DENİZ ALP “KARAKTERİNİN İŞİNİ SEÇMİŞ”

SEDAT YILDIRIM SARICI – On yaşında girdiği konservatuvarı sınıf atlayarak erken mezuniyetinden çalıştığı ve çalıştırdığı yüzlerce modern dans çalışmasıyla dünyada eşine rastlanamayacak dolulukta bir özgeçmişe sahip. Üstelik yaşı doksanlara varmış, birikimlerin yarattığı bilgelikle tanınan bir üstaddan değil, ardında bıraktıkları kadar da geleceği olan, 1974 doğumlu genç bir sanatçımızdan söz ediyoruz. 

Deniz Alp – Fotoğraf: Tarkan Serengül

Annesini çok küçük yaşlardayken kaybettiğinden üç halasının elinde büyür. Bu sebeble “benim üç annem oldu” der, anne zengini Deniz. Bir gün yağmurdan sırılsıklam bir şekilde çorapsız eve döner. Çoraplarını elindeki tartıyla sokakta para kazanmaya çalışan yağmur altında ıslanmış, çorapsız küçük bir çocuğa vermiştir.

Dans üzerine eğitimini artırmak için Londra’ya gider. Bir yandan okul giderlerini karşılayabilmek için çalışır, diğer yandan eğitimine devam eder.

Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Bale Bölümü’nü sonrası Devlet Opera ve Balesi Modern Dans Topluluğu’nda dans etmeye başlar. Geleneksel halk danslarımızın uyarlamalarından çağdaş danslara neredeyse el atmadığı alan kalmaz. ODTÜ Çağdaş Dans Topluluğu’nu çalıştırır, Dokuz Eylül Üniversitesi Konservatuvarı’nda Bale Bölümü ve Ankara Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Modern Dans Ana Sanat Dalı’nda dersler verir.

Deniz Alp – Fotoğraf: Ahu Savan An

26 yıllık sahne deneyiminde, dünya rekorunu eline geçiren üretkenlikte 110 ayrı eserdeki rolüyle memleketin dört bir yanında sanatseverlerle buluşur.

’İnsan ve Deniz’, ‘Türkü’nün Öyküsü’, ‘YUN/US’, ‘İnanç’, ‘Semah’, ‘Bahar Ayini’, ‘Dostlar Beni Hatırlasın’, ‘Memleketimden İnsan Manzaraları’, ‘IV. Murat’, ’Gündüz & Gece’, ‘Kökler’, ‘Yol’, ’Tembel Memiş’, ’Eşik’, “Düğüm’, ’Anadolu Formları’, ’Mavi’den Mavi’ye’, ‘Muhabbet’, ‘Afife’, ‘Sema’, ‘Sel’, ‘Seyahatname’, ‘Bir Tayyare Serüveni’, ‘Bir Yaz Gecesi Rüyası’, ‘Aşık Mahsuni Anma’, ’Neye Niyet Neye Kısmet’, ’Olmazsa Olmaz’, ‘Kelebekleri Öldürmeyin’, ‘Yaşam Ağacı’, ‘Arda Boyları’, ‘Güldestan’, ‘Nalınlar’, ‘Adam’, ‘Kader Kısmet Oyunu’, ‘Mavi Nokta’, ‘Gazap Üzümleri’, ‘Güzel ile Canavar’, ‘Sirkülasyon’, ‘Nefesini Yitirmek’, ‘Midasın Kulakları’, ‘Rastgele’, ‘Karışık Duygular’, ‘Buz’, ‘Çekim’, ‘Speed’, ‘Kuğu’, ‘Nefis Nefs’, ‘Barbaros’, ‘Şehir Orman’, ‘Anadolu Ekspresi-Göç’, ’Saz Kafeste Mor Kuşlar’, ‘Balon’, ’Fransa’da Aşk ve Şiir’, ‘Post’, ‘Şehir & Orman’, ‘Seyyar Bir Şölen’ ‘Şimdi’den Uzakta’, ‘Shoshana’nın Balkonu’, ‘Rubato’, ‘Seni İstemiyorum’, ‘Üç Kısa Parça’, ‘Kah İçerde, Kah Dışarda’, ‘Ankara’da’, ‘Acelesi Yok Gerçekten’, ‘Hars,’ ‘İçiçe’, ‘Avaz’, ‘Memleketim’, ‘Sır’, ‘Mekan’, ’In-fusion-In’, ‘Paraşütün Renkleri’ ‘Kalkın Gidelim’, ‘Hişşt’, ‘İddalı Danslar’,, ‘Kimlik’, ‘Anı Toplayıcısı’, ‘Hasar’,  ‘5 Kent’, ‘Çeşitlemeler’,  ‘Mutasyon’, ‘Çaba’,  ‘Onlar Kimdi Biliyor musun’, ‘Anafor’, ‘Edim’, ‘Form’, ‘Kontrol’, ‘Saydam’, ‘Hala’, ‘Zemin’, ‘İmaj’, ’Kritik Anlarda’, ‘Badi’, ‘Vacum’, ‘Le BASAR’, ‘Die Fliehende’, ‘Sanatın İfadesi’, ‘Arka Bahçe’, ‘Totsty ve Anna’, ‘Tiyatro Makinası’, ‘Kerte’,  ‘Kış Masalı’,  ‘Terörist’, ‘Troya’, ‘Ayşe Opereti’, ‘Böyledir Bizim Sevdamız’, ‘Küçük Burjuva Düğünü’, ‘Gökkuşağının Sonu’, ‘Temiz Ev’ adlı dans, opera ve tiyatro eserlerinde dansçı, eğitmen, koreografi asistanı veya koreograf olarak görev alır. 

