Dev-gençten ‘iddia’lı gençliğe

Ülkemizde 1980 öncesine kadar mevcut sisteme muhalif olma noktasında gelişen kitlesel gençlik hareketlerine rastlamak mümkün olmakla birlikte, bu gün gelinen noktada maalesef böylesi bir kitlesellik henüz oluş(a)mamıştır.


Oysa toplumun dinamik unsurunu oluşturan gençliğin, sorunlara çözüm üretme, onları çeşitli platformlarda dile getirme ve bütün bunları devrimci gençlik ruhuyla yerine getirme pratiği veya geleneği, 68 kuşağı olarak hafızalara ve Türk siyaset tarihine kazınmıştır. Hareketlerinin adı her ne kadar Dev-genç olarak kısaltılmış olsa da düşünce ufukları oldukça uzun olan 68’liler, işte böylesi tarihsel bir mirası geride bırakarak tarihteki yerlerini aldılar. Bazıları sayısız işkencelerden geçti, bazıları kişiliksizliği tercih edip arkadaşlarını sattı, bazılarıysa sisteme inat onurlu bir biçimde yaşamlarını hapishanelerde sonlandırdı. Ama akıbetleri ne olursa olsun 68 gençliği, özünde devrimci bir karakter taşıyordu dolayısıyla statükocu sisteme ve bu sistemdeki her türlü oligarşik örgütlenmeye/yapıya temelden karşıydı. Zamanında “Yaşasın tam bağımsız Türkiye”, “Kahrolsun Amerika” ve “6.Filo defol” gibi sloganvari ama bir o kadarda dirençli söylemlerle meydanlara inmişlerdi. Ama 80 darbesi, bütün şiddetini ve o korkunç sindirme psikolojisini topluma yerleştirince, gençlik de temelden bir dönüşüm geçirdi ve tankların gölgesinde yetişen yeni bir nesil yetişti.


Aynı zamanda küreselleşme denilen neoliberal hegemonyanın da dünya sahnesindeki yerini, hızla almaya başladığı 1980 ve sonrasındaki süreç, gençliği tamda bu yönde bir değişime zorlamıştır. Nitekim 1980 sonrasında, temel kurgusunu sermayenin uluslar arsılaşmasından alan küreselleşme süreci, her alanda yapısal dönüşümleri/değişimleri zorunlu kılmıştır. Söz konusu değişimlerin toplumsal yansımsından elbette ki gençlik de fazlasıyla etkilenmiştir. Bununla birlikte pratikleri bağlamında ele alındığında değişimin sonuç yansımaları olarak iki farklı gençlik paradigması ortaya çıkmış oldu:


Bir taraftan korkak, sindirilmiş, devrimci ruhu işkencelerle tasfiye edilmiş ve itirafçı sandalyesine oturtularak bizzat kişilikleriyle ve eylemleriyle alay edilmiş bir gençlik dururken, -ki bütün bunlara rağmen onurlu yarınlar adına mücadeleden asla vazgeçmeyen ve bize bu anlamda hayli değerli bir miras bırakan gençlik- öte tarafta ise yeni sürecin mantığına uygun, popüler kültürden/değerlerden fazlasıyla beslenen (“metroseksüellik” kavramı bu beslenmenin popüler ürünüdür) , günübirlik yaşayan, bırakın ülke sorunlarını kendi gündelik sorunlarına bile duyarsız kalan gençler/elemanlar yetiş(tiril)miştir. Öyle ki, 4 Ocak 2004’teki Radikal 2’de “Kampüsistan gençliği bir Türkiye gerçeği mi?” adlı yazıda da belirttiğim gibi “Kim Gitsin” mantığındaki yarışmalarla arkadaşını satmaktansa işkenceyi göze alan eski gençliğin ahlâk anlayışından, en iyi ben satarım övünmesini dillendiren yeni bir gençliğe geçtik.


