Değerli değersizler

PAYLAŞ

Onun bütün değeri değersizliğinden gelir. Değerlidir, çünkü değersizdir. “Nasıl adamdır?” diye sorun birine. “Çok değerli insandır” diyecektir. Belki en doğru yanıt şu olurdu: “’Çokdeğerli’ bir insandır.” Nereye koyarsanız oraya yakışır. Değerli bir gazetecidir, değerli bir bilim adamıdır, değerli bir siyaset adamıdır, değerli bir romancıdır, değerli bir yöneticidir. Bir çeşit stepnedir, onu her yere uygulayabilirsiniz. Yıllar yılı solculuk yapmış, sola şu kadar yararı dokunmamıştır. Tam adam gerçekten olgunlaşıyor kardeşim dediğiniz anda karşınıza geçip şöyle bir söylev verebilir: “Biz yıllarca yanılmış, yıllarca kendimize yalan söylemişiz azizim, meğer tuttuğumuz yol yol değilmiş. Özgürlük gibisi var mı? O da öyle bir dönemdi geçti işte. Şimdi biz geriye değil önümüze bakalım.” “Eski solcu” olmanın bütün ağırlığıyla televizyon kanallarında gezer: amacı gerçek bir aydın olarak insanları aydınlatmaktır. Ara sıra “aydınlanma” diye bir şeyden sözedişi de bundandır. Kimseye üç kuruşluk ışık veremez.

Kolay açılabileceğini sandığı kapıların önünde bitiverir. Bakar ki kapı açılmıyor, çok zorlamaz. Yerlere kadar eğilerek başka bir kapıya gider. Düşünce adamı olarak da meslek adamı olarak da sanat adamı olarak da hiçbir başarısı yoktur. Yazdığı üç romanın ilkini zaten üstüne almaz. Pişkindir. “Yahu senin şu ilk romanın var ya, neydi adı, Değersizin günlüğü müydü?” dediğiniz anda öfkesini çekersiniz. “Hayır, sen yanılıyorsun, benim öyle bir romanım yok ve hiç olmadı. Beni belki de falancayla karıştırıyorsun. Yok dedim ya kardeşim, ben bilmez miyim neyi yazıp neyi yazmadığımı!” Neyse, siz de gerçekte keşke olmasaydı demek istemişsinizdir. Bir de bakarsınız üstadımız ellisinden sonra şiire başlamış. Eh, şiir belli bir olgunluk ister mirim, değil mi efendim. Yirmi yaşlarımızda yazdığımız o şeylere şiir diyebilir miyiz bugün? Sözleri altalta getirerek yazdığı sözde şiirlerde ne cambazlıklar yapar. Birçok insan onun da şiirlerinin de ne kadar değersiz olduğunu bilir. Ancak bu gibi adamların peşine gitmek her zaman yararlıdır. Bir zaman sonra adamı seçici kurullarda bulursunuz. Şiir nedir bilmez ama şiir değerlendirmekte ustadır.

Boşa geçmiş pırıltılı bir yaşamın ezikliğini taşıya taşıya oradan oraya savrulur durur. Bir zaman gelir, adına övgüler düzmeye başlarlar: “Gerçek halk insanının varlığı karşısında saygıyla eğiliyoruz. Her zaman insan için çalıştı. Kendini toplumunun insanına, giderek bütün bir insanlığa adadı. Her zaman ezilenlerin yanında oldu. Yalnız yazdıklarıyla değil örnek davranışlarıyla da hepimize ışık tuttu. Yazdıkları ve söyledikleri genç insanların dürüstlük yolundaki çabalarına her zaman yol gösterecektir. O bir doğruluk simgesidir.” Karanlık ilişkiler çerçevesinde ona buna yaptığı hizmetler insanlığa hizmet olarak tescil edilmiştir. Hiç durmayan çenesiyle yaydığı melanetler bir ışık saçma olarak değerlendirilmiştir. Her taşın altından çıkması doğrudan doğruya özveri olarak kutsanmıştır. Kimse doğru dürüst bir dizesini anımsamasa da şiirleri insanın her anlamda kurtuluşunun simgesi olarak görülmüştür. Sokak adamını aratan cahilliği bir bilgelik olarak yüceltilmiştir.
Bir gün ölür gider bu zavallı yaratık, ardında hiç işe yaramayacak boş gürültüler bırakarak. O gün gerçek anlamda bir yas günüdür. O öldü diye perişan olanlar, kendini yerden yere atanlar görürsünüz. Ama o gerçekte ölmemiştir: onun gibiler öldükleri anda gerçek yaşamlarına başlıyor olmazlar mı? O bundan böyle tarihin en güzel, en onurlu, en erişilmez yerine yerleşecek, yaşarlığında saçtığı ışıkları bundan böyle oradan saçmaya başlayacaktır. Onlar öylesine büyük insanlardır ki, çok sevgili halklarının bağrından kopup sonunda gene çok sevgili halklarının bağrına dönmüşlerdir. Ne mutlu o güzel annelere ki hiç düşünmedikleri halde dünyaya böyle cevherler getirmişlerdir. Körü körüne hizmet ettiği kurumların insanları da az sonra unutur onu. Şairin “ölülerin o ikinci kefeni” diye tanımladığı “nisyan” onun varlığını kalın bir toz tabakasıyla örter. Artık onu yitirmiş olmamızı çok da abartmayız: toplumda sayısız benzerleri varken ne diye onun anılarını ceset gibi sürükleyelim! Üstelik yeniler çok daha yetenekliler. Yeniler neyin önüne geçmek ve neyin arkasından gitmek gerektiğini çok daha iyi biliyorlar. Bu dünya bir devridaim dünyasıdır. Bugün varız, yarın yokuz. Önemli olan kurulu düzenin “keyif”i kaçmasın, her şey yolunda gitsin, kimi oradan kimi buradan vurmasın. Ölümlü dünyada değer mi? Yirmi yaşlarımızda hep solcuyduk kardeşim. Yirmisinde solcu olmayana gülerler. Ama bu yaşında sen artık kendini bütün bir insanlığa adayacaksın. Adayacaksın ki bizim düzenimiz bozulmasın. Kafana yerleştir bunu.

CEVAP VER