Değişim iyidir…

Gazetecilik hayatımda hep değişimi, yeniliği ve güzeli aradım
Belki bu amaç ve hedef, gazetecilik meslek ilkelerine fazla uygun değil diyenler olabilir.
Bir bakıma haklıdırlar da…

Çünkü gazetecilik eleştiri demektir.
Muhalif durmak demektir.
Halk adına doğruları arayıp okuyucuya ulaştırmaya çalışırken, daima iktidarların yanlışlarını bulup ortaya koymak demektir.
Dahası, beyazı değil siyahı aramak ve bulmak demektir.
Riyayı, yalanı, sahtekarlığı, ikiyüzlülüğü ortaya çıkarmak demektir.
Hırsızları, arsızları, ursuzları ve yolsuzlukları halka duyurmak demektir.

Ben 50. yılını devirdiğim meslek hayatımda sadece siyahlara değil, sık sık beyazlara yakın oldum.
Sadece beyazlara da değil, ara renkleri de sevdim.
Çünkü insanoğlunun her renge ihtiyacı var.
Her rengi arar.
Her rengi sever.

Yani hayatın tüm renkleri yanında değişim de benim meslek ilkelerim arasında yer aldı.
Zaten demokrasinin güzel yanı da gelişime, değişime, özgürlüklere ve bütün bunların giderek çoğalmasına açık olması değil mi?

Ben mesleğe 1960 sonrası başladım.
1958’lerdeki spor muhabirliği hevesimi bir kenara atarsam 50 yılı bilinçli bir gazeteci olarak yaşadım ve bugünlere geldim.
Demokrat Parti ideolojisine gönül verdim.
Devletcilik, katı milliyetcilik ve askeri vesayetin tam karşısında yer aldım.
27 Mayıs 1960 dahil tüm darbercilerin, ihtilalcilerin ve onları destekleyen “postal kafalı” sivillerin karşısında yer aldım.
Menderes’ten başlayan, Demirel’le devam eden bir serüven bu.
Ama bir şeyin altını kalınca çizelim.
Ne Demirel’in “kurşun askeri” oldum…
Ne kapıkulu…
Yaptığım röportajlar, köşe yazılarım ve yorumlarım ortada.
Hala yanlışlarını dile getiriyorum.
Çok şeyler yapmasına rağmen bu ülke büyük bir zaman dilimini Demirel yüzünden ıskaladı.
Bu zaman geri gelmez.
Demirel, kendisinin altından koltuğu çeken askerlere karşı hiç bir zaman cesur olamadı.
Hep şapkasını kaparak kaçtı durdu.
Şimdilerde öğreniyoruz, 28 Şubat tarihi bir hata idi.
Ve Demirel, ne Ergenekon’un doğru olduğunu, ne de ortaya çıkarılan 5’den fazla darbe teşebbüsünün karşısında sesini çıkarabiliyor.
Sadece seyrediyor ve “üç maymunları” oynuyor.
Onun için İsveç’ten, yükseklerden ahkam kesmeye çalışan meslekdaşım Ali Haydar Nergis, benim hayatımda hiç bir zaman “ döneklik” veya “ sağcı-muhafazakar veya dinci” lekesi bulamaz, “Bu tür iktidarlara kayıtsız şartsız destek verdi veya veriyor” diyemez.
Kapıkulu kelimesini ise hiç kullanamaz.
Değişimci, demokrat, özgürlükci sistemleri kayıtsız şartsız destekleyen birine “ liboş” demek istiyorsa burada durmak lazım.
Damgalamak ve yaftalamak hem kolay ve hem de ucuz bir eleştiri yolu.
Eğer liberal, demokrat ve özgürlükcü gazetecililerin yakasına hala “liboş” yaftası, etiketi veya sıfatı eklenmeye çalışılacaksa “Evet ben de Liboşum” dememek için hiçbir neden yok.
İsveç’ten, yükseklerden atmak kolay, kestirmeden iktidara gelme yolları arayanlara hem askere ve hem sivil diktacılara destek vermek daha kolay.
Bence bir kere olsun değişime açık olalım.
İdeolojik saplantılara kapılmadan, çağın ruhunu yakalayarak, faşizme kapıları kapayalım.
Değişimin sadece sakal bıyık kesmekle olacağını düşünmek çağın gerisinde kaldı.
O da bir değişim (!) aslında.
Ama kafanın içindeki değişim daha makbul.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.