Denetimsiz güç despottur

Biyolojinin en temel kuralı yaşamını sürdürmektir. Yaşam koşullarının güçleştiği ve ortadan kalktığı durumlarda biyolojik varlığın neler yapabileceğini kestirmek hiç de zor değildir. Aç alan insan köle de olur, hırsız da, hatta katil dahi olabilir. Bu nedenle, insanın en etkili terbiye edilme kanalı açlık ve yoksulluktur. İşte, kapitalizmin insanı boyunduruk altına alması, iş olanağı ve gelir denetleme kanallarını elinde tutması ve denetlemesi ile gerçekleşmektedir. Ne hazindir ki, emek gücü üzerinde yükselerek kafasında böylesi boza pişiren despotu emekçiye “patron” dahi demekten çekinmekte, “veli nimet” ya da “iş veren” diye saygı ile anmakta ve ona karşı köleleşmektedir.

Biyolojinin bu temel kuralıdır ki, ekonominin işleyişini hemen tüm zamanlara ve tüm ilişkilere başat kılmıştır. İlk dönemlerde insan-doğa ilişkisinin dayatmacı niteliği bireysel davranışları belirlerken, aynı zamanda, toplulukların hem iç hem de birbiri ile olan ilişkilerinin oluşumunda başat rol oynamıştır. Bu nedenle, sosyal antropoloji ve sosyoloji incelemeleri ağırlıklı olarak insan-doğa ilişkisi etrafında, yani ekonomi üzerinde yoğunlaşmıştır.

Sermayenin ortaya çıkıp başat olmasına dek, derebeylik ve kilise sistemlerindeki zorbalık dönemleri de yine özünde ekonomiye dayanıyor, ekonomik işleyişten aslan payını alıyordu. Ekonomiden aslan payını almasına rağmen ekonomiyi üretme gücü bulunmayan bu sistemler, sermayenin oluşup, kategorik olarak ortaya çıkması ile yerlerinden ve sahte güçlerinden olmuşlardır. Sermayenin tarih sahnesine çıkması ve birikim süreci ile giderek güçlenmesi sonucunda tarihin seyri hayli değişmiş olduğu gibi, devlet olgusu, yapısı ve işlevi değişmiştir. Zira artık kapitalizmin ortaya çıkışı ile üretimin sahibi ile üreticiler adına sistemin bekçiliği işlevi ayrışmıştır. Bu ayrışma ezenle ezilenler ayrışmasını perdelemiş ve sınıflı toplumları “vatandaşlık” dokusu altına toplamıştır.

Sınıflı toplum algılamasının köreltildiği günümüz devletlerinde sermaye o denli başattır ki, geniş manevra alanı ve olanakları ile hemen her alanı denetimi altına alabilmekte ve çıkarı doğrultusunda yönetebilmektedir. O kadar ki, günümüzde giderek yoğunlaşan tekelleşme olgusuna rağmen, ekonomi bilimi, sanki bu gelişmelerden bihabermiş gibi, “üniversal bilim” adına rekabet olgusu ve mantığı üzerine yoğunlaşmıştır ve bu konudaki ısrarını da sürdürmektedir. Sermaye o denli güçlüdür ki, toplumsal dengesizliği üreten piyasa olgusunu denge sağlayıcı ortam olarak öğreti içine sokmaktadır. Giderek merkezileşen, merkezileşirken de merkez ekonomilerde yaşanan kriz üretimin çevresel ekonomilere kaydırarak “emek ve çevre dampingi” üzerinden hayatiyetini sürdürmeye çalışan sermayenin bu saldırısı, üstelik de ezilen halkların aydın olarak nitelediği aveneler tarafından medeniyet atılımı ve rekabetin dünya refahını yükseltici etkisi olarak gösterilmektedir. Daha da ilginci, sözcük anlamı ile “kapitalizm” ile “kollektivizm” arasındaki farkı insanlara sorup, tercih yapmaları istendiğinde, kapital sahibi olmadığı ve kapital tarafından sömürüldüğü halde, fevkalade bilinçsizce reyini kapitalizm lehine kullanabildikleri görülmektedir. Kısacası, tüm halkları ve devleti de baskı altına alan sermaye, hukuk, eğitim, bilim ve düşünce dünyası gibi üst-yapı kurumlarını da kendi yönünde şekillendirerek, hegemonyasını yayar ve giderek genişletir.

