Deprem Yasası ve İstanbul!

İSTANBUL YIKILIYOR!

Bir süredir İstanbul’un her yerinde sadece yıkımlar konuşuluyor; Özellikle en son çıkarılan Deprem Yasası ile artık hiç birimizin ne evi ne yaşam alanı güvencede değil.

Eğer AKP’nin açıkladığı gibi İstanbul’un %50’si yıkılacaksa, bu her iki evden birinin yıkılması anlamına gelmektedir; yani her iki kişiden biri bu süreçte evini kaybedecek, yaşam alanını terk etmek zorunda kalacak…

EVİNİZE SADECE ENKAZ BEDELİ ÖDEYECEKLER!

Bu arada herkes Sulukule KURA FİYASKOSU’nu hatırlasın ve yıkılacak evlerine karşılık aynı değerde ev verileceği hayaline hiç kapılmasın!!!

Sulukule’de 900 aileden 50 aile bölgede kalabildi; vaat edilen evlerin ne metrekareleri ne yerleri garanti edilmişti, sözleşmede belediyenin ne alacağı tüm detayıyla yazıyordu ama size ne verecekleri tamamen belirsizdi;

Yani ne alacağınız tamamen onların insafına kalıyordu (Dikkat Tuzak)!!!

Halk bunu çok geç anladı; üstelik de insanlara evleri karşılığı ödenen enkaz bedeli sadece peşinatı karşılamaya yetiyordu; gerisini mülk sahipleri kendileri ödemek zordaydılar…

Ödeyemezlerse ya da anlaşmazlarsa evleri derhal kamulaştırılıyordu ve her halükarda mülk sahipleri belediyenin dayattığı koşulları kabul etmek zorunda kalıyordu…

DEPREM YASASI HERESİN KAPISINDA!!!

Yukarda söylediğimiz her şey Deprem Yasasının uygulanacağı yerler için de geçerli; kimse benim evim sağlam bana dokunamazlar diye düşünmesin, bu konuda sağlam raporunuz olsa bile geçersiz; tek geçerli olan onların verecekleri heyet raporu.

Riskli bölgelere de yıkılacak binalara da onlar karar veriyorlar!!!

Eğer oturduğunuz alan iyi bir otel veya alışveriş merkezi olabilecek konumdaysa (Aman Dikkat!!!) her an bir proje de sizin başınıza gelebilir, oturduğunuz bölge her an deprem risk alanı kapsamına alınabilir…

Bu arada kararları kendileri veriyorlar ama yıkımı size yaptırıyorlar; yani kendi evinizi kendiniz yıkmak zorunda kalıyorsunuz; binanıza karşılık verilen değer ise sadece enkaz bedeli…

Sağ olsun başbakanımız hemen VAN depreminin ardından bunu kendisi açıkladı; “İstanbul’daki binaların yarısından fazlası Deprem riski nedeniyle enkaz bedeli karşılığında derhal yıkılacak” diyerek…

RİSKLİ EVLER ONLARIN GÖZÜNDE SADECE ENKAZ!!!

Benim evim değerli nasılsa karşılığını verirler diyorsanız yanılıyorsunuz; örneğin evinizin piyasa değeri 500 bin TL ya da 700 bin TL, bunun bir önemi yok; lüks semtte, lüks bir eve sahip de olsanız durum değişmiyor, gelen heyet depreme karşı riskli olarak belirlerse binanızı, evinizin değeri bir anda ENKAZ DEĞERİNE düşüyor; karşılığında bir ev verirlerse enkaz değerini peşinata sayıyorlar, gerisini lüks bina değerinden siz ödüyorsunuz…

EV VERİP ENKAZ SAHİBİ OLUYORSUNUZ YANİ!!!

ANLAŞMAMA ŞANSINIZ YOK; MECBURSUNUZ!!!

Son birkaç yılda Torba yasalarla, Kanun Hükmünde Kararnamelerle öylesine bağladılar ki elimizi kolumuzu; nerede oturacağımıza, nasıl bir yerde ve nasıl bir evde yaşayacağımıza neredeyse metrekaresine kadar karar verebilir hale geldiler…

Bir çoğumuzun ruhu bile duymadı bu yasalar çıkarılırken; çünkü ilgilenmedik, duyarlılık göstermedik başkaları evlerini yitirirken… Şimdi ise aynı yasalar hepimizi bağlıyor, kurtuluşumuz yok uymaya mecburuz!!!

Anlaşmazsak, işte o zaman devletin sopası iniyor kafamıza, yasa var diyorlar; yasa bize kamulaştırma, evinize el koyma hakkını veriyor!!!…

Dün başkaları haksızlığa uğrarken susanlar SİZ SUSTUĞUNUZ İÇİN ŞİMDİ SIRA HEPİMİZDE!!!…

TARİHİ VE KÜLTÜREL KATLİAM!!!

