Dergicilerle işimiz var

Şu yazıdan bir şey anlıyor musunuz: “Albert Camus çok sevilen, yere göğe koyulamayan, felsefi bilgi yanlışlarıyla dolu Başkaldıran İnsan’ının bir en büyüğü ve en atılganı olan yontu sanatı insanın kaygan görünümünü üç boyutta sabitlemek ve davranışların düzensizliğini büyük üslubun bütünlüğüne götürmek konusunda çok isteklidir.” Eh felsefe dediğin de böyle olur demeyin sakın. Bu cümlede ne anlatıldığını anlamıyorsunuz ve haklısınız, çünkü dergici kardeşim belki de Albert Camus’ye olan hayranlığından ya da ona acıdığı için yazıdan birkaç sözcüğü yaradana sığınıp atıvermiş. Bir yanlışlık olamaz mı? İlk akla gelen budur. Olamaz. Şimdi bu baskı işleri eskisi gibi değil. Koca koca makinalarda kurşun dizme günleri çok gerilerde kaldı. Gönderdiğiniz yazıyı birileri dizip birileri düzeltiyordu, bu böyle gitmiyor artık. Yazıyı dizili gönderiyorsunuz, dergici kardeşimizin işi onu şuradan alıp şuraya koyuvermek. O durumda nasıl oluyor da birkaç sözcük yazıdan çıkarılıyor anlayamıyoruz. Aslında anlıyoruz neden anlamayalım. Böylece dergici kardeşimiz Albert Camus denen o büyük adamı Afşar denen sefilin elinden kurtarmış oluyor. Bugünkü acımasız dünya düzeninin yılmaz savunucusu Albert Camus’yü benim gibi bir zibidiye yedirmek var mı?
Dergici kardeşlerimiz bize yazına dokunmayacağız diye yemin kasem ederler. Onlar bin kere söz verseler de siz onların sözlerini çeşitli nedenlerle tutmayacaklarını bilirsiniz. Çok azı yazınıza saygılıdır. Neden böyledir bu? Bir kere okulda iyice öğrendikleri ve bir türlü gözden çıkaramadıkları kör olası yazım kuralları vardır kafalarında. Yazınızı yazım kılavuzuna uydurdular mı işin kurtulduğunu düşünürler. Dilin mantığı diye bir sorun yoktur kafalarında. Adlarla sıfatları birbirinden ayıramadıkları için tümünü aynı kalıba uydurmak isterler. Öte yandan anlayışlarına uymayan ya da kafalarına yatmayan bir yazıyı yayımlamamak yürekliliğini gösteremediklerinden onu eğip büküvereceklerdir. Yukarıda sözünü ettiğim yazının aslı şöyleydi: “Albert Camus o çok sevilen, yere göğe koyulamayan, felsefi bilgi yanlışlarıyla dolu Başkaldıran insan’ının bir yerinde şöyle bir söz ediyor: ‘Tüm sanatların en büyüğü ve en atılganı olan yontu sanatı insanın kaygan görünümünü üç boyutta sabitlemek ve davranışların düzensizliğini büyük üslubun büyüklüğüne götürmek konusunda çok isteklidir.’” Bu cümlenin de anlaşılır bir şey olmadığı kesin. Ama sorun benden gelmiyor, doğrudan Albert Camus’den geliyor. Her şeyi anlasanız da yontu sanatı sanatların en büyüğü ve en atılganıdır sözünü dünya yıkılsa anlayamazsınız. Büyük üslubun bütünlüğüne götürmek gibi sözler de anlaşılır cinsten değildir.

Kendi edebiyatımıza bile büyük ölçüde kayıtsız kalabilen bizim kültür adamlarımızın büyük ya da adı büyüğe çıkmış bir yabancı edebiyat adamını dokunulmaz saymaları ne gibi bir saygının ya da kaygının anlatımı olabilir? Azçok mürekkep yalamışlarımızın kafalarında şu garip saplantı vardır: Batılılar hiç yanlış yaparlar mı, yanlışı bizler yaparız, elin adamı ne söylüyorsa doğrudur. Elin adamının da çok zaman ideolojik nedenlerle ya da bilgi eksikliğinden ötürü ipe sapa gelmez şeyler söyleyebildiğini görüyoruz. Nitekim Albert Camus’nün sözkonusu kitabı baştan sona ideolojik kaygılarla yazılmıştır, o bir yana felsefe açısından bilgi yanlışlarıyla doludur. Estetik açıdan aldığınızda durum iyiden iyiye vahimdir, o kitaptaki estetik belirlemeleri dünyanın hiçbir estetikçisi onaylamayacaktır. Yalnız bizde değil Batı’da da ya da başka yerlerde de birileri bilgi yetersizliğini ideolojik kaygılarla hamur edip insanlara zararlı besinler sunabiliyorlar ve insanlar bunları pek güzel yiyip rahat rahat sindirebiliyorlar. Çünkü çoğumuz bize sunulanın doğru olup olmadığını belirlememizi sağlayacak bilgi birikimine ulaşmış değiliz. Kimileri de kendilerine sunulan metinlerdeki doğruluk payını araştırma gereği duymazlar. Bazı insanlar için doğrulardan çok inançlar önemlidir ve inançlar adına doğrulardan uzaklaşmak o kadar da kötü bir şey değildir. Kendimizi saplantılardan kurtaramıyoruz.

Albert Camus’yü savunmak sana mı kaldı dergici kardeşim. Sen fransız edebiyatıyla da ilgilenmezsin ki. Camus üzerine iki çift söz söyle desek beceremezsin. Camus senin neyine. Kimin adına kimi kolladığını sanıyorsun. Bırak insanlar yazılarını istedikleri gibi yazsınlar. Eline geçen yazının noktasına karışırsın virgülüne karışırsın ama saçmalığına söyleyecek sözün yoktur. Yazılan doğru değilse zaman doğruları ortaya çıkarırken onu da ayıklar. Altmış beş yıldır yazı yazan bir adamın yazısına kalem atmak güzel bir şey mi? Senin yaşın kadar benim yazarlığım var, senin yaşından da çok. Ayrıca dergi senindir, amcacığım senin bu yazını şu şu nedenlerle dergimize koyamıyoruz desen ne diyebilirim, bunu diyebilsen keşke, bunu diyebilmek de güzeldir. Diyebilsen keşke.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

2 + 11 =