Öte yandan mevcut süreçte, gençliğe yönelik bir çerçeve çizilirken, sınırlar kapitalist kar mantığına göre çizilmekte/belirlenmekte ve gençler, söz konusu sınırlar dahilinde kaldıkları sürece zararlı veya yararlı olabilmektedirler. Zira 1980 darbesiyle susturulan gençlik, şimdilerde “cep öğrenci” kampanyalarıyla adeta konuşturulmak istenmektedir. Nede olsa egemen ideolojiye ters düşecek konuşmalar, modern çağın gençlerinden(!) beklenmemektedir. Gençlik böylece bir yandan belli bir kalıba sokulmakta diğer yandan da sermaye için yeni bir yatırım/kar alanı olmaktadır. Son günlerde adı gibi iddialı bir çıkış yapan “iddia” adlı oyun, bu yönüyle elbette ki oldukça önemlidir. Söz konusu oyuna olan ilgi bir yana, oyunun bizzat kazanmaya ve kaybetmeye dayanan niteliği ve gençliğin böylesi bir kumarda temel rol oynaması gençlik üzerinden nasıl rant alanlarının oluşturulduğunu görmek açısından önemlidir. Nitekim kapitalizm tarafından birer homo economicus’a dönüştürülen günümüz gençleri, dev-gençlerin bir zamanlar yıkmak için uğraştıkları kapitalist sistemle, şimdilerde “iddiaya” girmektedirler. Tabi ki, bu iddiada kazanan taraf son kertede kapitalizmin ta kendisi olacaktır. İşte bu temelde, kısa yoldan köşeyi dönen, kapitalizmin Makyavelci mantığıyla hareket eden ve reel kazanımlar yerine nominal kazançlara itibar eden bir kuşak yetişmektedir.


Bununla birlikte yukarıdaki tablodan farklı olarak, mutlak bir determinizmle kaderciliğe prim veren, bilimsellikten uzak, eleştirel düşün(e)meyen ve kelimenin tam anlamıyla “gaza gelen” bir gençliğe de geçmiş bulunmaktayız. Geçtiğimiz yıl bayrak krizinin tırmandığı günlerde ATO başkanı Sinan Aygün’ün bir üniversite kampusünde bayrak dağıtarak gaza getirdiği gençler bu yönüyle önemli bir örnektir. Aynı şekilde askerlerin başına geçirilen çuvalın intikamını sinema filmiyle alıp, hikâyeden de olsa milli gururları okşayan çatlı-ağca konsantresi Polat Alemdar, gençliğin yeni idolü olmuştur. Dolayısıyla, Deniz Gezmişlerin bağımsızlık şiarını, kendilerince günümüzün popüler argümanlarıyla dillendiren ve Fuat Keyman’ın deyimiyle piyasada “daha çok satmaya başlayan” bir kitle ortaya çıkmış oluyor. 


Sonuç olarak vurgulamak gerekir ki, 80 sonrasında gençlik özünde iki farklı paradigma ekseninde biçimlendi/biçimsizleştirildi. Kapitalist eksende sermayeye hizmet eden ve onun belirlediği sınırlarda hareket eden gençler/iddiacılar yetişirken, diğer yandan da milliyetçi-muhafazakâr değerlere -gaza geldiği ölçüde- sahip çıkmaya çalışan ve kurtlar vadisi gibi mafya-derin devlet mecralarında dolaşan gençler veya bozkurtlar yetişmektedir. Aslında kapitalist hegemonyanın egemenlik alanına giren gençliğin yeni dünyasını “Komünist Manifestosunda” (1847) Marks şu cümle ile çok doğru bir şekilde dile getirmişti: “Burjuvazi kendi imgesinden bir dünya yarattı.” Şuan yaşadıklarımız Marks’ı haklı çıkarmaya yetmez mi?


* Arş.Gör.   


Web:http://denizozyakisir.sitemynet.com/   


 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.