Gelelim Tarihi ve Kültürel katliama; Tarlabaşı yıkılıyor; Taksim tamamen değişiyor; Gezi Parkı kaldırılıyor, AKM ve EMEK Sineması Alış Veriş Merkezlerinin içine tıkılıyor;Taksim , Beyoğlu, Tarlabaşı, içinde gerçek turistik öğelerin kalmadığı, sadece “Alış-Veriş” için gelen insanlara hitap eden otel ve AVM yoğunluklu bir turizm merkezi haline getiriliyor…

EMEK AVM’lerin içine tıkılıyor; AKM yine AVM’lerin içine tıkılmak isteniyor; AVM’ler kültür ve sanat merkezi oluyor…

Haydarpaşa Gari ve çevresi yıkılıp yeniden düzenleniyor; orada yaşayan halk tahliye edilerek bölgeden sürülüyor; orası da turizm ve otel alanı haline getiriliyor; kamuya ait bütün alanlar özelleştirilerek halkın kullanımına kapatılıyor.

Tarihi okullar, hastaneler otele dönüştürülmek üzere özel sektöre satılıyor… Bu konuda 50’den fazla okul halihazırda satışa çıkarılmış durumda…

VATANDAŞIMIZ İNTİHAR EDİYOR BAŞKAN NE DERSE BEĞENİRSİNİZ: ‘O ARIZA SEN MİSİN?’

Sulukule Yıkıldı, Tarlabaşı yıkılmak üzere; gözleri Fener-Balat-Ayvansaray’a dikilmiş durumda…

Yüzlerce yıllık ayakta kalmış, Osmanlı Türk evleri olarak geçen tarihi ahşap evleriyle TOKLUDEDE’yi yıkmak için her an fırsat bekliyorlar; Şu sıralar basının gözü orada olduğu için betonarme olan bir iki binayı yıktıkları halde henüz tarihi tescilli binalara dokunmuyorlar; gerçek niyetlerini bilmesek bu evleri koruyacağız açıklamalarına inanmak isterdik, ama değil, orası da otel ve turizm merkezi olacak…

Neden mi böyle düşünüyoruz? Evini kendisi yaptırmak ve bölgede kalmak için direndi diye İsmet amcaya kan kusturmalarını başka türlü açıklayamıyoruz!!!,

İsmet amcanın orada kalması bütün planlarını bozuyor çünkü!!!

Mahallenin elektriğini, suyunu kestiler; İsmet amca canından bezdi intihar etti; kıl payı ölümden döndü, yine olmadı: Fatih Belediye Başkanı Sayın Mustafa Demir bir özür diler, ‘geçmiş olsun der diye beklenirken o İsmet amcanın, gözünün içine baka baka ‘ O ARIZA SENSİN DEMEK’ diyebildi?!… Hanımına da tembihledi ‘Bu adam iyi değil Bakırköy’e götürün’

MAHALLELER YIKILIYOR!

İstanbul da mahalle diye bir şey kalmayacak artık; İstanbul’un her semti birbirine benzeyecek; gökdelenler, görkemli post-modern binalar, oteller, Alışveriş Merkezleri İstanbul deyince insanların hafızasında çakma bir NEW YORK canlanacak…

Topkapı ve Süleymaniye’nin büyülü mağrurluğu, İstanbul Boğazına soluk aldıran mavisi ve yeşili, Kız Kulesinin, Galata Kulesinin nadide güzelliği, İstanbul’u İstanbul yapan bütün güzellikler ve değerler gökdelenlerin arasında kaybolacak; İstanbul ruhunu veriyor yakında cenazesi kaldırılacak…

ÜZÜLMEYİN AMA! İSTANBUL’UN BETONDAN BİR MEZARLIĞI OLACAK…

YÖNTEMLER FAŞİZAN!

