Demokrasi mutlak çoğunluk rejimi değildir!

Demokrasi mutlak çoğunluk rejimi değildir!

0
PAYLAŞ

Bir teranedir, gidiyor; Demokrasi çoğunlu rejimidir, sandık tek göstergedir! Hayır efendim; demokrasi çoğunluk rejimi değil, toplumda sembiyotik yaşam kural ve koşulları oluşturma rejimidir. Çoğunluğun hakimiyeti için devlet erkine gerek yoktur; dün Talimhane’de görüldüğü gibi palalı güçler de, devlete gereksinim kalmadan, çoğunluğun bekçiliğini yapar.

Demokrasi bir aldatma rejimi değildir; demokrasi, demokrasiye inanmayanların tanımladığı gibi tramvay benzeri bir araç değildir; demokrasi kurbağayı yavaş haşlama sistemi değildir. Zira, kurbağanın nasıl haşlanacağını bilenlerle bilmeyenler arasında demokrasi açısından fark yoktur; ikisi de diktatördür. Diktatörler arasındaki tek fark, geçmişten edinilen tarihsel bilgilerin kullanılma biçimi ile ilgili olabilir. Ne hazindir ki, Erbakan’ın “kanlı mı, kansız mı” ifadesi ile açıkladığı zihniyetinin “kansız” uygulama mahareti (!) şeklinde haleflere geçmiş olduğu anlaşılmaktadır. Ne hazindir ki, bu politika bir dizi aydın görüntülü zevat tarafından topluma yedirilmiştir. Ne demeli ki, hani şairin dediği gibi: “Öyle esvab gördüm ki, içinde insan yoktu; öyle insan da gördüm ki, üzerinde esvab yoktu”.

Müslüman Kardeşler gurubunun lideri Mursi’nin iktidardan uzaklaştırılması darbedir, ama % 52 oy oranına güvenerek, salt bir gurubun yandaşlığını yapmak diğerlerini dışlamak da demokrasi ile bağdaşamaz. Ne hazindir ki, gelişmekte olan Ortadoğu ülkeleri Batı’nın direktif ve yönlendirmeleri ile içlerindeki başat bağnaz guruplar arasında sarkaç misali sallanmaktadır. Ve, ne hazindir ki, yüzyıla yaklaşan demokrasi girişimine rağmen, Türkiye de hâlâ tarikat ve şeriat yolunda, Ortadoğu ile sembiyotik yaşam tarzı hayali ile, bölgede hakimiyet kurma sevdasına kapılmış bulunmaktadır. Türkiye, bu hayalle, kimi zaman petrol peşinde koşarak, kimi zaman da verilen görevi emir telakki edip hızlı hareket ederek, sonunda patinaj yapmak zorunda kalmaktadır. Önemli yabancı basın kaynaklarında siyasilerin çeşitli çirkin görüntü ve ifadelerle yansıtılmaları, bu ülkenin bir vatandaşı olarak beni derinden yaralamaktadır. Acaba bu insanları iktidara taşıyan ve destekleyenler, ülkemizin ve halklarımızın böylesine rencide edilmesine neden olunmasının hesabını siyasilerden soracaklar mı? Tüm fütursuz ve topluma karşı saygısız tavırlarıyla, “yetmez ama evet” gurubu da bu sorumluluğa dahildir. Siyasilere sandıkta böyle bir görev verildiğini sanmıyorum. Mursi ile fark şurada ki, Mursi kurbağa haşlama yöntemini henüz öğrenememiş. Kurbağayı haşlamak amacıyla iktidarı kullanma azminde olarak toplumsal mühendisliğe soyunmuş hiçbir iktidarın, sandık göstergesi ne olursa olsun, siyasi ve demokratik meşruiyetinden söz edilemez. Bunun çözüm halkların uyanışıdır! İktidarın hırsı ve hışmı da bundandır!

Seçim ve sandık oya dayalı olarak iktidara gelme aşamasıdır. Seçim ve sandık demokrasinin birinci aşamasıdır ve bu aşamada biter. İktidar makamı parti makamı değildir; orası tüm topluma hizmet makamıdır. O makam aldığı kararlar ve yaptığı icraatla, farklı görüşteki toplulukları, aralarında husumet tohumu oluşturmadan, bir arada ve huzur içinde yaşama ortamında tutmak zorundadır. İktidara gelmiş olan siyasi yapı meşruiyet kanıtı olarak hâlâ sandık ve oy oranını kullanıyorsa, toplumun diğer kesimi üzerinde hakimiyet kurmaya çalışan gurubun temsilcisi olduğu mesajını verir ki, böyle bir siyasi yapı meşruiyetini yitirmiş demektir, böyle bir toplum ayakta kalamaz.
Geçmişte Demokrat Parti’nin “Vatan Cephesi” kurması ne kadar yanlış idi ise, günümüzde de herhangi bir işe girmek için cemaat yandaşı veya parti sempatizanı olma anlayışı da o kadar yanlıştır. Bu tür yaklaşımlar, çalışma yaşamında liyakati sadakatin gerisine çekeceğinden, böyle bir toplumda kin ve karşıtlık tohumları üreyeceği gibi, ekonomik anlamda da verimlilik düşer, bundan tüm toplum zarar görür.

Demokrasi anında uygulanan bir sistem değildir; insan ve ekonomik yapı olarak gelişmişliğin oluşturduğu organik bir yapıdır. Şöyle bir çevremize bakalım, çeşitli toplumsal yapılarda ne kadar demokrasi soluyoruz? Bir siyasetçi ya da kişi, başbakan dahi olsa, soru sorana ya da ikazda bulunana, “sana mı soracağım?” deme kabalığında bulunuyorsa, demokrasi çok uzaklarda demektir. 6 Temmuz günü gayet masum tavırlarla Taksim’e ve Gezi Parkı’na gitmek isteyen guruplara, daha yürüyüş esnasında TOMA’larla saldırmak anlaşılır gibi değildir. Hele de, arka sokaklarda ve polisin gözü önünde satırlı kişilerin gelen geçene saldırarak dehşet saçması ve polisin bu duruma müdahale etmemesi, hukuk devletinin olmadığının en kesin delilidir. Bu ülkenin bir vatandaşı olarak, İstanbul Emniyet Müdürü’nden başlayıp, Başbakan’a kadar -dahil- tüm sorumlulardan bu insanlara ne muamele yapıldığını, bu duruma seyirci kalmış emniyet mensuplarına ne muamele yapıldığının açıklanmasını diliyorum. İyi ki, burası Japonya değil, eğer Japonya olmuş olsa idi, Allah korusun, kaç sorumlu harakiri yapmış, ülkeyi öksüz bırakmış olurlardı! Çok şükür!

BİR CEVAP BIRAK