Darülaceze’de rövanş

 

Geçenlerde, Radikal Gazetesi’nde yayımlanan “Erdogan Darülaceze’nin rövanşını alıyor” başlıklı bir haber okumuştum. Haberde: Başbakan Recep Tayyip Erdogan’ın İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanlıgı döneminde belediyeden alınarak İçişleri Bakanlığı’na devredilen Darülaceze’yi, özel bir yasayla tekrar belediyeye devrederek, özel bütçeli bir genel müdürlüğe dönüştürmeye çalıştığı yer alıyordu.

Radikal Gazetesi’nde yer alan 8 Nisan 2005 tarihli haberin devami şöyle:

“TBMM Sağlık ve Sosyal İşler Komisyonu’nda kabul edilen Darülaceze yasa tasarısı, Plan ve Bütçe Komisyonu ile ıçişleri Komisyonu’nda görüşüldükten sonra genel kurulda oylanacak. Yasa tasarısı, 1895’te kurulan, 1924’te ıstanbul Belediyesi’ne devredilen, 1999’da Danıştay kararıyla İçişleri Bakanlığı’na bağlanan Darülaceze’nin tüm yönetim yapısını, hizmet ve gelirlerini yeniden düzenliyor. Kurum İBB’ye bağlı, özel bütçeli ve kamu tüzel kişiliğini haiz genel müdürlük haline geliyor. Tasarı yasalaşırsa, kurumun genel kurulunu İBB meclisi oluşturacak, genel müdürünü İBB Başkanı’nın teklifi üzerine İçişleri Bakanı atayacak.

Tansu Çiller hükümeti döneminde İçişleri Bakanlığı, İBB Başkanı Tayyip Erdoğan’ın Darülaceze Müdürü Zihni Birkan’ı görevden alarak, yerine dönemin Fatih Kaymakamı Halil Kanal’ı vekâleten atamıştı. Duruma tepki gösteren Erdoğan mahkemeye başvurmuş, ancak Darülaceze 1999’da Danıştay kararıyla İçişleri Bakanlığı’na bağlanmıştı. Yeni tasarısıyla Erdoğan, 10 yıl önceki İçişleri Bakanlığı uygulamasından rövanşını almış oldu.”

Bundan 5 yıl önce (2000) İçişleri Bakanlığı Darülaceze Müessesesi Kurumu’yla aynı bünyede bulunan Darülaceze Vakfı’nda Halkla ılişkiler ve Basın Danışmanı ve aynı zamanda da Darülaceze Kurumu’nun (gönüllü) Basın Danışmanlığı’nı yapıyordum. Bu nedenle 110 yıllık tarihi önemi olan bu kurumun benim için de ayri bir onemi vardır.

Kimsesiz, sokağa terk edilmiş, yaşlı ve yetimlerin sıcak bir çorba içerek sığınabilecekleri bir kurum olan Darülaceze’de yaşanan ‘iktidar ve rant savaşı’ nın en yakın tanıklarından biri olduğumu söyleyebilirim.

Sabah Gazetesi’nde ‘muhabir’ olarak görev yaptığım yıllarda, Darülaceze Vakfı Başkanı İ.Cahit Ozden’den, telefonda acil olarak benimle görüşmek istediğini söylemisti. Biz de, Mecdiyeköy Atakan Sokak’ta bulunan büromuzdan bir telaş çıkarak soluğu Okmeydanı’nda bulunan Darülaceze Kurumu’nda aldık. Yanimda o zaman asistanım olan şimdi ise, usta bir gazeteci sevgili Mustafa Şekeroğlu vardı.

Kuruma yaklaştığımız sırada binanın çevresinin “komando bereli” belediye zabıtalar’ı tarafından kuşatımış olduğunu gördüğümde Mustafa’ya dönerek “Belediye darbe yapıyor galiba!” diye birde şaka yapmıştım.

 Aracımızı park edip kapıya doğru yanaştık ve ‘komando bereli zabıta’ya “Cahit Özden”le görüşmek istediğimizi söyleyerek binadan içeriye girdik. Kırmızı halılarla örtülü merdivenleri çıkarken etrafımızı saran “Tayyip’in ‘komando bereli zabıta”ları arasından sıyrılarak merdivenlerin başında bizi bekleyen Cahit bey’e ulaştık.

Kurumda yaşanan gerginlik, yaşlı adamın korku dolu bakışlarından okunuyordu. Biz daha soluklanmadan o, neler olduğunu anlatmaya başlamıştı bile…

Cahit bey, roportajımız sırasında Darülaceze’de yaşanan ‘iktidar savaşı’nı anlatıyordu ki ‘komando bereli zabıtalar’ bir hışımla içerisinde bulunduğumuz odanın kapısını tekmelenmeye başladılar. Kapıyı açmayı başaran ‘komando bereli zabıta”lar, yaşlı adamı iki kolundan tuttukları gibi dışarı çıkarmaya çalışıyorlardı. Etrafinı saran ‘komando bereli zabıta’lara direnmeye çalışan Vakıf Başkanı İ.Cahit Özden, gözlerimizin önünde bir anda kapı dışarı ediliverdi.

Cahit bey’in makam koltuğundan alınıp kapı dışarı edilmesi Mustafa arkadaşımın çektiği muhteşem fotoğraflarla haftanın konusu olmuştu.

Bu olaydan yıllar sonra karşılaştığım Darülaceze Vakfı Başkanı İ.Cahit Ozden, benden Darülaceze Vakfi’nın Basın Danışmanı olmamı istemişti. Bende teklifini kabul edip ertesi gün ise başlamıştım. Bir süre sonunda kurum içerisindeki “iktidar  ve rant savaşı, torpilli ama uygunsuz atamalar ve yolsuzluk iddiaları” dikkatimi çekmisti. Daha sonra da kurum ve vakıf ile ilgili yaptığım araştırmaları “dürüst ve aydın” kişiliğiyle sevip saydığım dönemin Darülaceze Müessese Müdürü olan eski İstanbul Vali Yardımcısı Sayın Ata Aksoy’a aktarmıştım.

Vali Yardımcısı Ata Aksoy’un siyasi baskılara maruz kalabileceği düşüncesiyle elde ettiğim bilgileri ayrıca, Başbakanlık ve Vakıflar Genel Müdürlügü’ne de fakslıyarak iletmiştim. Şikayetim üzerine Basbakanlık Müfettişleri’nin konuyla ilgili olarak bir araştırma başlattıklarını sonradan öğrendim.

Sonuç, önceden belirttiğim gibi, Vali Yardımcısı Sayin Ata Aksoy görevi bıraktı ve böylelikle kurumdan uzaklaştırılmış odu. Diğer “kendini bilmezler” de yine yerlerinde  kaldı…

“Ruhları para ve makam hırsı tarafından esir alınan ve bir Vali Yardımcısı’na ait odanın kapısını bir gece yarısı kırıp, belge ve bilgileri çalabilecek kadar korkusuz  olan bu “kendini bilmezler”, yeni “iktidar ve torpil” peşinde koşmaktan da yorulmuyorlar…”

Büyük bir “rant” kalesi olarak görülen Darülaceze Kurumu’ndaki “iktidar ve rant kavgası” Radikal Gazetesi’nin de belirttiği gibi bir “rövanş”a dönüştü. Şimdi bu ‘rövanş’ı kim kazanacak bilmiyorum ama kaybedecek olan 110 yıllık kurum olacak iyi biliyorum.

Bilginize!

***

Bir söz: Bir memlekette namuslu erbabı en az namussuzlar kadar cesur olmadıkca o memleket için kurtuluş yoktur / İsmet İnönü

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.