David Harve KENT HAKKI ‘Kendi kentini inşa etme hakkıdır, Kentini üreterek kendini yeniden üretme hakkıdır’ diye tanımlıyor; Yaşadığımız yerler kendimiz olabilmek, kendimizi ifade edebilmek için bu kadar önemli, bu kadar yaşamsal…

Çünkü ulaşabildiğimiz olanaklar ölçüsünde, yaşadığımız yerin bize sunduğu kültür, sanat ve sosyo-kültürel ortam ölçüsünde ancak kendimizi geliştirebiliriz, gerçekleştirebiliriz…

İşte bu hakkı aldılar elimizden, tepeden inme projelerle, gece yarıları çıkarılmış Kanun Hükmünde Kararnameler ve Torba yasalarla, her gün yaşamımıza müdahale edebilecekleri yeni bir yasa çıkardılar…

Bize rağmen her şeyimize, evimize, okulumuza, suyumuza, toprağımıza, yeşilimize, denizimize, bütün yaşam alanlarımıza dokunabilecekleri; bizi oradan oraya bir eşyaymış gibi alıp koyabilecekleri, forma giyen okul çocukları gibi aynı formda inşa edilmiş TOKİ konutlarına tıkıp yaşamlarımızı istedikleri gibi formatlayabilecekleri yetkilere sahip oldular…

Bırakın nasıl bir kentte, nerede ve nasıl bir evde yaşayacağımıza, sosyal çevremizin ve statümüzün ne olacağına kadar her şeyimize karar verir hale geldiler…

En temel insan haklarımız ve mahremiyetlerimize bile el uzattılar; yaşamımızla ilgili, geleceğimizle ilgili söz hakkımızı elimizden aldılar!…

YASAKLAR ÜLKESİ, kanunla yönetilen ama meşru olmayan bir Türkiye yarattılar…

BİRİMİZİN DİĞERİNİN ACISINA; UĞRADIĞI HAKSIZLIKLARA KARŞI DUYARSIZLIĞI YANINDA MEDYANIN DA BÜYÜK SUÇU VAR OLANLARDA!

Medya kimdir? Medya patronlarını saysak bunlar kaç kişidirler; medyanın gerçek gücünü yaratanlar kimlerdir?

Basındaki bütün haberleri üreten, yazan, çizen, hazırlayan basın emekçileri değil midir aslında?

Öyleyse bir avuç medya patronu bu kadar nitelikli beyin gücünü birden nasıl bu kadar kolay kendi çıkarları doğrultusunda kontrol edebilmektedir?

O bir avuç medya patronu nasıl binlerce basın emekçisine istemediği bir sürü haberi yaptırabilmekte, gerçekleri dile getirmeye sıra gelince onları pervasızca sansürleyebilmektedir.

O bir avuç medya patronu nasıl bir güce sahiptir ki halkın asıl adalet aradığı, konularda; görülmesini, duyulmasını istediği konularda GÖRMEDİM, DUYMADIM, SÖYLEYEMEM tavrını bu kadar sabırla sürdürmeye zorlayabilmektedir basın emekçilerini…

Ve bu kadar kolay susturulabilmektedir kalemlerini!

BU NASIL OLABİLİR…

Oysa bütün basın emekçileri bir araya gelip, medya patronları ne derse desin “biz gerçekleri yazmak, gerçekleri dile getirmek, halkımızın gerçek sorunlarına değinmek istiyoruz, sizin sanal, kurgulanmış masallarınızla artık halkı uyutmak istemiyoruz” diye bir karar alsa ve uygulasa, hangi medya patronu hangi güç böyle bir irade karşısında durabilir!!!…

Mevcut durumdan rahatsız olan bütün basın emekçileri bir anda işi bıraksalar mesela…

Hangi birine yaptırım uygulayabilir medya patronları…

Onlar güçlü değiller aslında; Onları biz zaaflarımızla güçlü kılıyoruz… Küçük hesaplarımızla; küçük dünyalarımızda içine gömüldüğümüz küçük sorunlarımızdan başımızı kaldırıp çevremize bakmayarak…

Korkularımızdan canavarlar yaratıp kapımızın dışındaki gerçekleri görme ve savunma cesaretini göstermeyerek…

Kullandıkları güç aslında bizim gücümüz, bizim düşüncelerimiz, bizim yazdıklarımız, bizim çizdiklerimiz…

Bize rağmen bize karşı kullandıkları güç aslında biziz…

Oysa mağdurların, ezilenlerin, haksızlığa, adaletsizliğe uğrayanların yanında olmak değil midir basının görevi;

Bir basın emekçisinin işi de, görevi de, sorumluluğu da, onuru da gerçekleri yazmak değil midir!!!

Hep birlikte en temel insan hakkımız olan düşünce ve basın özgürlüğümüze; gerçekleri yazma ve yayma özgürlüğümüze sahip çıkmanın şimdi tam zamanıdır!…

ÜLKEMİZDE BASIN EMEKÇİLERİNİN GÜCÜNÜ SERMAYENİN, MEDYA PATRONLARININ HİZMETİNDE DEĞİL GERÇEKLER İÇİN; HAKSIZLIKLAR İÇİN, ADALET İÇİN KULLANACAĞI GÜNLERİN GÖREBİLECEĞİMİZ KADAR YAKIN OLMASI DİLEĞİYLE…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.