Lloyd Newson, Sahar Azimi, Timur Ratlas, Ben Craft, Paul Douglas, Isabel Mortimer, Amanda Miller, Yair Vardi, Lutz Forster, Kenneth Tharp, Frederic Lescure, Yossi Yungman, Ignacio Azpillaga Camio, Nicole Caccivio, Ted Stoffer, Karen Potter, Gary Galbrait gibi eğitmen ve koreograflarla çalışır. 

Mısır, Çin, Meksika, Almanya, Fransa, Hollanda, İngiltere, Bahreyn, Kazakistan, Gürcistan, Özbekistan, Yunanistan, Polonya, Bahreyn, Makedonya, Fas, Bosna – Hersek ve Arnavutluk’da dans ederek yurdumuzu temsil eder.

İnsanın kendisini anlatması zordur. TRT’nin kendisi için hazırlamış olduğu belgeselde “Dans, benim için bir ifade biçimi”, diyor. “Anlatmak istediğin her şeyi anlatabiliyorsun, ulaşmak istediğin her türlü kitleye ulaşabiliyorsun” diye ekliyor. 

Sözü uzatmaktansa en iyisi, sorularımızın cevabıyla Deniz’i Deniz’den dinleyelim. 

Deniz Alp – Fotoğraf: Ahu Savan An

– Deniz’ciğim, cehaletim ortaya çıkmasın diye kendimi daha az cahil hissettiğim alandan bir soruyla başlamak isterim. Dansçılar geleneksel olsun, modern olsun genellikle ritmik müzikleri seçiyorlar. Sayması, yani takibi kolay oluyor. TRT belgeselinizde de Ravel’in Bolero’su gibi hep ritmik müziklere rastladım. Siz ritmin bu denli önde olmasını dansı bir parça da olsa gölgeleyen bir unsur olarak mı görürsünüz, yoksa iki büyük denizin birleşimi, kaynaşımı olarak mı değerlendirirsiniz?

