Dersanelerde çalışanlar

Ama yine de kapatılacak. Geçiş süresi tanınıyor. Yasal düzenleme tartışmaları. Olayın taraflarının görüşlerinin alınıp alınmaması. Aktarılan görüşlerin değerlendirilmemesi. Bu gerçeklik üzerine tartışmaların bitmesi, ya da sorunun çözümü, Hükümet’in yaklaşımı ile sona erecek gibi değil.

Sorun, dersane sahipleri ve velilerden öte, eğitim sisteminin geldiği nokta da öğrencilerin durumu. Bir de, kurumlarda çalışan ve sayıları onbinlerle ifade edilen, öğretmen ve diğer yardımcı işlerde çalışan, 4857 sayılı İş Yasası kapsamında ki işçiler.

Bu konu, çeyrek asrı aşan bir dönem de, eğitim sisteminin tıkanması ile sınav sistemi ve öğrencilerin yönlendirilemeyip, eğitim olanaklarının geliştirilememesinin getirdiği bir sonuç. Dünden bu güne yaratılan bir olgu değil, eğitim sisteminde ki tıkanmayı aşmaya yönelik, çözüm getiren bir sistem. Sistemin yarattığı bir olgu, gerçeklik.

Bir ticari işletme. Sermaye yatırılmış. Yatırım yapılmış. İstihdam yaratılmış. Rekabet ortamında varlıklarını sürdürebilmek için de, kendilerini yenileyerek hizmet satıyorlar. Bölgesel ya da dönemesel değil. Yurdun her bir köşesin de, yasal kuruluşlar olarak, başta Milli Eğitim Bakanlığı’nın izni ve kotrolleri çerçevesin de, yasalarla düzenlenen faaliyetlerini sürdürüyorlar.

Eğitim kurumları, YÖK dahil, bu konu sorun olarak görülüyorsa, bir strateji geliştirip, önerilerle bir geçiş yapma konusun da, politika üretiliyor mu? Eğitim sistemine yeni bir yaklaşımı, bilimsel olarak saptadılar mı? Bu dershane yetkilileri ile sosyal diyalog geliştirilip, önerileri ve geçiş için özendirici, kayıplarını en aza indirgeyecek bir plan yapıldı mı ? Asıl sorun burada.

“Dershaneleri kapatacağız.” En yetkililerce dile getirilen bir slogan ve yaklaşım. Niye, neden ve nasıl? Buna yönelik fikir üretme, strateji geliştirerek bir program çerçevesin de plan yapma yok. “Dershaneleri kapatacağız.”

Basına yansıyan tartışmalar da, yalanlanmayan, ama açık olarak da belirtilmeyip, dolanarak söylenen, görüşmeler de ise, açık olarak asıl neden dile getiriliyor. Dershanelerin, Hükümet-Cemaat tartışmasının kurbanı olarak değerlendirilmesinin, yaygın olduğunu da belirtmekden kaçınmamak gerekiyor. Bu değerlendirme ve yorum konusu, ilgi alanımız ile deneyim ve bilgilermizin dışında kaldığından, bunu ayrık tutuyorum.

Çeyrek asırı geçmiş ve sistem içinde oturmuş, bir dersaneler gerçeği var ve bu dersanelerde çalışan insanlar, bu işe yatırım yapanlar, istihdam yaratanlar var. Bizim konumuz bu. Bir çırpıda dersaneleri kapatıyorum yaklaşımı, bu insanların işsiz kalması, işsizlik sorununun daha da büyümesine yol açacaktır. Bir kişi işsiz kalıyorsa, bundan sadece o kişi değil, en az 5 kişi daha olumsuz etkilenmektedir. Bu durum geleceğimiz açısından, aile kurumunun ve çocuklarının geleceği açısından, bir çok yeni sorunlara yol açacaktır.

Konunun bir de eğitim alanı ve eğitimciler olduğu düşünüldüğün de, bu olumsuz faturanın, ülkemiz açısından ağırlığı ortaya çıkmaktadır. Bu konularla ilgili hiç bir açıklamanın yetkililerce yapılmaması ise, ayrı bir sorun ve yaşamın ne denli dışında kaldıklarının bir göstergesidir.

Hükümetin öncelikle, dershane ortamını yaratan eğitim sistemini, kendi içinde değiştirecek bir strateji çizerek, plan hazırlaması gerekir. Bu iş öyle akşamdan sabaha, yasa çıkrmakla olmaz. Öncelikle bunu belirtelim.