Tarihsel süreç bize, ekonomiye başat olan dokunun insanlar ve toplumlar üzerinde de kaçınılmaz olarak başat olduğu gerçeğini öğretiyorsa, güç odaklarının, yani günümüz toplumlarında sermaye dokusunun belirli merkezlerde toplanmış olması durumunda ne yönetsel ne de tüm diğer alanlarda özgürlük ve demokrasiden söz edilemeyeceğini de öğretmiş olması gerekirdi. Böyle bir öğretinin olmaması da “sermayenin becerisi” dir. Toplumsal örgütlenmelerde yoğun işçiliğin bulunduğu ya da komünizm gibi akımların yükseldiği ve devlet yapılarını ortaya çıkardığı bazı tarihsel koşulların varlığında kapitalist sistemler yumuşatılabilir. Bu durumlarda sosyal demokrasi vb gibi yapay koruyucu uygulamalar geliştirebilir. Bu tür aldatıcı yapılar o denli sahtedir ki, İkinci Paylaşım Savaşı ertesinden yaklaşık 1970’lerin ortalarına dek Batı ekonomilerinde uygulanmış olan söz konusu “Refah devleti Politikaları” ile emekçilerin önemli kazanım sağlamış oldukları savı doğru olsa idi, günümüzde ne emekçiler sefil durumda, ne de sermaye böylesi devasa boyutlara ulaşmış olurdu. Öyle anlaşılıyor ki, emekçiler mutlak iyileşme yaşarken sermaye karşısında göreli gerileme içine girmiş, fakat bunu algılayamamışlar.

Sermaye bir canavar olarak görülemez. Ancak, sermayenin özel mülkiyet altında şekillenen sistemler kaçınılmaz olarak sermayenin baskısı altında demokrasiden yoksundur. Böyle sistemlerde bireylere sunulan seçenekler sermaye tercihine göre belirlenir. Üstelik sermayenin emekçilere seçenek sunarken kullandığı kaynaklar da bizzat emekçiler üzerinden sömürü ile sağladıklarından ibarettir. Ne hazindir ki, emekçiler kendi ürettikleri değerleri patrona teslim ederken, patronların kendilerine nasıl nimetler(!) sunacağını merakla beklemektedir. Yine ne hazindir ki, bugün işsiz kalan emekçiler, dedelerini rahmetle anarken, onların nasırlı elleriyle ürettiklerini patronlara sunmuş olduklarından sanki bihaberdir.

Dikkatimizi siyasilere çevirip, binbir nazla açtıkları sahte demokrasi paketlerinden umut beklerken, siyasilerin hangi gücün temsilcisi olduğunu unutmanın ötesinde, asıl yaratıcının bizzat kendimiz olduğundan da bihaber davranmaktayız. Oysa, davranışımız bunun tersi şekilde olmalıdır; aşama aşama yürüyerek, önce siyaset alanında siyasi tercihlerimizi emeğimize saygılı şekilde yaparak, siyasileri görece kendi temsilcilerimiz olma çizgisine çekmeliyiz, yani kendi temsilcilerimizi siyasete taşımalıyız. Saniyen ürettiklerimize yabancılaşmadan, sahip çıkarak, demokrasiyi emekçilerin yaratacağına inanmalıyız. Emekçi emeğine ve ürettiğine sahip çıkmalıdır; ürettiğine yabancılaşarak, başkalarının el koymasına meydan vermemelidir. Ekonomik haklarda eşitlik ve demokrasi oluşmadan, siyaset ve yönetimde demokrasi olmaz, olduğu düşünülürse de, sahte olur, adına da “burjuva demokrasisi” denir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.