DENİZ ALP – Ankara Devlet Opera ve Balesi, Modern Dans Topluluğu sanatçısıyım. Dans ettiğim, eğitmenlik yaptığım, koreograflık yaptığım Modern Dans Topluluğu her tarz müzikle eserler sergiler. Yeter ki koreografın yansıtmak istediği fikri destekleyen müzik olsun. Evet, ritmi belli olan müzik rahat sayılabilir. Ben hobi amaçlı dans dersi alanlara verdiğim derslerde mümkün oldukça sayılabilir ritmi olan müzikler kullanmaya özen gösteriyorum. Dersin enerjisini yükselterek katılanların devamlılığını sağlıyor.

Siz o kadar güzel ifade etmişsiniz ki, benim için dans ve müzik ilişkisi aynen böyle “iki büyük denizin kaynaşması, birleşmesi”. Dans ve müzik iç içe. Bazı koreograflar önce dansı yaratıyor, besteci üstüne müzik yapıyor. Tercih meselesi. Müzik hareketleri yaratırken size yön vererek yaratım sürecinde bütünlüğü yakalamanızı sağlayarak yaratım sürecini daha keyifli hale getiriyor. Hazır müzik üzerine dans tasarımı ya da dans tasarımı üzerine yaratılan, bestelenen müzik. İkisini de kullanmayı severim.

– Ülkemizde Geleneksel Halk Dans’ları bir ara unutulur gibi oldu ama Anadolu Ateşi gibi projelerle yeniden bir enerji tazelenmesi yaşadık gibi. Yalnız müzikleri düşünecek olduğumuzda bu yeni düzenlemeler arşivimizde kıvançla saklayabileceğimiz titiz çalışmalar olarak anılamadı. Sizin dans için bestelenmiş veya düzenlenmiş müziklerden, unutamadığınız aklınızda kalan bir kaç örnekten bahsedebilir miyiz?

DERS ÇALIŞIR GİBİ MÜZİK VE HAREKET ÇALIŞMAK 

DENİZ ALP – Evet, bahsettiğiniz topluluklar bir yandan dolaylı da olsa dansa olan ilginin artmasını sağladığı gerçeğini de belirtmek isterim. Türkiye’de ilk kez 1998 yılında sahnelenen, doğrudan içinde bulunup dans ettiğim Beyhan Murphy’nin koreografisini yaptığı, müziklerini değerli müzik adamı Turgay Erdener’in bestelediği “Afife” adlı dans projesinden bahsetmek isterim. Afife Jale, 1919 yılında sahneye çıkan ilk Müslüman kadın oyuncu. Besteci onun hayatını anlatan bu dans projesinde yapılan dans tasarımını, dönem ve duygu olarak müziğiyle o kadar destekliyor ki, dansçı sahnede o dönemde dans ediyor gibi hissediyor.

O kadar çok eserde dans ettim ki, saymakla bitmez. Ama dans ederken atlamamamız gereken inanılmaz besteci Stravinsky’nin “Bahar Ayini’. Grup bölümlerinin çok yer aldığı bu dans eserinde ders çalışır gibi müzik ve hareket çalıştığımızı söylemeden geçemeyeceğim.

Deniz Alp – Fotoğraf: Emre Turan

– Abiciğim, biz seninle zor anlaşacağız. Çalgıcı olduğum için caka satayım diye, “kendi alanımdan işe başlayayım” dediysem de, sen gittin 20. yüzyıl bestecilerinden Stravinsky‘nin “Bahar Ayini” gibi ritmik olarak anlamak için bir kaç konservatuar bitirmek gereken bir eseriyle söze başlıyorsun. Olmaz ki ama. Haksızlık bu. Şimdi bu soruyu silip, işe yeni baştan mı başlayalım? Sonra bu eserin dansları, ilkel folklorik çağrışımların birlikteliği zor yakalanacak figürleriyle dolu. Yani binayı çatıdan başlayarak inşaa etmek gibi bir şey oldu. Allah yardımcım olsun. Afife balesinde ise “Ziya’nın Rüyası” müthiş güzel bir tema. Keşke ben bestelemiş olsaydım.

