Demokratikleşme adına kaygılıyız!

Sisyasî tepkiler birikimli olarak ortaya çıkarken, bireysel davranış modellerinde görüldüğü gibi, maalesef, patlama şeklinde tezahür ederler. Patlamalı olaylara karşı siyasilerin ve yöneticilerin tepkisi ise baskılama biçiminde ortaya çıkınca, tüm tarafların olayları algılaması ve yorumlaması gerçeklikten bir hayli uzak olabilmektedir. Son günlerde yaşanan olayların yorumlanmasına baktığımızda, maalesef, böylesi yüzeysel yaklaşımlarla karşılaşıyoruz. Oysa, algılamaları salt son dönemlere hapsetmeden, olayların anlamlı ve derinlemesine analizi, yaşanan tepkilerin nedenlerinin çok derinlerde olduğunu gösterebilir ve çıkış için olumlu yollar sunabilir. Ancak; iktidardaki siyasal kadronun garip bir şekilde (çıkar nedeniyle mi, yoksa vatan ve millet aşkıyla mı, belli değil!) birbirine çimentolanmış davranışı yanında, bazı medya ve sair avene takımının iktidara anlamsız destek vermesi gözleri kör, kulakları sağır kılmaktadır. Hal böyle olunca da, olabildiğince hafif atlatılabilecek sosyal çalkantıların giderek ağırlaşması ve tüm toplum sathına yayılması söz konusu olabilir. Ne büyük bir gaflettir ki, iktidarı elinde tutanlar, kendilerine tutulan aynaya bakmaktan korkup çekinerken, kendileri ile birlikte toplumu da sosyal çalkantılar girdabına atmaya yönelmektedir!

İstanbul’da Dolmabahçe toplantısını protestoya yönelik öğrenci olaylarına karşı emniyet güçlerinin gerçekleştirdiği orantısız şiddet uygulamasının ardından, Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi’ndeki yumurtalı protesto üniversite ile hükümet arasında ipleri gerdi. Bunun üzerine, siyasilerden, üniversite yöneticilerini istifaya davet (bunca olayda sanki kendileri istifayı düşünmüş!) şeklindeki görece kibar taleplerden, talebelere hakarete varan fevkalade kaba ve yakışıksız söylemlere dek uzanan, öz denetim ve eleştiriden uzak tepkilere neden oldu. Öğrencilerin tepkisi; ülkenin dayatmacı koyu bir cendereye alınmasına paralel olarak siyasetin üniversite üzerindeki baskısının ve bu baskının, emir-kumanda zinciri içinde görev benimseyen üniversite yönetiminin alt kademeler ve öğrenciler üzerine yansıtmasının doğal ve kaçınılmaz sonucudur. Üniversite-siyaset ilişkisi bağlamında; siyasetçi açısından yanlış, yakışıksız ve şık olmayan, üniversite yöneticileri açısından ise zül olan, başbakanın rektörleri toplayarak, rektörlere siyasetin denetimindeki birer memur gibi direktif vermesi tarihe geçecek şanssızlıktır! Bu durum, öğretim kadrosunun ve talebelerin üniversite özerkliği anlayışına terstir! Geçen hafta sonunda İstanbul Üniversitesi’ndeki toplantı esnasında talebelerin yurtlara hapsedilmesi, talebelerin farklı anfiye alınmış olması ve şemsiyeli nöbetçilerin konferans masasında nöbet tutması, aynaya bakmaya korktuğundan dolayı eleştiriye tahammülsüz siyasal kadronun yönetim erkinin artık kaybolduğunu ve bu durumu siyasetin sertleşerek baskılamaya çalışacağını göstermektedir. Böyle bir yönetim anlayışı bağlamında siyasetçilerin ve avenelerinin ağızlarından “demokratikleşme” söylemini düşürmemeleri anlaşılır olmaktadır! Olmayan bir şey, söylemlerle kafalara çakılmaya çalışılmaktadır! Son talebe olayları karşısında, Öğretim Elemanları Derneği bir bildiri yayınlayarak son olaylar karşısında hükümetin tavrını protesto etmiştir. Kamuoyuna ulaştırmak amacıyla bildiriyi aşağıda değerli okuyucuların bilgisine sunuyorum.

