Derin devlet: Kimin devleti!

Derin devlet: Kimin devleti!

0
PAYLAŞ

Zaman zaman tartışılan “Derin Devlet” konusunda iktidarlar sorumlu tutulduğu halde, varolan siyasal örgütün bizzat eylemin içinde olduğu genellikle düşünülmez. Böylesi gevşek ilişkiden yararlanan AKP’nin, son günlerde bu kavramı ortaya atarak dikkatleri başka yöne çekmeye çalıştığını düşünüyorum. İlginç olan nokta şu ki, dikkatlerden uzak tutulmaya çalışılan alan bizzat varolan siyasal iktidarın icraatlarıdır ve bu icraatların toplum çıkarı açısından savunulması ise, bir hayli güçtür. Bu nedenle, derin devlet kavram ve olgusunun başka bir açıdan  yeniden tanımlanmasını anlamlı ve yararlı görmekteyim.   

Öyle anlaşılıyor ki, iktidarın emrinde çok sayıda reklam ve propaganda uzmanı çalışmakta ve başbakana her konuda inanılmaz bir “hedef saptırma” aklı ve politikası yüklenmektedir. Bu yönlendirme altında her gün bir başka konuyu gündeme çıkaran başbakan, bu yolla asıl konuları kamuoyundan saklamayı oldukça başarabilmektedir. İçinde bulunduğumuz seçim yılında AKP’nin bazı icraatlarını bu yolla perdeleyebileceği düşünülüyor olmalı ki, bugünlerde başbakan derin devlet konusunu dilinden düşürmemektedir.

Ben burada, genelde kabul görmüş anlamı ile derin devlet konusunu tartışmayacağım. Tartışacağım birinci konu, iktidarın ne tür bir derin devlet işlevi gördüğü; ikinci konu ise, iktidarın böylece tanımlanabilecek “gerçek çıkar tabanı”ndan psikolojik ürküntü duyarak,  halka karşı giriştiği giriştiği baskılama çabasıdır.

IMF politikalarına gösterilen kutsal sadakat, faiz-dışı fazla oluşturma gayretleri ile tüm ekonominin şiddetle baskılanması, ülkeyi bölmeye götürebilecek yönetim çerçeve yasa girişimi ve yerel yönetimler yasa girişimi, Cumhurbaşkanı’nın çok haklı olarak dört maddesini veto ettiği (tümünü veto etmesi daha yerinde olurdu!) Petrol Yasa’sı ve daha birçok ulus yararı aleyhine gerçekleştirilen girişimler insana, bu siyasal erkin kime ve neye hizmet ettiği konusunda kafalarda kuşku uyandırmaktadır!

Eğer bu sav geçerli ise, o zaman bu halkın oyları ile (temsil niteliğini bir tarafa bıraksak bile!) işbaşına gelmiş olan siyasal erkin gerçekte kimin çıkarı doğrultusunda faaliyette bulunduğu tartışmalı hale gelir. Üst düzey siyasîlerin diğer ülke siyasîlerle yapmış olduğu tanıksız ve kayda geçirilmemiş görüşmeler ve (belki de) varılan gizli mutabakatlar ve/veya yapılmış gizli anlaşmalar, siyasal erkin gizli temsil niteliği hakkındaki kuşkuları iyice güçlendirmektedir. Sömürge valileri, nasıl tüm ekonomik ve siyasal kararları ana devletle istişare ederek alır ise, Türkiye’nin de bütçe ve makro politikalarında hemen tüm kamu dairelerinin, hatta meclisin devre dışında tutulmuş olması hiç de hayra alâmet olarak görülemez.

AKP’nin korkusu, seçim yılında tüm bunların hesabının sorulacak ve görülecek olmasıdır. İşte, iktidarın korkusu,  psikolojik baskılama ve hedef saptırma programları bundan dolayı uygulanmaktadır. Hedef saptırma işlevi gerçekleştirilirken, seçilen ve üzerinde derin derin işlenen konu, huzursuz kişinin biliçaltının çok net yansımasıdır. Nasıl ahlak konusunu devamlı işleyen bir kişinin kendi ahlakı ile ilgili konularda kuşkusu var diye düşünülürse, derin devlet konusunu, ilgisiz kavram ve açıklamalarla dilinden düşürmeyenlerin de, açıktır ki, kendisinin ve örgütünün derin devlet işlevinden rahatsızlık duyduğu ve bunu baskılamaya çalıştığı sonucuna gitmek yanlış olmaz.

Halkın çıkarları aleyhine, büyük devletlerin ve uluslararası güçlü sermaye çevrelerinin çıkarlarını gözetmenin ve kollamanın gereği var mı, diye düşünülebilir. Evet, şimdiye dek uygulanmış politikaların ulaştığı bu noktada, iktidarda kalabilmek açısından uluslararası sermayenin emrine girmek, varolan siyasal kadro için iki açıdan gereklidir. Birincisi, enflâsyonun kontrol edildiği görüntüsünün sağlanabilmesi amacıyla dövizin baskılanması yanında, fren tutmayan carî açık sorununun, hiç değilse, seçim sonuna dek gizlenebilmesi için yabancı kaynak girişinin sürmesi, bunun için de faizin yüksek düzeyde tutulması yanında, ekonomiye döviz girişinin aksamaması gerekmektedir. İkincisi de, tüm bu hizmetlerin yerine getirilmesi sonucunda başta IMF ve Dünya Bankası yetkililerinden olmak üzere, ABD ve AB ülke liderlerinden övgü almak da seçim yılında fevkalâde önemlidir. Ortalığın pembe gösterilebilmesi için, halkın gözüne pembe gözlük takmak gerekmektedir.
Canhıraş rekabet dünyasında ülke çıkarları birbiri ile çatışmalı ise ve böyle bir ortamda bir ülkenin lideri yabancılar tarafından övülüyorsa, bu liderin kime hizmet ettiğinin çok derin bir şekilde düşünülmesi ve siyasal kararların ona göre oluşturulması o ülke halkının yararınadır! .

_____________

İ.Ü. Prof. Dr.

BİR CEVAP BIRAK