Derviş çeyizlerinden bugüne bir yol, bir yolcu

Derviş çeyizlerinden bugüne bir yol, bir yolcu

0
PAYLAŞ

Selçuk Gürışık  bir sanatçı, ancak onu diğer sanatçılardan farklı kılan  şey onun aynı zamanda bir yolcu  olması.  Onun  yolculuğu bir kiraz zamanı Afyon keçeciler çarşısında  başlamış.

Tozlu camların arkasında çıplak ampulün cılız sarı ışığında aydınlanan lüle lüle yünler arasında iki büklüm çalışan insanlar ve inanılmaz bir ritm ile dövülen keçe ruloları  karşısında duyduğu hayret, şaşkınlık ve hayranlık onun bu ürüne tutkuyla bağlanmasına sebep olmuş.  Dükkanların önünde  asılı çoban kepenekleri ve seccadelerdeki keçe motifler, renkler, tasarımcının aklını karıştırmış, adeta bu işe elini bulaştırmaya zorlamış. Caddenin sonunda ki, en yaşlı ustanın oğulları ile  işlettiği dükkana girmiş, kendisini tanıştırmış,  tüm nicelik ve sosyo-kültürel farklılıklarını bir kenara iterek, çıraklığa soyunmuş.. Bu  yaşlı ustanın saygısını kazanmak amacı ile canla başla  çalışıp, öğrenmeye başlamış. Keçe yünün zaafı, keçe yapmak ise tasarımcının zaafı olmuş bir anda.

Bu ürünün geliştirilmesi, hak ettiği saygınlığa tekrardan kavuşturulması, taşıdığı tüm değerlerin korunması, onun dünyaya tanıtılması,  Selçuk Gürışık’a  büyük bir sorumluluk  yüklemiş.  O da bu sorumluluğun bilincin de olarak, 1985  yılında başladığı  yolculuğunu hala  sürdürüyor.

Selçuk Gürışık geçtiğimiz  günlerde  Londra’da aynı zamanda doktorasını sürdürdüğü  St. Martin  College of Arts & Design bünyesindeki  Letharby  galerisinde bir sergi  açtı ,  “Felt it  Again”  adlı sergi  ismi gibi  insanı  gülümseten aynı zamanda da  düşünmeye zorlayan  bir sergi.  Sergi birbirine bağlı iki salonda  yer alıyor, birinci salonda  Türkiye  topraklarındaki kültür mozağini oluşturan tüm unsurlar  olağanüstü keçeler ve  üç boyutlu  keçe  heykeller olarak karşınıza çıkıyor.  İkinci salonda ise ona yolculuğunda eşlik eden,  destek veren  keçecilerin  çalışmalarının yanısıra Selçuk Gürışık’ın  keçe ile olan  kavgasının değişik  yansımaları  yeralıyor.

YÜZYILLARIN İÇİNDEN SÜZÜLEN SANAT…

M.Ö beşinci yüzyıldan beri keçenin buluntuları, koyunun olduğu her coğrafyada ki kazılardan çıkmıştır. Özellikle orta-asya göçerleri  temel ihtiyaç ürünü olarak keçeyi kullanmışlardır.

Göçer toplumlarda yaşamın her alanında var olan bu ürünün inanç dünyalarına kadar girmiş olduğu görülür. Şamanlık inancına göre geniş ailelercesine oluşmuş toplumların çadırları (topak ev/ yurt) giysileri tapındıkları fetiş nesneleri, totemleri hep keçedendir. Yakılan ölülerin külleri ”arkadaş” adı verilen insan boyundaki keçe kukla ile –  iyi ruh olarak, ölüyle elele onun son yolculuğunu kolaylaştırması umuduyla – beraber gömülürdü.

10. Yüzyıl da zorunlu göçlerle Anadoluya ve Orta Avrupa’ya gelen Türki kültürler yanlarında  beraberlerinde getirdikleri  kültürleri için  keçe, yeni bir coğrafyaya taşındığında Anadoluda ki Bizans keçesi ile tanışmıştır. Keçe bir bakıma varoluş kavgasını verirken, bir yandan da yenilenme sürecine girmiştir .