DENİZ ALP – Benim çok sevdiğim aynı zamanda dans derslerine müziği ile eşlikçilik eden, yarattığım bir kaç koreografiye müzik yapan arkadaşım Emre Kesim. Uzun süredir dansla haşır neşir olduğu için dansın, hareketin nefesini anlıyor ve müthiş müzikler yaratıyor. Doğal sesleri kaydedip onların yapısını bozarak inanılmaz müzikler çıkarıyor. Çağdaş dans eserlerinde her tarz müzik kullanmak mümkün. Adı üstünde çağı yakalayan.

– Ülkemizde hem bale, hem de modern dans eğitimine ilgi artmaya başladı. Bizim gibi yurtdışında yaşayan aileler de çocuklarını elden geldiğince bu alanlara yönlendirmeye çalışıyorlar. Elbette eldeki imkanlar ölçüsünde diyelim. Çünkü bütün bu uğraşların bir çoğu devlet destekli kurslarla değil, özel okullar veya kurslarla yürüyor. Biliyorum, özetlemek çok zor olacak ama çocuklarımızın ileride dansla neler kazanabileceklerine dair neler söylemek istersiniz?

BEDEN HAREKET ETTİKÇE İNSANIN HAYATA BAKIŞI, DÜNYASI DEĞİŞİYOR

DENİZ ALP – Ben dansın insan psikolojisine pozitif yönden çok büyük katkısı olduğunu düşünüyorum. İnsanın kendini özgür hissedebildiği içini, acısını, mutluluğunu, sevgisini, nefretini, olumlu ya da olumsuz yanlarını dışa vurarak rahatlayabileceğini düşünüyorum. Artık dünyada “dans terapisi” adı altında bir çok çalışma da yapılıyor. Çocuklara gelirsek, aslında sadece çocuklar için değil herkes için beden farkındalığı en önemli kazanım. Çocuk yaşta edinilen dans eğitimleri ileride bilinçli dans izleyicileri olmalarını sağlıyor. Kurslarda toplu olarak gerçekleştirilen dans dersleri grup olarak hareket etme duygusunu kazandırıyor.

Beden hareket ettikçe insanın hayata bakışı, dünyası değişiyor.

– Sizin dansa başladığınız ve modern dansı seçtiğiniz çocukluk ve gençlik döneminizi hatırlayacak olursak, ailenizde dans eden, dansa gönül vermiş, kendisini kaptırmış birileri var mıydı? Sizin modern dansa yönelmenizin ana sebebi ne olabilir?

Deniz Alp – Fotoğraf: Münevver Karabacak

HER GÜN ÖĞRENMEYE, ÖĞRETMEYE DEVAM EDİYORUM

DENİZ ALP – Ailemde dans eden kimse yok. Annemi çok küçük yaşta kaybettim. Beni Nimet, Fatoş ve Mürüvvet halam büyüttü. Onların yönlendirmesiyle kardeşimle birlikte kendimizi Ankara Devlet Opera ve Balesi, Çocuk Balesi sınavlarında bulduk.

Daha sonra, “evet, ben bu sanatı yapmalıyım” dedim ve Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı Bale bölümünü kazanarak bale sanatını öğrenmeye, anlamaya ve büyülü dünyasını keşfetmeye başladım. Çocuk yaşta başladığım bu eğitim zor ve uzun bir süreçti. Okulda bale derslerimizin yanı sıra yardımcı meslek dersi olarak modern dans derslerimiz de olurdu. Bu derslerde aynı zamanda kendimizi ifade edebilmemizi sağlayan doğaçlama çalışmaları olur ve kendi küçük dans tasarımlarımızı hazırlama şansı yaratırdı. Yaş ilerleyip üniversite çağına geldiğimde temelini aldığım, “iyi ki almışım” dediğim balenin kalıplarını kırarak modern dans ile kendim olabildiğimi hissettim. O dönemde eğitmenlerimin yönlendirmeleri modern dansı seçmemde etkili oldu. Ve çok şanslıyım, mezun olur olmaz Ankara Devlet Opera ve Balesi bünyesinde kurulan Modern Dans Topluluğunda dans etmeye başladım. Profesyonel dans yaşamım başladı. Hayatı yakalayan, takip eden bir iş yapıyorum. Her gün öğrenmeye, öğretmeye devam ediyorum.

