Demirkent’i anarken…

Gazetecilik mesleğine yeni başlayanlar ile başlayacak olanların çoğu Nezih Demirkent’i tanımaz.

Haklıdırlar.

Ama eğer gazetecilik mesleğinden ekmek yiyeceklerse, bu meslekte kalıcı olmak istiyorlarsa, O ve O’nun hakkında yazılanları muhakkak okumalıdırlar.

Okumalıdırlar ve gazeteciliğin 1980’lerden sonra ne hale geldiğini, gazetelerin nasıl halkın gözünde nasıl ve ne denli itibar ve güven kaybettiğini öğrenmelidirler…

Nezih Demirkent, kendi döneminin “efsane” isimlerinden biriydi.

O’nu tam 10 yıl önce bugün kaybettik.

On yıl önce bugün aramızdan ayrıldı ve ebediyete göçtü.

20 yıla yakın süre Hürriyet’in tepesinde ve tek sorumlu kişiydi.

1982 sonrası rahmetli Çetin Emeç’in Hürriyet’in Genel Yayın Müdürlüğüne atandığı güne kadar Hürriyet için neler yapılması gerektiğini düşünen bir gazeteciydi.

1982 yılında Uzak Doğu gezisine gitmeden önce uğradığı Ankara’da bizlerle sohbet etmiş “Dönüşte bir toplantı yapalım, ileriye yönelik neler yapacağımızı konuşalım” demişti.

Konuşamadık.

Çünkü patron Erol Simavi, rahmetli Demirkent’i Ankara’ya gelmeden, daha havadayken görevden almıştı.

Görülmemiş bir eylemdi bu.

İnanılır gibi değildi.

Demirkent’in ayrılışı Türk basınında tek kelime ile tartışılmadı.

Nedenleri üzerinde de tek satır yazılmadı.

Demirkent, ayrıldıktan sonra Dünya Gazetesi’nin patronu oldu ve ölene kadar orada yazılar yazdı. Hürriyet’ten ayrılan, emekli olan hangi arkadaşımız varsa ona sahip çıktı.

Hürriyet’in bir milyon satış yaptığı dönemlere imza atmayı başaran nadir gazetecilerden biriydi Nezih bey.

Gazetecilik ve yöneticilik yanında “insanlığı” unutulmayacak biriydi.

Hoşgörülüydü.

Çalışanı korurdu.

Çalışanlara, zam yapılması dönemlerinde çok hasis davrandığı söylenirdi ama Nezih bey döneminde kovulan arkadaşların sayısı bir elin parmaklarını geçmemiştir.

Eğer rahmetli Çetin Emeç dönemiyle mukayese edersek, Hürriyet’te giyotinlerin en fazla mesai yaptığı dönem Emeç dönemidir. Hürriyet’in tepesine iki kere gelmesine rağmen Emeç 10 yıl dahi ayni görevde kalamadı.

Nezih beyin 18 yıl süreklilik gösteren dönemi ise Hürriyet’in bence “altın yılları” sayılır.

Yalan haberin tek satırını göremezdiniz Hürriyet’te.

Tekzip edilen habere rastlayamazdınız.

Gazetecilik dışında ve özellikle devletle içiçe ticari işlere bulaşmamıştı Hürrriyet.

İhalelere girmedi.

İktidarlara boynu hiç eğik hale gelmedi.

Tam tersine yazılan her haberin etki değeri tartışılmayacak düzeydeydi…

Demirkent gazetecilikte kadroya, yakın mesai arkadaşlarına az para (!) ama çok “değer” atfederdi.

Nezih beyi başarıdan başarıya taşıyan alt kadroyu, yazıişlerindeki arkadaşları tek tek saymaya kalkarsam haksızlık yapmış olabilirim.

Salim Bayar’lardan, Hakki Öcal’lara, Yılmaz Tunçkol’lardan rahmetli Hüseyin Güneş’lere, Erol Türegün’lerden, Seçkin Türesay’lara uzanan dev kadro çok şeyler ifade eder bana göre.

Nezih beyin Hürriyet’ten ayrılmak zorunda bırakılmasından sonra başa gelenlerin bu gazeteyi hangi duruma soktuklarını, 1983’lere kadar tek yazarlı bu dev gazetede, şimdilerde dönüşümlü olarak 100’den fazla yazarın bir şeyler “karalama”sına rağmen trajının 400 binlerde seyretmesini anlatmak, bunların nedenleri üzerince durmak bana düşmez.

Düşse bile herhalde en az 500 sayfalık kitap yazılsa dahi anlatılamaz.

Nezih Demirkent’le birlikte çalışma şansını elde ettiğim ve 10 yıl onunla aynı çatıda habercilik yaptığım için hem gururluyum, hem de çok şanslıyım.

Ne mutlu O’nunla çalışanlara.

Ne mutlu Nezih beyle birlikte gazeteciliğin keyfini çıkaranlara.

Ne mutlu ki, hem Hürriyet ve hem de Nezih beyle birlikte çalışıp o dönemde “Ben Hürriyet’te mensubuyum” diyerek göğsünü kabarta kabarta gezebilen tüm çalışanlara…

Rahmetli Demirkent’in gittiği yerde de gazete çıkardığına (!) inansan mı acaba?

Ama eğer çıkarıyorsa…

Hala az para (!) veriyordur kadrosundakilere.

Ama çalışma arkadaşlarının itibarı yükseklerdedir muhakkak.

Bu yeterli değil mi bir gazeteci için.

İnsan olmak ve saygın konumda bulunmak…

Daha ötesi var mı?

______________________

EDİTÖR FARUK ESKİOĞLU’NUN YORUMU:

Sezai Bey 1998-2000 arasında Hürriyet’te çalıştığım dönemde gazeteci-patron geleneğinin son temsilcisi Nezih Demirkent ile Dünya Gazetesi’ndeki bir ödül töreninde ben de tanıştım.

O dönemde Yahya Murat Demirel’in sahibi olduğu Egebank, 1999’un en çok reklam harcaması yapan bankaları arasındaydı. öyle ki, (kendi demecine göre) “250 Dolara Repo” kampanyası ile topladığı 150 milyon doların yüzde 13.3’ü olan 20 milyon doları reklam için harcamıştı. Bu bir anlamda basına sus payıydı. Meslek ilkelerini çigneyen gazete yazıişleri ve ekonomi servisi müdürleri, Egebank’ın soyulduğunu bilmelerine karşın reklam bölümünün istemi doğrultusunda muhabirlerine abartılı reklam haberleri ürettirerek hem bankanın içinin boşaltılmasına katkıda bulundular, hem de meslek ilkelerini bir kez daha çiğnediler. Ne yazık ki bunlardan biri de Nezih Demirkent’in başında bulunduğu Dünya’ydı.

Yahya Murat’ın medya ile çıkar işbirliği o kadar güçlüydü ki , adında Murat yazmayı unutan Dünya gazetesi muhabirini işten kovdurtmuştu. Yahya Murat’ın muhabiri kovdurtma isteğine, Dünya Gazetesi’nin patronu rahmetli Nezih Demirkent boyun eğmişti. “Para kazanılır ama prestij asla satın alınamaz” diyen Demirkent için ne yazık ki reklam geliri “duayen”likten de önce gelmişti.

Üzgünüm ama bendeki anı da böyle…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.