Demirel’in ardından…

Demirel’in ardından…

0
PAYLAŞ

Yıl 1964…
Ulus, Rüzgarlı Sokak…Güneş Matbaası ikinci katındaki Adalet Gazetesi sahibi ve başyazarı rahmetli Turhan Dilligil’i ziyaret ettiğinde, Demirel’i ilk defa görmüştüm.
O günlerde Adalet Partisi Genel Başkanlığına soyunmuştu ve kongre öncesi hazırlıklar yapılıyordu.
Başkent Gazetelerinden biri olan Son Haber’de istihbarat şefiydim ve Demirel’in gelecekte neler yapabileceğini hiç aklıma getirmemiştim. Hem gazetecilikte yeniydim, hem de siyaset dünyasında…
Matbaaya girişinden hemen sonra harekete geçtim.
Adalet Gazetesi’ne telefon ederek Demirel ile görüşmek istedim, bağladılar ve kendimi tanıtarak geleceğe yönelik sorular sordum ve ilk demeci o zaman gerçekleştirmiş oldum.
Dokuzuncu Cumhurbaşkanı Demirel’i çalıştığım gazeteler adına hayatı boyunca izledim. Defalarca gezilerine katıldım.
Yurt içi ve dışı gezilerde ne çok uzağında, ne de çok yakınındaydım.
Mesafeli gazeteci-siyasetci ilişkisi vardı ve hiç bozulmadı.
Kaybettiği zamanlarda da aradım, kazandığında da.
En çok siyasetten uzaklaştırıldığı dönemlerde aradım.
1964’de telefonla yaptığım ilk görüşmeden sonra, Demirel’i ne zaman direkt telefonundan aramışsam, hemen sesimi tanırdı ve ben hayretler içinde adeta donar, nutkum tutulurdu:
“Buyur Sezai bey kardeşim, nassın?”
Hürriyet Gazetesi ve Tempo Dergisi’nde yaptığım görüşmeler yer alınca muhakkak ertesi gün telefon eder “Teşekkürler. Güzel olmuş” derdi.
Hiçbir eleştiride bulunmadı haberlerim hakkında.
Keza yorum ve analizlerime ters düşşe de kırılmaz ve herhangi bir serzenişte bulunmazdı.
Sınırsız hoşgörü sahibiydi.
Siyasetten çekildikten sonra da görüşmelerimiz devam etti.
Gerek Gaziosmanpaşa’daki özel çalışma ofisinde ve gerekse Güniz Sokak’daki evinf..
Vefa adamıydı ve vefa gösterenlere çok ama çok değer verirdi.
1965’de ilk defa Başbakan olduğunda yıllarca Buğday Sokak’daki evinin önünde Demirel’i beklemek zorundaydık gazeteciler olarak.
Genellikle Pazar günleri rahmetli Eşi Nazmiye hanım, bizlere börek-kurabiye ve kek gibi ev yapımı atıştırmalıklar gönderirdi evden.. Isparta ve yöresi hamur işleri…
Pazarları Nazmiye hanım Demirel’in şoförlüğünü yapar, Ankara ve çevresini gezerlerdi.
Biz gazeteciler de peşlerinden…
Ankara’nın hangi yönde gelişeceğini, nerelere yollar yapılması gerektiğini anlatırdı bizlere.
Bizler ise siyasi haberler peşinde olduğumuz için, ülke ve geleceğine yönelik görüşlerine ağırlık veren sorular yönetirdik.
En az altı yıl Başbakanlık önünde Demirel’i izledim.
Nöbet tutardık. Sabahtan akşama kadar.
Her çıkışında sorular sorup ülke gündemini yansıtmak için…
Sorulara, ters sorulara, eleştirel sorulara karşı da hoşgörülüydü.
Hafif kızdığı zamanlar olurdu, kızardığında anlardık ki Demirel soruyu pek sevmemiş.
Akşam Gazetesi’nin başbakanlık muhabirlerinden biri günlerce Demirel’e aynı soruyu ısrarla sormuştu:
“Sayın Başbakan sizin için Mason diyorlar, bu doğru mudur?”
Demirel bu soruyu hep savuşturma yoluna giderdi…
Bir başka soruyu bekler ve bir önceki savuştururdu..
Ama anlardık ki Demirel kızıyor.
Çünkü hafif kızarıyor…
Dokuzuncu Cumhurbaşkanı ve eski Başbakanlardan Demirel artık sabrı taşmış olmalı ki,
Aynı soruyu kaçıncı kez sorduğunu hatırlamadığı soru karşısında kafasını ilk defa dikleştirip geriye attıktan sonra:
“Sevgili arkadaşım, sana bu soruyu soranlara benden selam söyle, artık başka bir soru bulma zamanı geldi de geçti bile…”
Tam 51 yıl olmuş Demirel’i tanıyalı.
Onun ölüm haberini bir sabah Montreal’de kahvaltı sırasında öğreneceğim aklımın ucundan dahi geçmezdi.
Güya dönüşte, gazeteci dostum Yavuz Donat’la birlikte Demirel’i evinde ziyaret etmeyi planlamıştım..
Nasip değilmiş.
Allah rahmet eylesin…
Mekanı cennet olsun, ışıkları eksilmesin.

BİR CEVAP BIRAK