Bu eğitim sisteminin değişikliğine yönelinmesi ve bu sitemin işlerlik kazanmaya doğru yönelmesiyle, sınav sisteminin de, buna yönelik olarak yeniden düzenlenmesi gerekecektir. Bu sınav sistemi ile birlikte öğrencilerin, yeteneklerine, eğitimlerine ve ülke gereksinimlerine uygun alanlarda çalışabilmelerine yönelik, yönlendirme programları gündeme getirilmelidir.

Siz devlet olarak, hükümet olarak bunları yaparsanız, bu süreç içinde dershaneler de kendilerini, gelişen yeni duruma uygun organize olma ya da başka alanlara kaymaya yöneleceklerdir.

Bu bir geçiş sürecidir. Üç yılda olur, beş yılda olur, on yıl da olabilir. Çeyrek asrı geçmiş, kurumsal yapıları, kapattım demek, gerçeklerden uzak bir yaklaşımdır. Sonuçlarının ne olacağını bilmeden, tepki ve yeni sorunlar karşısında, erteleme ve yama düzenlemelerle konu, daha büyük sorun hale gelebilir.

Bu konu da, 2000 li yıllara gelirken benzer bir söylem yürüten politikacı çıkmazlarından, örnek vermek istiyorum. Günü birlik, sloganvari yaklaşımlarla, yerleşik kurumlar yerinden kolay kolay kaldırılamaz.

Bir Bakan vardı. İş ve İşçi Bulma kurumunu kapatıyoruz diye, meydanlar da ve ekranlar da boy gösterdi, konuyu dillendirdi. Kendisine bağlı bir kurumu, sorun varsa düzeltme yerine, kötüleme yolunu seçti ve bu süöylemler sonucu, o kurum hizmet yürütemez hale getirildi.

Sonra ne oldu, kanun hükmünde kararname ile güya kurumu kapattı. Bir gece de sabaha karşı, kurumun levhaları değişti, yazışmalarda ki basılı kağıt ve mühürleri değişti. Kurum aynı, binalar aynı, araç gereçler bilgisayarlar aynı, insanlar aynı, yapılan iş aynı. Değişen ne, İş ve İşçi Bulma Kurumu, sadece İş-Kur oldu.

Popülizmle, gündem de yer almak, geçekçi olmayan yaklaşım ve söylemler, var olan hizmet birimlerine zarar verir. Bunun faturasını da, millet öder.

Dershanelerin, bu sistem içinde kapatılması ile ilgili sonucun faturasını ise, öncelikle geleceğimiz, öğrenciler öder.

Biz burada çalışanların ve istihdam yaratanlar açısından, bu bakış açısından da konunun değerlendirilmesi gerektiği üzerinde dikkat çekmek istedik.

Devlet olarak, Hükümet olarak, öncelikle kendi görevlerini yaparsa, dershaneler ona göre uyumlarını yada değişikliklerini ya da başka alanlara yönelmeyi, kendileri özgürce belirlerler. Çeyrek asrı aşan birikim ve deneyim, bir çırpıda yok edilemez, sistem dışına itilemez. Nedeni ne olursa olsun.

Önce oturup biraz düşünelim. Gerekirse “çuvaldız”ı dershanelere batıralım, ama kendimize de, öncelikle bir “iğne” batırmayı düşünelim. Sonra iş, ‘çuvaldız’ a gelsin. Dershaneler, Hükümet’in eğitimin politikalarının eksikliğinden, bu eksikliği kapatmaya yönelik olarak, sistem içinde var olmuş, gelişmiş ve eksikliği gidermeye yönelik katkı vermişlerdir.

Çeyrek asırdır, sistem içinde var olan bu kurumları bir çırpıda yok sayma anlayışı, yeni bir çok sorunları beraberinde getirir. Onlara ne yapacaklarını söylemeden önce, Hükümet olarak görevlerimizi yapalım.

Hoşgörülerine iletiyoruz. “Kapatıyorum” demekle olmaz. 21 Yüzyıl da demokrasi var diyoruz. Özgürlükler var diyoruz. Girişimcilik, özel sektör diyoruz. Sonra da, ‘KAPATIYORUZ’

İsmet Paşa’nın çok güzel bir tabiri vardır. Yineleyelim, ama kimse alınmasın, gücenmesin, “Hadi Canım Sende.”

Ankara. 4 Mart 2014. Salı. ismail.bayer1@yahoo.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

17 + four =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.