“Son öğrenci olayları, buzdağının uç noktasını simgelerken, oransız şiddet kullanılarak alt dokunun gözardı edilmesi, yönetimin giderek denetimden çıktığını ve ilerideki dah vahim olayların öncülleri olduğunu göstermektedir. İç ve dış çıkar çevreleri ve yandaş destekli parlamento çoğunluğuna hakim siyasal yapısı, hiçbir kurum ya da çevre ile uzlaşma gereksinimi duymadan, tek irade yönetimine doğru yönelirken, toplumun yumuşak karnı olan üniversitelerin rahatsızlık duyması ve, en doğal hak olan makul protesto davranışına yönelmesi kaçınılmaz olduğu gibi, aynı zamanda toplumsal görevdir de! Birikimli toplumsal tepkinin üniversite camiasında filizlenmesi, siyasi kadronun uzlaşmaz tutumuyla üniversitelerin de siyasetin kuşatması altına alınmasından kaynaklanmaktadır. Rektör atamalarındaki tavırdan, üniversitelerde sivil polis bulundurulması gibi uygulamalar karşısında, üniversite bileşeni olan talebelerin tepkisinin yükselmesi anlaşılabilir bir durumdur.

Demokratikleşme söylemi gölgesinde, itiraz kabul etmeyen, uzlaşmaz ve dayatmacı siyaset anlayışıyla tüm kamu ve diğer toplumsal kurum ve kuruluşların seslerinin kesilmesine çalışılması ve bu duruma, üniversite yöneticilerinin kendilerini atayan siyasilerden örtülü direktif alma toplantısına katılırken ve o toplantıda üniversitenin siyasal erk karşısındaki özerk tavrını hiçe sayarak tepkisiz kalması, söz konusu yöneticiler adına zûldür; bu durumun üniversite aslî bileşeni olan talebeleri harekete geçirmesi ise, demokratik kalkış ve toplumsal tepkinin toplumun yumuşak karnında yansımasıdır. Üniversite-siyaset ilişkisinde olmaması gereken bu gelişmeyi öğretim üyeleri şiddetle kınıyoruz!

Son günlerdeki vahim gelişmeler, her kademedeki yöneticileri, huzursuzluğu yaratan bataklığın analizine yöneltmesi gerekirken, siyasal eylemlere karşı sesini yükseltenler susturulmaya, üniversite çevrelerinden giderek yükselen tepkilere karşı ise baskı ve şiddet politikası uygulamaya yönelinmesi yönetimin aczini göstermektedir. Siyasal erkin, olayların sosyolojik nedenlerine yönelmeden ve bu nedenleri giderme yönünde hiç bir çaba sarf etmeden, salt polisiye önlemleri en şiddetli biçimde devreye sokmaya yönelmesi, tüm diğer siyasal ve toplumsal olaylarda görüldüğü gibi, siyasal erkin olayları irdeleyip çözümlemeden baskılama niyetini ortaya koymaktadır. Böylesi davranışların demokrasi ile bir ilgisi olmadığı gibi, toplumsal olayları şiddetlendirici ve bunun bahanesine sığınılarak toplumu daha da karanlık noktalara sürükleyebilecek gerekçeler olarak kullanılması endişesi bizleri ciddî tedirgenliğe sevk etmektedir!

Öğretim Üyeleri Derneği olarak; toplumu derinden tedirgin eden ve son günlerde uç veren olayların siyasîler ve yöneticiler tarafından suhuletle ele alınmasının, böylece bir iç muhasebe yapılarak, dayatmacı politikalar yerine uzlaşmacı uygulamalara geçilmesinin gerekliliğini, aksi durumda, salt polisiye önlemlerin çözüm olmadığını siyasîlere ve ilgili makamlara âcilen duyururuz!”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.