– Bilmem biliyor musunuz, küçük halanız Nimet Alp ile aynı üniversiteden arkadaşız. Hem ekmek parası kazanıp, hem de üniversitede okuma telaşında çok ortak yanımız var. Şimdi hatır için adını anmak için değil de, hakikaten önemli bir belirleme olduğu için yazmak durumundayım. Belgeselde sizi tanımlarken “Karakterinin işini seçmiş, Mesleğine bu kadar uyan bir karakter, hiç bir yerde görmedim” diyor. Gerçekten de, işine bu kadar aşkla sarılan çok az kimse tanıyoruz. Bu aşkın sırrı ne ola?

BEDEN ÇOK GADDAR 

AŞK YOKSA, SEN DE YOKSUN

DENİZ ALP – Ailem herşeyi gerçekten tırnaklarıyla kazıyarak kazanmış, yaptıkları iş ne gerektiriyorsa sonuna kadar en iyisini yapmaya çalışmışlardır. İşte beni de onlar büyüttüğü için ben de öyleyim.

Beden çok gaddar. Biraz boş bırakıp çalışmayınca tekrar başa dönüyorsun. Konservatuvara girdiğimde esnek bir bedene sahip değildim ve çok çalışmam, bedenimi geliştirmem gerekiyordu. Hiç kimse beni zorlamadı. Hatta babaannem “biraz dinlen, çok yoruluyorsun” derdi. Dansı en iyi şekilde icra edebilmek, anca o işe verdiğin değer, saygı, sevgiyle olur. Dans sanatı her gün gelişmekte. Onu yakalamaya çalışırken, “aşk yoksa sen de yoksun” demektir. Olduğun yerde sayarsın.

Aslında işimi aşkla yapmam bir sır değil gereklilik… Sahnede olmak, dans etmek, alkışlanmak muhteşem bir duygu. Eğitmek, eğitirken öğrenmek çok kıymetli çok değerli.

Dansın yaşı çok kısa o yüzden hala dans edebiliyorken, hareket edebiliyorken bildiğim bilgileri gelecek nesillerle paylaşmak istiyorum. Bu arada, “o olmazsa hayatım nasıl olur?” sormayın.

Deniz Alp – Fotoğraf: Alahattin Kanlıoğlu

“ÇALIŞMANIN SINIRI YOK DENİZ’DE”

– Büyük halanız Mürüvvet Alp ise, “Çalışmanın sınırı yok Deniz’de” diyor. Aynen denizciler gibi, bazen 24 saat teyakkuzda olma durumu sanki. Bir dansçının gününü nasıl geçirdiğini anlayabilmemiz için, bize olağan bir çalışma gününüzü kısaca anlatabilir misiniz?

DENİZ ALP – Güne erken başlamayı severim. Genellikle sabahları Ankara Üniversitesi, Modern Dans Bölümü’nde Modern Dans Tekniği dersi veriyorum. Oradan asıl bağlı olduğum kurum olan Ankara Devlet Opera ve Balesi Modern Dans Topluluğu’nda bedeni provaya hazırlamak için dersler veriyorum ya da ders alıyorum. Bu çalışmadan sonra sahnelediğimiz projelerin provaları oluyor. Daha sonra mezun olduğum okula, Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Modern Dans Bölümü’ne teknik ders vermek için gidiyorum. H.Ü Devlet Konservatuvarı’nda repertuar dersi için hazırladığım koreografiler üzerinde çalışarak sahne temsilleri için çalışıyoruz. Bu rutin günlerimden biri.  Yorgun ama mutlu…

– Zaman bulabilirsen nefes almayı unutma! Her insanın oksijene ihtiyacı var.

