Derin düşünceler

Derin düşünceler

0
PAYLAŞ

Kimse, asla dipsiz derinliklere dalıp gerçeği çıkaramaz su yüzüne…


Ama devletin derinlik ölçeği uçurum boyutlarına ulaştığı zaman, neyin, ne zaman, nasıl derinleştiğini derinlemesine sondajlamak gerekir… Bunun için derin derin düşünmeye gerek yok… Derin bir adam olmaya da gerek yok…


İktidarın başı bile, sanki muhalefet lideriymiş gibi, kangren olmuş bu derin yaralardan şikayet edebiliyorsa ve kendisini seçen halka açıkça ilan edebiliyorsa, bu aczi, derinliğin oluşum biçimini, çapını, dallarını, budaklarını, işlevlerini ve rollerini göz önüne serebiliyorsa, gerisini siz hesabedin… Aczin ilanı deyip geçemezsiniz…


Bu çatlağın derinliğini ölçüp biçmek için sismik araştırma gemilerine falan gerek yok… Tetiklenecek fay hatlarına hükmedebilen ve kıtaları kendi akılllarınca yerli yerine oturtup, yeni dünya düzenleri kurmaya soyunmuş olan, ama dünyanın gidişatından bi haber olan kör kuyular, bu derinliğin o kadar dibinde gizli ki, Türkiye’den kazmaya başlarsanız dünyanın öbür tarafından çıkarsınız bunları bulmak için… Ya da öbür dünyadan !


Tıpkı sahneye konan bir oyun gibi herşey… Veya dizi film de diyebiliriz… Senarist var, yapımcı var, sponsorlar var, yönetmen var, sahneye koyan var, oynayan var… Hatta izlenimleri alıp, verdiği etkiyi değerlendiren ve yapımcıya rapor eden derin halkla ilişkiler uzmanları bile var, yeni senaryolar geliştirmek için feedback olsun diye…


Bu bir sistem… Ahtapot kollarıyla, sadece bizi değil, dünyanın dört bir bucağını sarmış organize bir sistem… Bir bilgisayar strateji oyunu gibi, tuşa nerede ve ne zaman basılacağı konusunda uzman olan egemenler, bunun için kullandıkları enerji ile, yatırım ile, emek ile, savrulan para ile, ısınıp kavrulma arefesindeki, ama paylaşılamayan bu garip dünyayı serinleterek, kurumaktan kurtarabilirlerdi… Ama bunun için derin bir vizyona gerek vardı elbette…


Zaten en komik paradoks, evrensel olarak sığ zihniyetlerin, global derinliklere hükmetmesi…


Oysa onlar dünyayı serinletmek yerine, eylemlerini derinletmeyi ve sıcak savaşlarla, gezegendeki ısınma dozajını farklı anlamda da arttırmayı yeğlediler… Dünyanın bu hale gelmesinde iki rol birden oynayan, yani hem savaşların baş aktörü, hem de çevre kirliliğinin ve küresel ısınmanın baş faktörü olan petrolü bulmak için derin sondajlar gerekirken, bunlar sığ yollardan elde ettiler… Hazırlop olarak… Gaspettiler…


Sanki ele geçirdikleri petrol kuyuları, 30 yıl sonra, dünyanın sonunun başlangıcı sürecinde işe yarayacakmış gibi…  Zaten Irak’taki petrol kaynaklarının ömrü o kadar… Bu kadar salak olmadıklarına göre petrol bile geçici bir bahane olmalı, asıl hayati unsur haline gelecek olan su kaynaklarına yakın yerlere demir atmak için…


Peki nerede bu su kaynakları? Diplerinde… Ya taze petrol kaynakları nerede? O da karasularımız derinliklerinde, Kıbrıs dolaylarında… O zaman içinde şimdiden kronik derin yaralar açılması gereken ülke neresi?


Hem Kurtuluş savaşı öncesindeki gibi dört taraftan sarılıp sarmalanmamızın, hem de bu kadar bariz şekilde içerden derinlemesine çökertilmeye çalışılmamızın sebebi bu kadar sığ işte? Peki biz, üstümüze oynanan ve daha da yoğunlaşacak olan oyunları kavrayacak ve savuracak derinlikte miyiz acaba, yönetim birikimi olarak?


İnsanlar, savaşıp pay kapmaya çalıştıkları dünyanın hasta olduğunu göremediler, daha da ağır ve ölümcül hale getirdiler… Bitirdikleri Dünya’da tutunabilecekleri son yaşam unsurlarını elde edebilmek için, yine ölümüne savaşacaklar… Sahne neresi olacak sizce?


Zayıf olanlar ölecek, güçlü olanların farkı ise galip olarak ölecek olmaları… Dünyayla birlikte… Az sonra…


Peki bu gezegenden kaçmak için en büyük gereksinim olan Bor madenleri neremizde?


Soğuk savaş zamanı jeopolitik önemimiz vardı… Şimdi jeolojik önemimiz var…


Fazla derin düşünmeye gerek var mı?


 

BİR CEVAP BIRAK

9 + thirteen =