ki” diye soruyor. Daha sonra da evde bir aydınlanma aracı arıyor. Küçük bir tüpe takılı lüks aletini alıp getiriyor. Lüks, bulunduğumuz odayı aydınlatıyor. Kitabı elimden bırakıyorum, ışık az diye okumak istemiyorum. Kızım Elif, cep telefonunun ışığında önümüzden gelip giderken, ben de çocukluğuma gidiyorum.

Lüksün ışığını beğenmeyen ben neler görmüştüm, neler? Çıra, idare, gaz lambası ve diğerleri… Fenerimiz hiç olmadı mesela, lüks ise o dönemde gerçekten lükstü. Okumayı yazmayı çıra, idare ve gaz lambasının ışığında öğrenmiştim. Evimizde benimle aynı yaşta olan kuzenim ile aramızda rekabet vardı. Gaz lambası bir taneydi, biz ise okula giden iki çocuktuk. Lambayı kim kapacaktı?

Bu rekabeti hatırlıyorum da lüksün ışığında elimden kitabımı bırakmamı garipsiyorum. Peki, o isli çıraların, idarelerin ve gaz lambalarının ışığında ne yapıyormuşuz biz? Çıranın, idarenin gaz lambasının ışığında sadece okuma yazmayı öğrenip, ev ödevlerimizi yapmadık; anne ve ablalarımız kilimler dokudular. Kilim kemkleri kurulur, renk renk iplerle bin bir nakışlı kilimler dokunurdu. Gaz lambaları biz çocuklara düşerken anne ve ablalarımıza çıralar veya idareler düşer, onun ışığında nakışlar işlerlerdi. Nakışlar işlenirken kirkitler bir iner bir kalkardı, kirkit seslerinin melodisi eşliğinde o uzun kış gecelerinde türküler söylenirdi. Dokunan o kilimler ablalarımızın evlenme diploması gibiydi. Kilim dokumamış kızlar evlenme çağına gelmedi demekti.

Bir dönemin en güzel kilimleri hangi ışıklar altında dokundu, hangi ışıklarla yaşamaya alışmıştık? En önce idareyi tanıdım. Çıra, çam ağacının yağlı kısmından kesilmiş kıymıktan daha büyük parçalardı. Ocak ve soba tutuşturmaya kullanıldığı gibi, aydınlanma aracı olarak da kullanılırdı.

Baba ve amcamızın Çukurova’da amelelikle kazandığı parayla gaz almaya başlanıldı. Gaz olunca ikinci aydınlatma aracı gaz lambamız oldu. Tenekeden yapılmış gaz lambası huninin tersi gibiydi. İdare dipten boğaza doğru daralan, içinde sadece gazyağı ve bir fitil olan bir aletti. Gazın içine batırılmış fitil çok da uzun tutulmamalıydı, yoksa çok fazla fitil ve çok fazla gaz harcanırdı. Adı üstünde idare etmek gerekirdi.

Gazı, yağı, tuzu ve bezi idareli kullanırken yeni bir ışıtma aletiyle tanıştık. Bunun adı gaz lambasıydı. İdare gibi gaz ve fitile ek olarak bir de cam fanus eklenmişti. Gazın dolu olduğu şey ise bir cam kabıydı. Gazyağı dolu cam kabın üzerine ise bir fanus yerleştirilirdi. Bu cam fanus gaz yağına batırılmış fitilin ucundaki ateşten aldığı ışığı biraz daha fazla yansıtırdı. Cam kabın ortası ise kemer gibi bir parlak teneke ile sarılıydı, bu parlak teneke lambanın arkasına ışığı biraz daha iyi yansıtması için ayna parlaklığında ve daire biçimindeydi. Cam fanus fitilin vermiş olduğu isten dolayı sürekli gri ve siyaha dönüşürdü. Cam fanus arada bir yıkanır ve temizlenir tekrar yerine konulurdu. Lamba evde sabit bir yere asılırdı. Bu yer ise genellikle evin damını ayakta tutan orta direk olurdu. Lambanın asılması için parlak tenekenin içinden bir kanca görevi yapan tel geçmekteydi. Gaz lambası, köyde ortalama her evde vazgeçilmez bir aydınlanma aleti olarak uzun yıllar kahrımızı çekmişti.

Daha sonra bir aydınlatma aleti daha günlük hayatta yerini almıştı. Bu aydınlatma aletinin adı ise fenerdir. Bu ismi daha çok bir futbol takımımızın ve Türkiye’de örgütlü sahtekârlığın sembolü olan ve bir türlü açılamayan veya açılması istenmeyen Deniz Feneri Davası’nın ismi oldu. Deniz Feneri Davası aydınlığa kavuşturulmadığı gibi, biz de aydınlatma aleti olarak fenere gaz lambasından kavuşamadık. Zira çocukluğumun dönemi için fener ortalama köylü için pahalıydı.

Feneri yaşamadan, bir de lüks aleti vardı. Bu lüks aleti elektriğimizin kesildiğinde devreye sokulan gaz tüplü lüksten daha zayıftı. Feneri alamayanın lüks aletini edinmiş olması düşünülemezdi. Zaten yoktu, bu bizler için adı gibi çok lükstü. Sadece bir iki evde bulunurdu ve özel günlerde kullanılırdı. Çocukluğumuzda gıptayla baktığımız lüksün biraz daha lüksünü tüketim toplumu üyesi olarak 2 Temmuz günü beğenmez olmamdan bir an utandım. Sonra da karanlıkta cep telefonuyla önünü aydınlatmaya çalışan kızım Elif’e bir dönemin aydınlatma aletlerini tanımasını sağlayacak bu yazıyı yazmama sebep olması, beni duyduğum utancımdan uzaklaştırdı.

BİR CEVAP BIRAK