Bir alt kültür ürünü olarak kabul edilen keçenin Türk toplumdaki yerinin kanıtlarını en iyi Dede Korkut masallarından anlayabiliriz..Otağlardan oluşan yerleşim birimlerine dıştan bakıldığında ak keçe, kara keçe, süslü keçe ile yapılmış topak evler, ailelerin zenginliklerinin simgesi, sınıf ayrımının göstergesi olmuştur.
Çeyizlerde keçenin yeri ve önemi fazladır.

12 Yüzyıl içinde osmanlılar kuruluş dönemi yenilenmeleri içerisinde çok önemli bir oluşum olan fettuva/esnaf dayanışması hareketi ve sonrası ahilik tarikatı altında toplanan kardeşlik dayanışması adına loncaların kuruluşu da keçeciler tarafından başlatılmış bir harekettir.  Evliya Çelebi İstanbul Fatih keçeciler  çarşısı hakkında  bilgi verir seyyahatnamesinde.

18 Yüzyılda  Londra Cyristal Palace’da yeralan ve Abdülaziz’ in özel vagonuyla ziyaret ettiği  ilk teknoloji fuarında,  keçe ürünler Kraliçe Victoria tarafından altın  kalite madalyası ile ödüllendirilmiştir.

Anadolu da kurulan Türkiye Cumhuriyeti milletleşme hareketi kapsamında yerleşik düzene zorlanan göçerlerin yanısıra  ekonomik sorunlar  nedeniyle kırsal bölgeleri terk eden kitlelerin yarattığı karşıt yaşam şekli, (şehirdeki kırsal yaşantı) yanlış kültür politikalarının, ve onların saptırılmış uygulamaları  bu geleneksel el-sanat ürününün yok olmasına, kaybolup gitmesine uygun zeminler  hazırlamıştır.

Bugün ne yazık ki Anadolu’da yalnızca 20 keçe ustası kalmış bulunuyor. En yaşlısı Mardin, Derikli’den Cemil Kazancı. Seksen yaşındaki Kazancı, atölyesini devredecek yeni bir keçeci bulamıyor. Elindeki malların tümünü satışa çıkarmış. Pek çok çırak yetiştiren ustanın bir eseri British Museum’da sergileniyor. Bu eser Cemil Kazancı ustanın atölyesinden Mardinli genç ve çocukların sevinç çığlıkları ve türküler eşliğinde Londra’ya gönderilmiş.

MALZEME DENİLEN SİLAH…

Selçuk Gürışık için malzeme bir silah,  aynı   zamanda da bir intihar objesi, bu anlamda da  çok tehlikeli  ve çok iyi kullanılması gereken  bir silah bu.  Bu  da sanatçının elindeki  malzemeyle sürekli bir kavganın  içinde  varolmasına  yolaçıyor. 

Aynı zamanda bir tasarımcı olan Selcuk Gürışık, geleneksel  keçeyi  bir tasarım objesinden bir sanat objesine  dönüştürüyor. Bunu  yaparken de  elindeki silahı, malzemeyi sürekli zorluyor.  Onun elinde geleneksel  keçe süet, tül, jean gibi çağdaş malzemelerle  hamur oluyor,  giyilebilir mücevherlere doğru  adım adım yaklaşılıyor.  Sırada pahada ağır  kaşmir gibi elyaflar la keçenin buluşması var.

Bir yandan spontane  çalışmalarla ortaya çıkan desenler heykelsi kostümleri süslüyor. Bir yandan da Osmanlı’nın eski bir kağıt  kesme metodu olan “katı” aynen Osmanlı’nın dinsel metinlerine eşlik eder gibi cennet tasvirli panolarda keçe ile bütünleşiyor,  yepyeni bir uygulanma alanı buluyor.  Kısacası ölmeye yüz tutan geleneksel el sanatlarından keçeyi British Museum’a taşıyan ve British Museum’ a “Contemporary Anatolian Felts” (Çağdaş Anadolu Keçeleri) adlı bir daimi sergi kazandıran sanatçının yolculuğu tüm hızıyla devam ediyor.  Sizler de yollarınızın kesiştiği  her noktada   Selçuk Gürışık’ın yolculuğuna  tanıklık edin,  gözünüzü, gönlünüzü  zenginleştirin… Keçenin kaybettiği kültürel ve ekonomik değeri yeniden kazanabilmesi için  bu tanıklıklara gereksinimi var…

BİR CEVAP BIRAK