Demokrasi Lüks mü? (VIII)

Türkiye’de sapla-samanın karıştığı dönemler oldu.
Yeni iktidar dini referans almıştı ve medyanın bütün projektörleri onun üstündeydi.
Türk siyasi tarihinde 2002 yılı gerçekten bir miladi tarih miydi?
Bunu zaman gösterecekti.
2002’lerde askerlerin tekrar “cumhuriyeti korumak ve kollamak” amacıyla yola çıktığı yine bir yayın organı tarafından ortaya atılmıştı. Ama derin devlet dergi yayınını ve de yazanları adeta çarmıha gerdi.
2011ye gelindiğinde ise sivil yönetimi alaşağı etmek için kurulan Ergenekon sanıklarının çoğu cezaevlerinde 3. yılını bitirmek üzereydiler.

TC siyasi tarihinde, emekli bir orgeneral, üstelik eski genel kurmay başkanının ilk defa tutuklandığı görüldü. Medya bu tutuklamayı bir “ilk” olarak verdi.
Oysa bu bir ilk değildi.
Geçmişi hatırladığımızda, Demokrat Parti iktidarda sivil iktidara, yani başbakana bağlı olduğunu beyan ederek ihtilalcilerin yanında yer almayan eski Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Erdelhun Paşa, Yassıada’da kurulan “düzmece” bir askeri mahkemede idamla yargılanmıştı.
Bu bir ilkti ve paşanın rütbeleri sökülmüş kendisine “ artık sen er, yani rutbesiz askersin” denmişti.
Bu da bir ilkti.
Medya her zaman olduğu gibi yine yanılmıştı.
Aslında medyanın ne ilk ne son hatasıydı bu.
Benmm yaşadığımın yarım asırlık gazetecilik dönemimde çalıştığım gazete dahil, hiçbir gazete ciddi biçimde ihtilale karşı çıkmadı.
1960 darbesine karşı çıkan Son Havadis ve Adalet Gazetesi amansız mücadele verdi eski darbecilere karşı ama hepsi o kadar.

Özetle Türk basını (yazılısı) hiçbir zaman askere karşı tavır alamadı.
Görsel medya hakeza.

1980 Darbesinde, evinde hapis tutulan ve konuşması yasaklanan devrin başbakanı Süleyman Demirel bir ziyaretim sırasında sözün arasında bana “ Patronuna benden selam söyle. İktidardayken gazetesi için her şeyi yaptım, her imkanı sağladım. Ama o demokrasi için hiç bir şey yapmadı ve yapmıyor da. Şunu unutmasın asker, yani cunta karnında demokrasi cenini gelişmez. Aksine ölü doğar. Komşumuz Yunanistan’daki askeri cunta, iki-üç gazetenin yazısız- boş ve beyaz çıkması yeterli oldu. Cunta üç gün daha ayakta kalamadı, yıkıldı gitti. Oysa bizimkiler hiç bir şey yapmıyorlar” demişti.

Evet bu sözler demokrasinin ne kadar lüks (!) bir sistem olarak algılandığının ilk işaret fişeğiydi ama çok geç söylenen sözlerden ileri bir anlam taşımıyordu.
Tüm medya yarım asır boyunca hep uyudu veya uyutuldu.
İktidara gelenler askerlerin sık sık siyasete müdahil olup demokrasinin önünü keseceğine inanmadılar.
Son ana kadar inanmadılar.

Oysa son on yıl içinde işbaşında olan iktidar bize bu görüşlerin tam da tersini gösteriyor.
Cumhuriyete “evet” ama demokratik cumhuriyete “iki kere evet” diyenler bence haklı çıkacaklar.
Demokrasinin lüks olmadığı, en azından 2012’de ondan daha iyi bir sistemin olmadığı gerçeği herkes tarafından olmasa da çoğunluk tarafından kabul edilecek.
Ben göremeyecek olsam da..
Birileri, yani genç kuşaklar, yani çocuklarımız bunu nasılsa görecekler.
(son)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.