DENİZ ALP – Ankara Devlet Tiyatroları’nın oyunları için koreografi yaptığım zaman ve bazı özel projeler de olunca gün uzuyor. Bu sadece çalışma süreci. Bir de seyirciyle buluşma, sahneye çıkma var. Onu tarif etmem imkansız. Yılardır dans etmeme rağmen hala her sahneye çıkışımda heyecanlanıyorum. Adımımı atıp dans etmeye başlayınca benden mutlusu yok. Hele alkışları duyunca yorgunluk kalmıyor, hatta en mutlu sen oluyorsun.

– Son yıllarda icad edilen akıllı telefonlar, artan sosyal medya merakı, tabletler, televizyon filan derken gençlerimiz kıpırdamamaktan ötürü hep bel ve sırt ağrıları şikayetleriyle doktor kapılarını çalıyorlar. Sizce dansın hayatımızda daha fazla yer edinebilmesi için ne gibi projeler yaygınlaştırılmalı?

SANATÇI ADAYLARININ ÖNÜ KESİLMİŞ OLDU 

DENİZ ALP – Dans etmese bile beden çok değerli. Gençlerle çalışırken bu durumun bedenlerinde duruş bozukluğuna, deformasyonlara sebep olduğunu gözlemlemekteyim. Belki halkın daha fazla zaman geçirebileceği parklar ve bu parklarda hareket edebilecekleri mekanlar yaratılmalı. Dans sanatını tanıtmak ve sevdirmek için tanıtma amaçlı televizyon ve radyo programları planlanabilir. Dans kursları farkındalık yaratarak keyifli vakit geçirmek için hayatımızda önemli yer edinmeli.

Anne babalar çocuklarını sahnelenen dans projelerine götürebilir. İlkokullarda müfredata çocukların hareket edebilecekleri derslerin eklenmesi muhteşem olur. Çocuklar mutlaka genç yaşta eğitilmelidirler.

Yatılı dans okulları çok önemli! Bilindiği gibi bale eğitimine erken yaşta başlamak gerek. Benim okuduğum dönemde okulumuzun içinde kız ve erkek öğrenci yurdu vardı. Konservatuvarı olmayan şehirlerden çocuk yaşta bu eğitimi almak için gelen bir çok sanatçı adayı oluyordu. Okulun yurdu kapanınca diğer şehirlerden bale eğitimi almak isteyen sanatçı adaylarının önü kesilmiş oldu.

– Halk dansları bir parça da olsa, bölgesel kültür vakıf ve dernekleriyle de olsa sahipleniliyor ama modern dans üzerine ciddi bir sahiplenme söz konusu değil. Sizce modern dansın sadece büyük metropollerde değil de, farklı illere yayılması için ne gibi çalışmalar yapılmalı?

Deniz Alp – Fotoğraf: Alahattin Kanlıoğlu

ASLINDA SADECE BEDENİN VE SEVGİN YETER 

DENİZ ALP – Modern Dans Topluluğu olarak bir dönem üniversitelerde temsiller, atölyeler yaptık ve bu çalışmaların geri dönüşü müthiş oldu. Her mekanda rahatlıkla icra edilebilecek dans projeleri hazırlayarak, en küçük köye bile götürebilsek ne güzel olur. Gitmek, anlatmak gerek. Konuşmak, bilgilendirmek dans sanatının varlığını anlatmak gerek. Hareket etmenin rutin yaşamın içinde var olduğunu, dansın hareketten, günlük yaşamdan, doğal insan davranışlarından yola çıktığını göstermek gerek. Hareketin, dansın en önemli iletişim aracı olduğunu anlamalarını sağlamak gerek.

