Descartes’in Hollanda Günleri-1

Descartes’in Hollanda Günleri-1

0
PAYLAŞ

Kilisenin izlediği adam olmanın acısını belki de çok az kişi onun kadar koyu koyu yaşamıştır. Bu acı Descartes’ın dünyasında büyük bir yer tutar. Buna acıdan çok korku demek daha doğru olmaz mı? Ya da korkunun getirdiği acı. İzlenmenin iğrenç sıkıntısı bitmek bilmez. En iyisi kavgayla gürültüyle yaşayan kanlı Fransa’dan çekip gitmek! O da öyle yaptı. Hollanda’ya 1629 ilkyazında yerleşti. Nisanda Franker üniversitesine yazıldı. Bundan sonra ne yapıp ettiğini ayrıntılarıyla bilmiyoruz. Bilinen, kendini düşünceye adamış olduğudur. Bu arada onun Hollanda’da sık sık yer değiştirdiği biliniyor: 1629-1633 arasında Franker’de, Amsterdam’da, Leyden’de, Deventer’de görülür. Bu yer değiştirme elbet izini belli etmeme kaygısıyla ilgilidir, birilerinin engeline uğramadan rahat rahat çalışabilmek içindir. Baillet şöyle der: “Dostlarına yazdığı zamanlar mektuplarında nerede bulunduğunu belli etmezdi, Amsterdam yazardı, Leyden yazardı, böylece nerede bulunduğunun bilinmemesini sağlardı.”

Descartes kent merkezlerinden hoşlanmaz, genellikle kenar mahallelerde, kırsal alanlardaki ıssız bölgelerde, köylerde kalırdı. Yalnız Amsterdam’da Kalverstraat’da kaldığı biliniyor: o sıra fizyoloji araştırmaları yapıyordu, organ kesme işini gerçekleştirebilmesi için kasaplara yakın olması gerekiyordu. Ölü insan bedeni kesmek büyük suçtu. Kent dışında olduğu zaman da kentten iyiden iyiye uzakta olmak istemiyordu: kentten uzak olmak bilim adamlarından kopmak olurdu. Reneri, Hortensius, Plempius, Schooten, Galius onun görüştüğü bilim adamlarıydılar. Descartes’a göre her türlü rahatlığın olduğu, her türlü merakın kolayca giderilebildiği bir dinginlikler ülkesidir Hollanda. Başka hangi ülkede insan böylesine eksiksiz bir özgürlüğü yaşayabilir, başka hangi ülkede insan uyurken buradakinden daha az kaygılı olabilir! Bu ülkede silahlı koruyucu güçler her an hazır beklemektedir. Bu ülke güvenlidir. Bu ülkede kötülükler her ülkedekinden azdır. Descartes “Bilmiyorum İtalya’yı nasıl oluyor da bu kadar çok sevebiliyorsunuz?” diye yazar dostu Guez de Balzac’a. Sık sık veba salgını olur İtalya’da. Hava da dayanılmaz ölçüde sıcaktır. Akşamın serinliği sağlığa aykırıdır. Gecenin karanlığı hırsızlıkları ve cinayetleri örter. “Sonunda sizi belki size de itici gelmeyecek bir dizi düşlemle bekliyorum. İster gelin ister gelmeyin, ben sizi heyecanla bekliyorum.”

Evet, bu bitmek tükenmek bilmez bir çabadır. O sanki İsveç’de son bulacak kısacık ömrüne bütün bir dünyayı sığdırmak istiyordu. Descartes’ın 1629’da bir Metafizik incelemesi yazdığı biliniyor. Bu yarım kalmış yapıt yitip gitmiştir. Ancak bu çok erken doğmuş yapıtta henüz Descartes metafiziğinin ana çizgileri, özellikle cogito belirmiş değildir diye düşünülür. Zaten bu birinci dönemde Descartes henüz bir filozof değildir, bir bilim adamıdır. Ancak bilime filozofça bakar, bilgiyi bir bütün olarak görür, bilgilerin değil bilgi’nin peşindedir. Bu arada deyim yerindeyse tüm bilim alanlarında dolaşır, özellikle matematikle ilgilenir. 1631’de analitik geometrinin ilkelerini bulur çıkarır, amacı eskilerin geometrisini cebir yoluyla ortaya koymaktır. Bu arada ışığın kırılmasıyla ilgilenir ve Diyoptrik adlı çalışmasını bitirir, Meteorlar’a başlar. Bir bilim adamı gözüyle tüm doğa olaylarını gözlemlemek ister. Canlıları inceler, 1631-1632 kışında özellikle organ kesme çalışmaları yapar.

Dünya ve İnsan incelemeleri bu koşullarda doğar. Büyük bir bölümü elimizde olan bu iki yapıt dışında Descartes’ın 1629-1633 arasında yapılmış hiçbir çalışması elimize ulaşmamıştır. 1629’da Mersenne’e ve Ferrier’ye mektuplar yazar, Mersenne’in sorularını yanıtlar. Bilgisini ve görgüsünü artırmak için, daha üst düzeyde bilgilere ulaşmak ve belki de önemli buluşlar ortaya koyabilmek için bilim adamlarının öngörülerine ve birikimlerine gereksinimi vardır. Ferrier’yi bu yüzden aklına takmıştır. Ferrier’den cam yontmaya yarayan bir alet yapmasını ister, bunun için onu yanına çağırır. Ancak bir süre sonra bu isteğinin boşa çıkacağını anlayacaktır. O dönemin koşulları içinde kim bilir belki de mektupları yerine ulaşmamıştır. Nerden yazıldığı bilinmeyen 18 haziran 1929 tarihli mektubunda Descartes Ferrier’ye der ki: “…Gene de size buraya gelin diye ricada bulunmaya cesaret edemiyorum. Ama şunu söyleyeyim ki Paris’deyken bunu düşünmüş olsaydım sizi oraya getirmeye çalışırdım. Yolculuk yapmaktan ve çölde benimle bir süre kalmaya gelmekten çekinmezseniz çalışmak için yeriniz hazır olacak, kimse sizin çabalarınıza engel olmayacaktır, size kaygı verebilecek her şeyden uzak olacaksınız; benim durumumdan daha kötü bir durumda olmayacaksınız. Birlikte kardeş gibi yaşayacağız.” Ferrier’nin susuşu bir ilgisizlikle mi bir iletişimsizlikle mi ilgilidir, hiç bilmiyoruz.

BİR CEVAP BIRAK