Dans, lüks bir sanat gibi geliyor. Aslında sadece bedenin ve sevgin yeter. Dans o kadar gelişti, büyüdü ki, mutlaka bir dalı size hitap edecektir. “İşte ben bunu yapmalıyım” dedirtecektir.

Azerbaycan, Türkmenistan, Kazakistan, Kırgızistan gibi Sovyetler Birliği’nin dağılması ardından kurulan devletlerin bağımsızlık günleri kutlamalarında büyük stadyumlarda düzenlenen gösterilerde yüzlerce dansçıyla geleneksel halk danslarının çağdaş koreografilerle sergilenmelerini inanılmaz bir uyum ve estetikle izledik. Size de bu tür önemli günler de dansın tanınması, yaygınlaşması ve sanatsal anlamda daha yüksek seviyelerde sunulabilmesi için teklifler geliyor mu?

KÜLTÜRÜMÜZÜN UÇSUZ BUCAKSIZLIĞINI GÖZLER ÖNÜNE SEREBİLMELİYİZ

DENİZ ALP – Önemli ve değerli günlerde sanatın her dalının içinde bulunduğu bu tür ulusal projeler, özel bir ekip tarafından özenle çalışılarak yaratılmalıdır. Benim de içinde bulunduğum ve keyifle çalıştığım böyle bir çok proje oldu. Sadece dans etmek değil, artık teknoloji ilerledikçe sahne tasarımı, kostüm tasarımı, ışık tasarımı daha önem kazanıyor. Bu açıdan baktığımızda böyle projeler, finansal destek gerektiriyor. Özellikle uluslararası platformlarda kültürümüzü tanıtmak adına yapılan projeler çok ilgi görüyor. Kültürümüzün uçsuz bucaksızlığını gözler önüne serebilmeliyiz.

– Londra’da 1600 yıllardan bu yana hizmet veren Sadler’s Well adlı tiyatro salonunda çok başarılı modern dans çalışmaları sergileniyor. Dikkatimi çeken bir İskandinav çalışmasında, alışıla gelen ince uzun bedenli dansçı yerine oldukça kilolu bir kız da ekibin içindeydi. Üstelik akrobatik hüner gerektiren figürlerde de bu kilolu kız filinta ve fidanlar kadar aktif rol almıştı. Konuyu benim gibi şişmanlara getirmek istiyorum da, kendi kendimi gücendirmemek için lafı uzatıyorum. Ne dersin, benim gibi şişmanlar dans edecek olduğunda başkalarının gülmemesi için ne yapmalı?

Deniz Alp – Fotoğraf: Ahu Savan An

DANS ÖZGÜRLÜKTÜR 

DENİZ ALP – Dans özgürlüktür. Yeter ki sen dans etmek iste. “Ben kiloluyum dans edemem” demek sadece bir bahane. Evet edebilirsin. Hep çevremizden çekiniriz, başkalarının düşünceleri seni ele geçirir. Boş ver sen çevrendekileri. Sen istiyorsan kilolu da olsan, içindekini dışarı çıkar, özgür bırak ve dans et. Zıpla, yuvarlan, koş. Kimse umurunda olmasın, kendin için yap.

Bu arada söylemem gerek kilo, genel sağlık durumu için iyi bir şey değil. Hemen diyete başlayın.

– Deniz dansa aşık olunca, dans da Deniz’e vurulmuş. Bunca öğretmen, öğrenci ve sanat takipçisi Deniz’le kucaklaşmış durumdalar. İster Çin Seddi olsun, ister Rumeli Hisarı tarihe meydan okuyacak surların sırrı, sabırla taş üstüne taş eklemekmiş.

Kendisine minnet borçlu olduğumuz çocuk, gördünüz mü ne dedi?

“AŞK YOKSA, SEN DE YOKSUN”

Gayrı, Şark’tan Garp’tan şikayeti kesip, Deniz’lerin bereketine katılmalıyız. Deniz olmasa kuraklık olurdu.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.